18 Şubat 2009 Çarşamba

Fethullah Gülen, Bir Gece Sessizce Gelecek

Fethullah Gülen, Bir Gece Sessizce Gelecek

Mehmet Kırkıncı"ABD'den döneceğine dair kulağıma bilgiler geliyor" diyen Erzurumluların ünlü Mehmet Kırkıncı Hoca'sı, eski arkadaşı Fethullah Güleni anlattı.

Mehmet Kırkıncı, yedisinden yetmişine tüm Erzurumluların sevdiği ve saygı duyduğu aydın bir hoca... Başbakan'a da mesaj gönderen ve "Yumuşaklıktaki kuvvet sertlikte yoktur" diyen Mehmet Kırkıncı ile gazeteci arkadaşım Serhat Akkan Erzurum'da konuştu. Fethullah Gülen'i ABD'ye Bülent Ecevit'in gönderdiğini ve döneceğine dair kulağına bilgiler geldiğini anlatan Mehmet Kırkıncı, sorularımıza açık cevaplar verdi:

SA: Efendim siz Nur cemaatinin önderlerindensiniz. Said Nursi ve Nur cemaatiyle nerede ve nasıl tanıştınız?

MK: 1941-42'de benim Hacı Mustafa Necati adında bir hocam vardı. Biz ondan Arapça ders alıyorduk. Bir gün bize Bediüzzaman'ın İşaretü'l İ'caz ismindeki eserini gösterdi. Kuran'a ait bu tefsirin 1. Cihan Harbi sırasında Pasinler dağında yazıldığını söyledi. Hocamız, "Bu kitapta öyle hakikatler, nükteler var ki, ne Keşşafta ne Beyzavi'de ne de başka bir tefsirde yok. Siz tesfir ilmini tahsile başladığınızda bunu size okutacağım" dedi. Kendisine bu vesileyle bir sempatim başladı. Bir süre sonra Bediüzzaman Hazretleri'nin yazmış olduğu Gençlik Rehberi İstanbul'daki üniversite gençlerini galeyana getirdiğini duyduk, biz de galeyana geldik. Bir şekilde üstadın adresini bulduk. Dedik ki "Üstadım bize bir Gençlik Rehberi gönder." Başka bir kitap bilmiyoruz o zamanlar. Bize başka kitaplar da gönderdi. O şekilde başladık okumaya. Başladığımızda 3 kişiydik. Okuduklarımızı başkalarına da anlatmaya başladık. Cemaat olarak Risale-i Nur'da 8-10 kişiyi geçemedik. İnsanlar geliyor dinliyor ve gidiyordu. Daha sonraki yıllarda Bediüzzaman ile tanışmak için Erzurum'dan yola çıktım. Bediüzzaman'ı herkese sormamamız yönünde tavsiye almıştık. O yüzden biraz da korkuyorduk. Çekine çekine yol alıyorduk. Neyse ki Üstad Hazretlerini bulmuştuk. Zannettim ki bulutların üzerinde... Bediüzzaman bir süre sohbet etti, dinledik. Üstad 'Sizden benim istediğim gizlice muhabbet' dedi. O zaman anlamadım, daha sonra anladım. Ben askerde iken, buna dikkat etmemiştim. Askeri hapishanedeyken Üstad, Süleyman Kaya ile bana selam gönderdi ve Tedbirli olmaktan bahsetti. 'Biz bir hazine götürüyoruz. Hazine devenin üzerinde, deve yumurtaların üzerinde gidiyor. Ne deve devrilecek, ne yumurtalar kırılacak' dedi. Bunu Fethullah Hoca'ya da anlattım.

SA: Fethullah Gülen ile tanışmanız nasıl oldu anlatabilir misiniz?

MK: Osman Bektaş isminde büyük bir alim vardı. O bizim babamızın emsaliydi ve biz onu çok severdik. Bir gün; "Mehmet Efendi ben İzmir'e gideceğim orada bir iki ay kalacağım sen benim talebelerin dersini ver" dedi. Ben de bunun üzerine onun talebeleriyle tanışmaya gittim, 7-8 talebe vardı... Fethullah Gülen Hocaefendi de oradaydı. Derslere giriyorum ama benim asıl gayem Risale-i Nur'u talebelere anlatmak ve tanıtmaktı. Dersleri verdikten sonra Risale-i Nur'dan ezberlediğim yerleri Bediüzzaman Hazretlerinin ismini söylemeden anlatıyordum. Talebeler o kadar sevdiler, öyle hoşlarına gitti ki; "Ders bitse de hocamız biran evvel Risale-i Nur'dan sohbet verse bize" demeye başladılar.

SA: Fethullah Gülen'in Bediüzzaman ile tanışması nasıl oldu?

MK: Fethullah Efendi, her gün derslerden sonra benimle birlikte medreseme kadar yürümeye ve sohbet etmeye başladı. Zamanla Fethullah Efendi ile gönül gönüle girdik. Bir gün Fethullah Efendi bana; "Hocam her şeyi görüyoruz da Allah'ı neden göremiyoruz" diyence şu cevabı verdim: "Şiddeti zuhurundan... Bak güneşe, kendini göstermiyor bize; ama her şeyi gösteriyor. Şimdi hayalen güneş büyüse gelse o zaman biz ortada kalsak güneş diye bir şey kalmaz; çünkü biz güneşin içindeyiz ortasındayız." Bu söz çok hoşuna gitti. Sözün bana ait olmadığını Bediüzzaman Hazretlerine ait olduğunu söyledim. Bediüzzaman'ın ismini duymuştu, ama hiç kitabını okumamıştı. Fethullah Hocaefendi'yi Risale-i Nur okuduğumuz medreseye sohbete davet ettim. "İstersen gel" dedim ama ısrarcı olmadım. Ancak gelmesini gerçekten çok istiyordum. Fethullah Efendi, "Çarşamba günü beni götür" dediğinde çok sevindim. Geldi ve güzelce bizi dinledi. Ama nasıl karşıladığını bilmiyordum. Sonra dedi ki: "Hocam bundan sonra medreseye ben de geleceğim. Ben de bu cemaatten olacağım." Hocaefendi daha sonra bizimle birlikte kalmaya başladı. Bir gün olsun ne ahlakından ne hareketlerinden bir şikâyetim olmadı. Her geçen gün muhabbetimiz daha da arttı. O zamanlar 13-14 yaşlarındaydı.

SA: O yıllarla ilgili çok hatıranız vardır herhalde?

MK: Bir gün Hocaefendi'yi sakalları uzamış bir şekilde gördüm. Neden tıraş olmadığını sordum. Üstad'ı rüyasında gördüğünü ve sakal bırakmasını istediğini söyledi. Bunun üzerine, Ona; "Bazen rüyalar tersine yorumlanır. Sana sakalını kes demek istemiş" dedim. Sonra bir baktım ki tıraş olmuş gelmiş. Tıraşlı görünce onu öyle çok sevindim ki anlatamam.

Fethullah Hocaefendi’ye şunu söyledim; “Hazreti Allah bizim bu zayıf omuzlarımıza öyle bir hizmet yükledi ki hürriyetten daha ağır. Bu hizmet bazı sünnetlerin tersine vacip eder. Senin şimdi sakal bırakmaman vaciptir, sakal bırakman bir derttir.”

SA: Neden sakallarını kesmesini istediniz?

MK: Her Cumartesi günü Cumhuriyet Lisesi öğrencilerine Hocaefendi ile birlikte gidip seminer veriyorduk. Sakallı olarak Hocaefendi'yi oraya götüremezdim. Bir önyargı olsun istemedim. Başkası onu taklit edecek, hizmetimiz aksayacaktı.

SA: Fethullah Gülen Erzurum'dan neden ayrıldı?

MK: Ramazan'a da 15 gün vardı. Hocaefendi, "Bizim Edirne'de bir akrabamız var. Bana bir mektup yazdı, buranın hocaya ihtiyacı var, buraya gel vaaz et diye. Gideyim, orada Ramazan'ı geçirdikten sonra gelirim" dedi. Ben de "olur" dedim. Erzurum'dan ilk çıkışı böyle oldu. Başka neden arayanlar yanılıyor. Neyse, Ramazan bitti Hocaefendi ile, birlikte giden Hatem Efendi döndü, O dönmedi... Oradaki müftü, Fethullah Hoca'yı bırakmamış. Bana, "Müftünün hatırı için biraz kalayım. Ben gene gelirim" diye haber saldı. Çok rahatsız oldum, huzursuz oldum. Kurban bayramına birkaç gün kala geldi. "Hocam Suat Hoca (müftü) beni bırakmadı" dedi. Daha sonra ise asker olarak İzmir'e gitti. Bu sefer de İzmirliler alıkoydu Hocaefendi'yi... Senede iki üç defa O gelir, iki üç defa de ben giderdim. Sonra da İzmir'den İstanbul'a geçti.

SA: Fethullah Gülen'in Erzurum'dan ayrıldıktan sonraki yıllarını izlediniz mi, o yıllarla ilgili değerlendirmeniz nedir?

MK: Hocaefendi ile irtibatım hiç kesilmedi. İzmir'e gittiğinde de, İstanbul'a gittiğinde de sürekli haberleştik. Bizim gönül bağımız var onunla. Bugün de arada sırada telefonla bile olsa görüşüyoruz. Haber gönderiyorum, haber alıyorum.

SA: Fethullah Gülen'in eğitime ve okullara büyük önem vermesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

MK: Bundan kısa bir süre önce istihbarattan biri geldi. Gelen kişiye, "Sen istihbarattan geliyorsun, devletin derin yerindensin, sana bir soru sorabilir miyim diyerek" diyerek devleti idare edenlerin Fethullah Hocaefendi'ye karşı neden olumsuz tavırlılar takındığını sordum. O kişiye Hocaefendi'nin okullarını örnek göstererek, bu okulların Türkiye'nin itibarını nasıl artırdığını anlattım. Bu hizmetlerin parayla yapılamayacağını söyledim. Bu bir gönül işidir. Bu hizmet güneş gibidir. Yoksa o kadar insanı nasıl uzak diyarlara gönderebilirsiniz ki... Bunları anlatınca istihbarattan gelen kişi bile ikna oldu. Gerçekten de eğitim işi gönül olmadan, Allah aşkı olmadan yapılamaz.

SA: Fethullah Gülen Amerika'dan Türkiye'ye dönse sizce daha iyi olmaz mı?

MK: Hocaefendi buradan zulüm için gitti. Belki de burada O'nu içeri alacaklardı. O zaman Ecevit gönderdi O'nu buradan. Şimdi iyi oldu orada rahat ediyor. Dönmesini istiyorum tabi ki... Geleceğine dair kulağıma bilgiler de geliyor. Çok özledim kendisini. Dünyadaki en sevdiğim insanların başında gelir. Dönse de hiçbir şey değişmez bu ülke için. Gelse bile bir gece yarısı sessiz sedasız gelir. Bir iki hafta tartışılır, sonra yatışır ortalık.

SA: Fethullah Gülen'in Vatikan'da Papa ile görüşmesini nasıl karşıladınız?

MK: Papa ile görüşme çok yerinde oldu. Kim olursa olsun, hangi dinden olursa olsun diyalog şart. Bu millet bunu bir türlü anlamıyor. Diyalog her kesimin lehinedir. Hocaefendi'nin Papa ile görünmesi çok iyi oldu. Mesela bu diyalog olmasaydı, Afrika'ya, Almanya'ya, Hollanda'ya ve diğer tüm ülkelere hizmet gitmezdi. Almanlarla iyi geçinmeseydik oralarda cami ve medrese açamazdık. Bunlar İslamiyet'i yaymak için güzel şeyler.

SA: Sizce Fethullah Gülen Hocaefendi'nin başardı olmasının sırrı nedir?

MK: Bunu açıklamak gerçekten zor. Bunu Allah'ın bir lütfü olarak görmek gerekir. Allah hiçbir zaman bu milleti sahipsiz bırakmıyor. Yoksa biz bu gençleri nasıl bir araya toplayacaktık. Bunlara nasıl bir hedef gösterip yön verecektik. Bu tamamen bir lütuf...

SA: Hocam, 1956-1966 yıllan arasında Fethullah Gülen ile beraber oldunuz. O yılların Fethullah Gülen’i bize anlatır mısınız?

MK: Hocaefendi'nin öyle bir hafızası var ki hiçbir şeyi unutmaz. Enteresan bir hafızası vardı. Bazen ben gidip müftüden izin alırdım ara sırada Fethullah Hoca vaaz etsin derdim. Bazen cumaları müftü efendiden izin alarak herhangi bir camide vaaz ederdi Hocaefendi. Sabahtan öğleye kadar risaleden bazı yerleri ezberler, kürsüye çıkar, kekelemeden konuşurdu. Ezberleye ezberleye bu hale geldi. Onun vaaz ve nasihatleri en duygusuz insanı bile heyecana getirip ağlatır. Dünya zevkleri onu hiçbir zaman aldatmadı, ibadetine düşkündü, geceleri teheccüd namazını kılar ve secdeye kapanarak bu millet için dua ederdi. Dalalet ve sefahat girdabına düşen, dini ve milli seciyelerini kaybeden gençlerimiz için ağlar ve necatları için halisane niyaz ederdi. Onun en bariz meziyetlerinden birisi de vatan ve milletini çok sevmesi idi. Kendisi için değil milleti için yaşar ve düşünürdü. O nedenle, onun hizmetlerini çekemeyenler, ona karşı olanlar memleketin, milletin dostu değil. Bir gün adaletin zulme, hakkın batıla galebe edeceğine inanıyordu. Fikir ve irfanla ve neşriyatla insaniyete hizmet etmeyi gaye edinmişti. Hoşgörü sahibiydi.

SA: AKP ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında neler söylemek istersiniz?

MK: Bugünkü Meclis, gelmiş geçmiş en iyi Meclis... Başbakan iyi bir insan... Tabi ki hiçbir insan hatasız olmaz. Geçenlerde AKP Genel Başkan Yardımcısı Necati Çetinkaya geldi. Başbakan'a bir mesajımın olup olmadığını sordu. Başbakan'a; "Yumuşaklıktaki kuvvet sertlikte yoktur" diye bir mesaj gönderdim. İnsan bazen dayanamıyor, sert çıkışlar yapabiliyor. Abdullah Bey gibi bir insanın Reis-i Cumhur olmasını aklımızdan bile geçiremezdik. Allah'ın bir lütfü bunlar. Her gün biraz daha iyiye gidiyoruz. Herkesin içi rahat olsun, endişeye lüzum yok.


Halka ve Olaylara Tercüman
01.02.2009

Hiç yorum yok:

reklam izle kazan

SPONSOR REKLAMLAR