Mektup Yarışması 1. Eser
Cennetin zirvesinde en güzel kokan gül: "sevgili peygamberim"
O gül yüzünü hiç göremedim. Gördüm ama bir perdenin arkasından. Sisli bir odada yüzün ay gibi parlıyordu. Yanındakilerin kim olduğunu anlayamadım. Ama nurdan olduklarına göre herhalde meleklerdi. Sabahleyin bir güle düşen çiğ damlası gibi seni tutup gönlüme misafir edecekken akıp gittin düşümden. Ama şuna karar verdim; senin için, senin istediğin için, her çiçeğe usanmadan konup bal toplayan arı gibi çalışacağım. Senin gönlüne giden yolun bu olduğunu kavradım.
Yerin göğün nuru, Allah'ın kulu; insanlar uçuşurken rüzgarın önündeki yaprak misali hayat yolunda, sen hayata ve en sıkı dala allah'a tutundun. O rüzgarın seni alıp götürmesine izin vermedin. Seninle beraber sana inananları da korudun.
Sevgili peygamberim senin için en yüksekte uçan bir kuşu yakalayıp sana hediye edeyim isterdim. Çünkü en yüksekler sana layık, en yüksektesin hep. Ama sen kesin o kuşu alıp gökyüzüne salıverirdin. Anlarlardı o zaman hürriyeti insanlar, anlarlardı o zaman merhameti.
Bir yağmurla gelsen efendim. Çorak dünyaya yağsan yeniden. Yağmur rahmet sen rahmetsin. Yeryüzünde muhammed, gökyüzünde ahmet'sin. Sen gelmeyeceksen eğer, zaman sel olsa. Beni alıp sana aksa. Keşke ben de senin döneminde yaşasam, dinini yaymana yardım etseydim. Sıcak günde alnından damlayan ter olmaya da razıyım. Yeter ki sana dokunabileyim. Yeter ki yüzünü görebileyim. Yeter ki berrak billur sesinden öğüt dinleyebileyim.
Hani yalnız kalıyor insan, hani bilmeden bir şeye özlem duyuyor ya; işte öyleyim. Sesimi bir ben, bir akıp giden zaman, bir de Allah duyuyor. Ama sonra anlıyorum ki özlem duyduğum şey sensin efendim.
Alnın ıssız gecede parlardı gökteki kandil gibi. Göz görmedi senden daha güzelini. Dolunay sana benzer, sen ondan aksın. Enes bin malik efendimiz der ki: "o'nun cildine dokunur, sonra ellerimi günlerce koklar, koklardım." işte o zümrüt tenine dokunmayı öyle çok istiyorum ki!
Beni en çok üzen bu mektubumun, benim yazımla yazılanın sana ulaşamayacak olması. Ama inşallah melekler mektubumun sözlerini sana fısıldarlar. Senin için öten bülbüller mektubumu sana şakırlar.
Gece kayan yıldıza binip yanına gelmeyi diliyorum efendim.
PEYGAMBERİMİZ HZ.MUHAMMEDE MEKTUP ÖRNEKLERİ KUTLU DOĞUM HAFTASI KOMPOZİSYON ÖRNEKLERİ DİL VE ANLATIM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
PEYGAMBERİMİZ HZ.MUHAMMEDE MEKTUP ÖRNEKLERİ KUTLU DOĞUM HAFTASI KOMPOZİSYON ÖRNEKLERİ DİL VE ANLATIM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
11 Ocak 2009 Pazar
15 Aralık 2008 Pazartesi
bir taş kadar değeri olmayan acizden Resulullah'a arzuhal...
MEKTUP
FATMA YILMAZ
bir taş kadar değeri olmayan acizden
Resulullah'a arzuhal...
Sultanım Efendim!
Güllerin kokusuyla, bülbüllerin ötüşüyle, güneşin sıcağıyla, feleklerin dönüşüyle, bebeklerin ağlayışıyla, Allah'ın muttaki kullarının yalvarışıyla, en önemlisi kâinatın sahibi olan Allah'ın sana değer verişiyle...
Sana yakışan öyle bir selâm olsun ki, âlemlerin Rabbinden başlayarak meleklerin katıldığı ve inananlara da emir buyurduğu bir selâmla selâmlıyorum seni Sultanım!
"Esselatü vesselâmü Aleyke Ya Resûlallah!"
"Esselatü vesselâmü Aleyke Ya Habiballah!"
"Esselatü vesselâmü Aleyke Ya Nebiyallah!"
Sultanım!
Asrı Saadetteki sahabelerin sana "anam babam feda olsun" buyur Ya Resûlallah diyebiliyorlardı.
Ancak ben yaşadığım asrın içerisinde, bunu diyemediğim için utanıyorum.
Sultanım!
Hani Ebrehe'nin Kâbe'yi yıkmaya gelen ordusunu yerle bir eden Ebâbil kuşlarının attıkları taşlar kadar da olamadığıma utanıyorum.
Sultanım!
Hani zalim asrımızın mazluma karşı tanklarla hücum eden kâfirin ordusu karşısında, taşlarla savunmaya çalışan gencin elindeki bir kuş lastiğinin fırlattığı bir taş olamadığıma utanıyorum.
Sultanım!
Dedim ya ben bir taş kadar bile değilim...
Değilim Efendim!
Sultanım!
Yalnız seni sevdiğimi dile getirebilmek için, bir taş kadar değerim olmasa da, zulmün karşısında duramasam da, haykıramasam da sessiz kalemimle yazıyorum ki;
"Seni Çok Seviyorum" sultanım!
Bu cesaretimi bağışla, bu aciz halimle sana yazma cüreti gösterdiğim için bağışla, ne olur, ne olur Efendim...
Sultanım!
Kalbimle inanıyorum ve şahadet ediyorum, cihana duyurmak istiyorum.
Sen Allah'ın kulu ve elçisisin
Sen yeryüzüne gönderilmiş bir Rahmetsin!
Sen bütün insanların efendisi, benim biricik Peygamberimsin, şefaatçimsin.
Sultanım!
Sen Rabbimizin "Size kendi içinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, size ağır gelen bir şey onu çok üzer, o size çok düşkündür, müminlere karşı çok şefkatli, çok merhametlidir" buyurduğu önderimsin... Sultanım!
Kâinat seninle aydınlandı, insanlık seninle insan oldu...
Sevgisiz gönüller seninle sevgi buldu, çiçekler bile kokusunu senden aldı.
Sen Efendim, taştan daha katı kalblere
Rahmet oldun, nur oldun.
Seninle insanlık hayat buldu...
Ebubekir seninle Ebu Bekir oldu.
Ömer seninle adaletli, Ömer oldu.
Osman, Ali hepsi seninle kişiliklerini buldular, onlar seni sevdi, senden şeref buldular.
Sultanım!
Öyle bir emanetler ki, insana şahsiyet ve kişilik kazandıracak, bütün maddi ve manevi putları kıracak, Allah'tan başkasına kul, köle olmayacak, bir davanın sancağını göğüsleyemedim Musab gibi...
Öyle bir emanettir ki, kadına verdiğin değeri, temizliğe verdiğin değeri, insanlar arasında ayrımcılığı, ırkçılığı, kavmiyetçiliğin yasak ettiğin, fakiri gözetlediğin, adalete verdiğin değeri, müminlerin arasındaki bağlarının çözülmesi, komşu haklarının gözetlendiği bir davanın savunuculuğunu, hayata geçmesi için, bu tevhid inancını yeryüzüne uygulayamadım diye utanıyorum Sultanım!
Hurma kütüğü kadar, bile, bu halime ağlayamadım...
Gül yüzüne nasıl bakacağım, bilemiyorum, bilemiyorum...
Huzuru ilâhiyede cevap olarak "Ya Rabbi Resulullah'ın emanetlerine sahip çıktım" nasıl diyeceğim...
Sultanım!
Sana lâyık olamadığım için affet beni Sultanım... Affet dedim ya ben bir taş kadar bile değilim!
Ama Efendim! Şunu da biliyorum Sen Allah'ın Rahmet deryasında büyük Rahmet, ben ise o Rahmet deryasına atılan, aciz bir küçük taşım. Rahmetin ıslatır belki beni de... Onun için sana bu mektubu yazdım.
Sultanım, Efendim, Peygamberim....
Deryanın dibinden sana binlerce Selâm, binlerce Sâlat olsun... Dünyaya gelişinin, bana da Rahmet olabilmesi dileğimle...
FATMA YILMAZ
bir taş kadar değeri olmayan acizden
Resulullah'a arzuhal...
Sultanım Efendim!
Güllerin kokusuyla, bülbüllerin ötüşüyle, güneşin sıcağıyla, feleklerin dönüşüyle, bebeklerin ağlayışıyla, Allah'ın muttaki kullarının yalvarışıyla, en önemlisi kâinatın sahibi olan Allah'ın sana değer verişiyle...
Sana yakışan öyle bir selâm olsun ki, âlemlerin Rabbinden başlayarak meleklerin katıldığı ve inananlara da emir buyurduğu bir selâmla selâmlıyorum seni Sultanım!
"Esselatü vesselâmü Aleyke Ya Resûlallah!"
"Esselatü vesselâmü Aleyke Ya Habiballah!"
"Esselatü vesselâmü Aleyke Ya Nebiyallah!"
Sultanım!
Asrı Saadetteki sahabelerin sana "anam babam feda olsun" buyur Ya Resûlallah diyebiliyorlardı.
Ancak ben yaşadığım asrın içerisinde, bunu diyemediğim için utanıyorum.
Sultanım!
Hani Ebrehe'nin Kâbe'yi yıkmaya gelen ordusunu yerle bir eden Ebâbil kuşlarının attıkları taşlar kadar da olamadığıma utanıyorum.
Sultanım!
Hani zalim asrımızın mazluma karşı tanklarla hücum eden kâfirin ordusu karşısında, taşlarla savunmaya çalışan gencin elindeki bir kuş lastiğinin fırlattığı bir taş olamadığıma utanıyorum.
Sultanım!
Dedim ya ben bir taş kadar bile değilim...
Değilim Efendim!
Sultanım!
Yalnız seni sevdiğimi dile getirebilmek için, bir taş kadar değerim olmasa da, zulmün karşısında duramasam da, haykıramasam da sessiz kalemimle yazıyorum ki;
"Seni Çok Seviyorum" sultanım!
Bu cesaretimi bağışla, bu aciz halimle sana yazma cüreti gösterdiğim için bağışla, ne olur, ne olur Efendim...
Sultanım!
Kalbimle inanıyorum ve şahadet ediyorum, cihana duyurmak istiyorum.
Sen Allah'ın kulu ve elçisisin
Sen yeryüzüne gönderilmiş bir Rahmetsin!
Sen bütün insanların efendisi, benim biricik Peygamberimsin, şefaatçimsin.
Sultanım!
Sen Rabbimizin "Size kendi içinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, size ağır gelen bir şey onu çok üzer, o size çok düşkündür, müminlere karşı çok şefkatli, çok merhametlidir" buyurduğu önderimsin... Sultanım!
Kâinat seninle aydınlandı, insanlık seninle insan oldu...
Sevgisiz gönüller seninle sevgi buldu, çiçekler bile kokusunu senden aldı.
Sen Efendim, taştan daha katı kalblere
Rahmet oldun, nur oldun.
Seninle insanlık hayat buldu...
Ebubekir seninle Ebu Bekir oldu.
Ömer seninle adaletli, Ömer oldu.
Osman, Ali hepsi seninle kişiliklerini buldular, onlar seni sevdi, senden şeref buldular.
Sultanım!
Öyle bir emanetler ki, insana şahsiyet ve kişilik kazandıracak, bütün maddi ve manevi putları kıracak, Allah'tan başkasına kul, köle olmayacak, bir davanın sancağını göğüsleyemedim Musab gibi...
Öyle bir emanettir ki, kadına verdiğin değeri, temizliğe verdiğin değeri, insanlar arasında ayrımcılığı, ırkçılığı, kavmiyetçiliğin yasak ettiğin, fakiri gözetlediğin, adalete verdiğin değeri, müminlerin arasındaki bağlarının çözülmesi, komşu haklarının gözetlendiği bir davanın savunuculuğunu, hayata geçmesi için, bu tevhid inancını yeryüzüne uygulayamadım diye utanıyorum Sultanım!
Hurma kütüğü kadar, bile, bu halime ağlayamadım...
Gül yüzüne nasıl bakacağım, bilemiyorum, bilemiyorum...
Huzuru ilâhiyede cevap olarak "Ya Rabbi Resulullah'ın emanetlerine sahip çıktım" nasıl diyeceğim...
Sultanım!
Sana lâyık olamadığım için affet beni Sultanım... Affet dedim ya ben bir taş kadar bile değilim!
Ama Efendim! Şunu da biliyorum Sen Allah'ın Rahmet deryasında büyük Rahmet, ben ise o Rahmet deryasına atılan, aciz bir küçük taşım. Rahmetin ıslatır belki beni de... Onun için sana bu mektubu yazdım.
Sultanım, Efendim, Peygamberim....
Deryanın dibinden sana binlerce Selâm, binlerce Sâlat olsun... Dünyaya gelişinin, bana da Rahmet olabilmesi dileğimle...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)