Allah, Allah Diye Yandım
" ALLAH, ALLAH DİYE YANDIM " /... İlâhi
Nice yerleri gezdim ben, hem de pek çok yer dolaştım
Ne yollar kat ettim, deryalar geçtim, dağları aştım
Doğru yollarımı şaştım, bazen yanlışa bulaştım
Her yol sonunda sen vardın, her sonda sana ulaştım
Hem dünyayı mekân sandım, hem de kör nefse aldandım
Sanki haram lokmaları, ecel şerbetine bandım
Bir garip kul, garip candım, ben hep hataya dayandım
Nasıl yanlışlara kandım, nasıl karaya boyandım
Mübarek zemzemin içtim, Rabbim nurunla yıkandım
Huşu-yla kendimden geçtim, gaflet, uykudan uyandım
Çünkü, çünkü ben bir kuldum, çünkü, çünkü bir insandım
Rabbim bir sana inandım, Allah, Allah diye yandım
Her derdime sen ilâcım, zikrinle diner her acım
Sensin sen tek ihtiyacım, çünkü ben sana muhtacım
Her bir melânet zuhuru, sende buldum ben huzuru
Allah, Allah diye yandım, çünkü bir sana muhtacım
Refah TORLAK / RETOR
İnsan Yağmur Gibi Olmalı rahmet bereket nur gökyüzü yer Allah nimet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İnsan Yağmur Gibi Olmalı rahmet bereket nur gökyüzü yer Allah nimet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
29 Eylül 2008 Pazartesi
2 Mayıs 2008 Cuma
İnsan, Yağmur Gibi Olmalı
İnsan, Yağmur Gibi Olmalı
Ne güzeldir ki, biz eskilerde yağmura “rahmet” derdik. Yağmur yağarken rahmet yağıyor derdi dedelerimiz. Diyeceğim o ki, yağmur rahmetin cisimleşmiş hali gibidir; rahmet heykeli gibidir her damla... Bir düşün, rahmetin heykelini yapmaya kalksaydık nasıl bir şey yapardık...
Öyle bronzdan yahut taştan olmamalı o heykel; çünkü bronz da taş da meydan okur gibi durur insana.. “Hadi oradan!” dercesine tepeden bakar sana.. Yanaştırmaz kendine..
Ama rahmet öyle değil.. İçindedir o; içinin de içinde.. Sırılsıklam sarmış seni... Kanında, terinde, gözünde, yüzünde... Yağmura bir bak; kıpır kıpır, şıpıl şıpıl yanında yörende.. Gönlünce şekiller alır her damla.. Rahmet de işte öyle sokulgandır; sessizce süzülür teninden içeri, adeta parmak uçlarına basarak girer yüreğinin odacıklarına..
Sonra, rahmetin heykeli öylece hareketsiz duruyor da olmamalı. Hiç kıpırtısız duran bir şey küskün gibidir; vurdumduymazdır, seninle ilgilenmez, umurunda değil gibisindir. Ama rahmet öyle değildir... Rahmet sana doğru koşar; sen gelince kıpırdar, yakınlığını önemser. Üstelik sen dursan da o sana akar, eline yüzüne sarılır, seni okşar... Bak; yağmur öyle değil mi... Rahmet de öyledir işte, gözüne yaş olacak kadar sırdaş, kanında dolaşacak kadar kıvrak, hamarat..
Hem sonra, rahmetin heykeli şeffaf olmalı... Ardını göstermeli sana.. Kendini saklamamalı senden. Kabuğu, boyası, foyası, kılıfı, kabı, kapağı, kapısı, duvarı, kozası olmamalı.. İçyüzü de dışyüzü de bir olmalı.. Kimseye sırtını dönmemeli. Olduğu gibi görünmeli, göründüğü gibi olmalı.. Rahmet de öyle işte.. İnce ve içten davranır sana. Gizli saklısı yoktur. Aranızdan su sızmaz.... Kabı yok ve senin için her kaba girmeye razı... Rengi yok ama her rengi giyinmeye razı. Tadı yok ama senin için her tada sızmaya razı.. Şekli yok ama her şekle girmeye razı..
Rahmetin heykelini öyle şehir meydanlarına dikmek de doğru olmaz... O zaman ayrıcalıklı görünür rahmet. Erişilmezmiş gibi, şefkatsizmiş gibi durur. O “heykel” her köşeden görünmeli, her sokağa girmeli, isteyen herkesin penceresinin önüne gelmeli.. Öyle değil mi ya yağmur? Rahmet de öyle işte. Hiç beklemediğin anda geliverir başına.. Başına gelenlerin en güzelidir.. Herkesi eşitçe kucaklar, kimseyi kimseden ayırmaz. Fakiri de ıslatır, zengini de.. Yetimi de öksüzü de sevindirir. Her sokağa taşar, her çatıya iner...
Sonra rahmetin heykeli eskimemeli ve dahi bıktırmamalı. Öyle kendi kaidesi üzerinde hep aynı yönde, aynı yükseklikten, aynı eda ile gösteriyor olmamalı yüzünü. Rahmetin heykeli, her daim taze olmalı, her gün yeniden, yeni baştan akmalı, yeni heyecanlarla kıvranmalı, yeni yüzlerle bakmalı, yüzlere yenice bakmalı, gözlere tazece dokunmalı. Yağmur da böyledir işte.. Hep yenidir; yeni baştan yağar. Her yağmur ilk defa yağıyordur; tekrarı yoktur. Her damla ilk kez toprağa değer. Hep ilk heyecanla gül yüzlere iner. Her dem taze bir şevkle gül yüzlerine dokunur.
İnsan yağmur gibi olmalı bence, herkesi ıslatabilmeli.. Rahmeti kuşanıp herkese her şeye merhamet etmeli.. İnsan sözünü yağmur gibi yumuşakça indirmeli kulaklara; kırıp dökmemeli, damla damla söylemeli, ince ince sevmeli... Şefkatli olup kimseyi küçümsememeli, hor görmemeli, kimsenin dalını kırmamalı..
İnsan yağmur gibi, bir görünmeli bir saklanmalı...Öyle ince olmalı ki, ihtiyaç duyan onu dizi dibinde bulmalı, ihtiyaç bittiğinde hiç şikayetsiz ortalıktan kaybolmalı..
Yağmur göklerden yere serinliktir; Yağmur yukarıdan aşağıya minnetsiz iniştir. Yağmura “rahmet” diyenlere yağmur damlaları sayısınca rahmet okumalı..
Vesselam..
Ne güzeldir ki, biz eskilerde yağmura “rahmet” derdik. Yağmur yağarken rahmet yağıyor derdi dedelerimiz. Diyeceğim o ki, yağmur rahmetin cisimleşmiş hali gibidir; rahmet heykeli gibidir her damla... Bir düşün, rahmetin heykelini yapmaya kalksaydık nasıl bir şey yapardık...
Öyle bronzdan yahut taştan olmamalı o heykel; çünkü bronz da taş da meydan okur gibi durur insana.. “Hadi oradan!” dercesine tepeden bakar sana.. Yanaştırmaz kendine..
Ama rahmet öyle değil.. İçindedir o; içinin de içinde.. Sırılsıklam sarmış seni... Kanında, terinde, gözünde, yüzünde... Yağmura bir bak; kıpır kıpır, şıpıl şıpıl yanında yörende.. Gönlünce şekiller alır her damla.. Rahmet de işte öyle sokulgandır; sessizce süzülür teninden içeri, adeta parmak uçlarına basarak girer yüreğinin odacıklarına..
Sonra, rahmetin heykeli öylece hareketsiz duruyor da olmamalı. Hiç kıpırtısız duran bir şey küskün gibidir; vurdumduymazdır, seninle ilgilenmez, umurunda değil gibisindir. Ama rahmet öyle değildir... Rahmet sana doğru koşar; sen gelince kıpırdar, yakınlığını önemser. Üstelik sen dursan da o sana akar, eline yüzüne sarılır, seni okşar... Bak; yağmur öyle değil mi... Rahmet de öyledir işte, gözüne yaş olacak kadar sırdaş, kanında dolaşacak kadar kıvrak, hamarat..
Hem sonra, rahmetin heykeli şeffaf olmalı... Ardını göstermeli sana.. Kendini saklamamalı senden. Kabuğu, boyası, foyası, kılıfı, kabı, kapağı, kapısı, duvarı, kozası olmamalı.. İçyüzü de dışyüzü de bir olmalı.. Kimseye sırtını dönmemeli. Olduğu gibi görünmeli, göründüğü gibi olmalı.. Rahmet de öyle işte.. İnce ve içten davranır sana. Gizli saklısı yoktur. Aranızdan su sızmaz.... Kabı yok ve senin için her kaba girmeye razı... Rengi yok ama her rengi giyinmeye razı. Tadı yok ama senin için her tada sızmaya razı.. Şekli yok ama her şekle girmeye razı..
Rahmetin heykelini öyle şehir meydanlarına dikmek de doğru olmaz... O zaman ayrıcalıklı görünür rahmet. Erişilmezmiş gibi, şefkatsizmiş gibi durur. O “heykel” her köşeden görünmeli, her sokağa girmeli, isteyen herkesin penceresinin önüne gelmeli.. Öyle değil mi ya yağmur? Rahmet de öyle işte. Hiç beklemediğin anda geliverir başına.. Başına gelenlerin en güzelidir.. Herkesi eşitçe kucaklar, kimseyi kimseden ayırmaz. Fakiri de ıslatır, zengini de.. Yetimi de öksüzü de sevindirir. Her sokağa taşar, her çatıya iner...
Sonra rahmetin heykeli eskimemeli ve dahi bıktırmamalı. Öyle kendi kaidesi üzerinde hep aynı yönde, aynı yükseklikten, aynı eda ile gösteriyor olmamalı yüzünü. Rahmetin heykeli, her daim taze olmalı, her gün yeniden, yeni baştan akmalı, yeni heyecanlarla kıvranmalı, yeni yüzlerle bakmalı, yüzlere yenice bakmalı, gözlere tazece dokunmalı. Yağmur da böyledir işte.. Hep yenidir; yeni baştan yağar. Her yağmur ilk defa yağıyordur; tekrarı yoktur. Her damla ilk kez toprağa değer. Hep ilk heyecanla gül yüzlere iner. Her dem taze bir şevkle gül yüzlerine dokunur.
İnsan yağmur gibi olmalı bence, herkesi ıslatabilmeli.. Rahmeti kuşanıp herkese her şeye merhamet etmeli.. İnsan sözünü yağmur gibi yumuşakça indirmeli kulaklara; kırıp dökmemeli, damla damla söylemeli, ince ince sevmeli... Şefkatli olup kimseyi küçümsememeli, hor görmemeli, kimsenin dalını kırmamalı..
İnsan yağmur gibi, bir görünmeli bir saklanmalı...Öyle ince olmalı ki, ihtiyaç duyan onu dizi dibinde bulmalı, ihtiyaç bittiğinde hiç şikayetsiz ortalıktan kaybolmalı..
Yağmur göklerden yere serinliktir; Yağmur yukarıdan aşağıya minnetsiz iniştir. Yağmura “rahmet” diyenlere yağmur damlaları sayısınca rahmet okumalı..
Vesselam..
Ne güzeldir ki, biz eskilerde yağmura “rahmet” derdik. Yağmur yağarken rahmet yağıyor derdi dedelerimiz. Diyeceğim o ki, yağmur rahmetin cisimleşmiş hali gibidir; rahmet heykeli gibidir her damla... Bir düşün, rahmetin heykelini yapmaya kalksaydık nasıl bir şey yapardık...
Öyle bronzdan yahut taştan olmamalı o heykel; çünkü bronz da taş da meydan okur gibi durur insana.. “Hadi oradan!” dercesine tepeden bakar sana.. Yanaştırmaz kendine..
Ama rahmet öyle değil.. İçindedir o; içinin de içinde.. Sırılsıklam sarmış seni... Kanında, terinde, gözünde, yüzünde... Yağmura bir bak; kıpır kıpır, şıpıl şıpıl yanında yörende.. Gönlünce şekiller alır her damla.. Rahmet de işte öyle sokulgandır; sessizce süzülür teninden içeri, adeta parmak uçlarına basarak girer yüreğinin odacıklarına..
Sonra, rahmetin heykeli öylece hareketsiz duruyor da olmamalı. Hiç kıpırtısız duran bir şey küskün gibidir; vurdumduymazdır, seninle ilgilenmez, umurunda değil gibisindir. Ama rahmet öyle değildir... Rahmet sana doğru koşar; sen gelince kıpırdar, yakınlığını önemser. Üstelik sen dursan da o sana akar, eline yüzüne sarılır, seni okşar... Bak; yağmur öyle değil mi... Rahmet de öyledir işte, gözüne yaş olacak kadar sırdaş, kanında dolaşacak kadar kıvrak, hamarat..
Hem sonra, rahmetin heykeli şeffaf olmalı... Ardını göstermeli sana.. Kendini saklamamalı senden. Kabuğu, boyası, foyası, kılıfı, kabı, kapağı, kapısı, duvarı, kozası olmamalı.. İçyüzü de dışyüzü de bir olmalı.. Kimseye sırtını dönmemeli. Olduğu gibi görünmeli, göründüğü gibi olmalı.. Rahmet de öyle işte.. İnce ve içten davranır sana. Gizli saklısı yoktur. Aranızdan su sızmaz.... Kabı yok ve senin için her kaba girmeye razı... Rengi yok ama her rengi giyinmeye razı. Tadı yok ama senin için her tada sızmaya razı.. Şekli yok ama her şekle girmeye razı..
Rahmetin heykelini öyle şehir meydanlarına dikmek de doğru olmaz... O zaman ayrıcalıklı görünür rahmet. Erişilmezmiş gibi, şefkatsizmiş gibi durur. O “heykel” her köşeden görünmeli, her sokağa girmeli, isteyen herkesin penceresinin önüne gelmeli.. Öyle değil mi ya yağmur? Rahmet de öyle işte. Hiç beklemediğin anda geliverir başına.. Başına gelenlerin en güzelidir.. Herkesi eşitçe kucaklar, kimseyi kimseden ayırmaz. Fakiri de ıslatır, zengini de.. Yetimi de öksüzü de sevindirir. Her sokağa taşar, her çatıya iner...
Sonra rahmetin heykeli eskimemeli ve dahi bıktırmamalı. Öyle kendi kaidesi üzerinde hep aynı yönde, aynı yükseklikten, aynı eda ile gösteriyor olmamalı yüzünü. Rahmetin heykeli, her daim taze olmalı, her gün yeniden, yeni baştan akmalı, yeni heyecanlarla kıvranmalı, yeni yüzlerle bakmalı, yüzlere yenice bakmalı, gözlere tazece dokunmalı. Yağmur da böyledir işte.. Hep yenidir; yeni baştan yağar. Her yağmur ilk defa yağıyordur; tekrarı yoktur. Her damla ilk kez toprağa değer. Hep ilk heyecanla gül yüzlere iner. Her dem taze bir şevkle gül yüzlerine dokunur.
İnsan yağmur gibi olmalı bence, herkesi ıslatabilmeli.. Rahmeti kuşanıp herkese her şeye merhamet etmeli.. İnsan sözünü yağmur gibi yumuşakça indirmeli kulaklara; kırıp dökmemeli, damla damla söylemeli, ince ince sevmeli... Şefkatli olup kimseyi küçümsememeli, hor görmemeli, kimsenin dalını kırmamalı..
İnsan yağmur gibi, bir görünmeli bir saklanmalı...Öyle ince olmalı ki, ihtiyaç duyan onu dizi dibinde bulmalı, ihtiyaç bittiğinde hiç şikayetsiz ortalıktan kaybolmalı..
Yağmur göklerden yere serinliktir; Yağmur yukarıdan aşağıya minnetsiz iniştir. Yağmura “rahmet” diyenlere yağmur damlaları sayısınca rahmet okumalı..
Vesselam..
Ne güzeldir ki, biz eskilerde yağmura “rahmet” derdik. Yağmur yağarken rahmet yağıyor derdi dedelerimiz. Diyeceğim o ki, yağmur rahmetin cisimleşmiş hali gibidir; rahmet heykeli gibidir her damla... Bir düşün, rahmetin heykelini yapmaya kalksaydık nasıl bir şey yapardık...
Öyle bronzdan yahut taştan olmamalı o heykel; çünkü bronz da taş da meydan okur gibi durur insana.. “Hadi oradan!” dercesine tepeden bakar sana.. Yanaştırmaz kendine..
Ama rahmet öyle değil.. İçindedir o; içinin de içinde.. Sırılsıklam sarmış seni... Kanında, terinde, gözünde, yüzünde... Yağmura bir bak; kıpır kıpır, şıpıl şıpıl yanında yörende.. Gönlünce şekiller alır her damla.. Rahmet de işte öyle sokulgandır; sessizce süzülür teninden içeri, adeta parmak uçlarına basarak girer yüreğinin odacıklarına..
Sonra, rahmetin heykeli öylece hareketsiz duruyor da olmamalı. Hiç kıpırtısız duran bir şey küskün gibidir; vurdumduymazdır, seninle ilgilenmez, umurunda değil gibisindir. Ama rahmet öyle değildir... Rahmet sana doğru koşar; sen gelince kıpırdar, yakınlığını önemser. Üstelik sen dursan da o sana akar, eline yüzüne sarılır, seni okşar... Bak; yağmur öyle değil mi... Rahmet de öyledir işte, gözüne yaş olacak kadar sırdaş, kanında dolaşacak kadar kıvrak, hamarat..
Hem sonra, rahmetin heykeli şeffaf olmalı... Ardını göstermeli sana.. Kendini saklamamalı senden. Kabuğu, boyası, foyası, kılıfı, kabı, kapağı, kapısı, duvarı, kozası olmamalı.. İçyüzü de dışyüzü de bir olmalı.. Kimseye sırtını dönmemeli. Olduğu gibi görünmeli, göründüğü gibi olmalı.. Rahmet de öyle işte.. İnce ve içten davranır sana. Gizli saklısı yoktur. Aranızdan su sızmaz.... Kabı yok ve senin için her kaba girmeye razı... Rengi yok ama her rengi giyinmeye razı. Tadı yok ama senin için her tada sızmaya razı.. Şekli yok ama her şekle girmeye razı..
Rahmetin heykelini öyle şehir meydanlarına dikmek de doğru olmaz... O zaman ayrıcalıklı görünür rahmet. Erişilmezmiş gibi, şefkatsizmiş gibi durur. O “heykel” her köşeden görünmeli, her sokağa girmeli, isteyen herkesin penceresinin önüne gelmeli.. Öyle değil mi ya yağmur? Rahmet de öyle işte. Hiç beklemediğin anda geliverir başına.. Başına gelenlerin en güzelidir.. Herkesi eşitçe kucaklar, kimseyi kimseden ayırmaz. Fakiri de ıslatır, zengini de.. Yetimi de öksüzü de sevindirir. Her sokağa taşar, her çatıya iner...
Sonra rahmetin heykeli eskimemeli ve dahi bıktırmamalı. Öyle kendi kaidesi üzerinde hep aynı yönde, aynı yükseklikten, aynı eda ile gösteriyor olmamalı yüzünü. Rahmetin heykeli, her daim taze olmalı, her gün yeniden, yeni baştan akmalı, yeni heyecanlarla kıvranmalı, yeni yüzlerle bakmalı, yüzlere yenice bakmalı, gözlere tazece dokunmalı. Yağmur da böyledir işte.. Hep yenidir; yeni baştan yağar. Her yağmur ilk defa yağıyordur; tekrarı yoktur. Her damla ilk kez toprağa değer. Hep ilk heyecanla gül yüzlere iner. Her dem taze bir şevkle gül yüzlerine dokunur.
İnsan yağmur gibi olmalı bence, herkesi ıslatabilmeli.. Rahmeti kuşanıp herkese her şeye merhamet etmeli.. İnsan sözünü yağmur gibi yumuşakça indirmeli kulaklara; kırıp dökmemeli, damla damla söylemeli, ince ince sevmeli... Şefkatli olup kimseyi küçümsememeli, hor görmemeli, kimsenin dalını kırmamalı..
İnsan yağmur gibi, bir görünmeli bir saklanmalı...Öyle ince olmalı ki, ihtiyaç duyan onu dizi dibinde bulmalı, ihtiyaç bittiğinde hiç şikayetsiz ortalıktan kaybolmalı..
Yağmur göklerden yere serinliktir; Yağmur yukarıdan aşağıya minnetsiz iniştir. Yağmura “rahmet” diyenlere yağmur damlaları sayısınca rahmet okumalı..
Vesselam..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)