8 Şubat 2009 Pazar

Fırtına, Denizli'yi vurdu

Fırtına, Denizli'yi vurdu
Denizli'de öğle saatlerinde başlayan kuvvetli rüzgar nedeniyle reklam panoları ve ağaçlar yerlerinden söküldü.

Denizli'de dün gece etkili olan yağışın ardından öğle saatlerinde başlayan ve saatteki hızı 60 kilometreye ulaşan lodos, yaşamı olumsuz etkiliyor.

Şiddetli lodos nedeniyle, işyerlerindeki afiş ve reklam panoları yerlerinden söküldü.

Delikliçınar Alanı'ndaki bir işyerinin reklam panosunun üzerine düştüğü park halindeki araçta ise maddi hasar oluştu.

Şiddetli rüzgar, Denizli Öğretmenevi'nin bahçesinde de bir ağacın devrilmesine neden oldu.

Yetkililer, lodos dolayısıyla vatandaşlardan tedbirli olmalarını istediler.
08.Şubat.2009 19:20:26

Meğer neymiş bu cihad!

Bankalı ilişkilere daldığımızdan beri, cihad kelimesini gündemimizden düşürmüştük. Tarihin eskimiş sayfalarında, çocuklara çizgi film üretmek için gerekli senaryoların yazılmasında kullanılan kavramlar arasına gömülmüştü cihad. Cihad ve mücahid, toplumdan uzaklaştı. Öyle uzaklaştı ki, cihaddan söz açan hatiplerin konuşması aşırı bulundu. Cihaddan söz eden âlimler, küfre karşı kıyama davet eden liderler yabana atıldı.

* Meğer neymiş bu cihad! -

O kadar uzaklaşıldı ki, en iyi 'hoca' evinde ve işinde oturmayı tavsiye eden hoca oldu. Âlimlik bir tür bürokratlık haline geldi. Kâğıt üzerinden her şeyin yürütülebileceği, cihadın zamanının geçtiği bize inandırılmaya çalışıldı. Hocalardan, davetçilerden biri cihadı gündeminde tutmuyorsa o, güçlülerin medyasında kendine yer bulabildi. Önüne mikrofonlar kondu. Ahiret için yaşayan bir ümmet olduğumuz halde dünyevileşmede, ahireti inkâr edenlerle yarışır hale geldik.

Otel odalarında görüşerek, karşılıklı diplomasi ile müminlerin dertlerinin giderileceğine, silahı ve cihadı konuşmanın geleceği tehlikeye atmak olduğuna ikna edilmeye çalışıldık.

Genelde kâfirlerin, özelde de Yahudilerin nesi değişti? Saadet asrına göre küfür daha esnek hale mi geldi? Bizim hocalarımız, davetçilerimiz, dava önderlerimiz Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemden daha nazik, daha emin mi oldular da küfür ehlini ikna edebileceklerine inandılar?

İnsanlık dünya turuna çıktığı zamandan beri, elinde sopası olmadan kimin sözü dinlendi? Gücü olmayanın sözü olur mu hiç?
Cihadın gereksiz olduğu bir dönem gelecekti de neden cihad, İslam'ın zirvesi oldu?

Elbette cihadı, silahı, Allah yolunda can ve mal fedakârlığını şu anda gerekli görmeyen müminler, bu düşüncelerini akide zafiyetlerinden dolayı dillendirmiyorlar. Onlar da Allah'ın dini için üstünlük talep ediyorlardır. Sadece bir gerçeği görmezden geliyorlar ya da zanları onlara ağır basmaktadır. O gerçek de şudur: Küfür tarafında hiçbir gevşeme yoktur. Âdem'in önünde secde etmeyen İblis'in itirazındaki mantık ne ise bugünkü küfrün mantığı aynı anlayış üzerine kuruludur. Hiçbir şey değişmemiştir. Müminler hiçbir dönemde sözle ve otel odalarında, konferans salonlarında yaptıkları faaliyetlere güvenerek dinleri için gerekeni yapmış olamazlar. O tür faaliyetler de gerekli olmakla beraber, mal ve can üzerine dayalı cihadın yerini tutması mümkün değildir. Namazın, orucun yerini tutmayacağı gibi bir hakikattir bu. Nasıl namaz kendi başına bir boşluğu dolduruyor, oruç da kendi başına başka bir boşluğu dolduruyorsa cihad ve diğer İslam'ı ayakta tutma çalışmaları da böyledir; her birinin yeri başkadır ve biri diğerinin yerine kaim olmaz.

Cihadı gündemimizden düşürdüğümüzden beri, yeryüzünün itilenleri haline geldik. Müslüman halkların başında duranlar, rucûletlerini tartışma konusu haline getirecek tavırlara mahkûm oldular.

Müslümanlar olarak yaşadığımız son olaylar, Filistin topraklarında Hamaslı kardeşlerimiz bize, unuta yazdığımız en büyük gerçekleri hatırlamaya vesile oldular. Allah onlardan razı olsun. Bir milyarın yükünü bir avuç mücahid olarak yüklendiler. Dönemimize, gelecek kuşaklara önemli dersler verdiler.

İsrail'in yıkılıp gitmesi, ona destek olan güçlerin tarihe gömülmesi değil şimdiki beklentimiz. Önce bizim, onların önünde yok olmayacağımıza inanmamız gerekiyordu. Onların aşılamaz güçlerin sahibi olmadıklarına, imanımızın bizi çaresiz bırakmayacağına imanımız tam olmalıydı. Onları olduklarından daha fazla büyüttüğümüze onlar da şaşmışlardı. Şimdi ise onlar şaştı biz uyandık. Taşlar yerinden oynadı. Öldürmekle yok edilemeyecek bir ümmet olduğumuzu bilmiş olmamız büyük bir zaferdir. Sorun bizim kendi değerimizi inkâr edişimizle başlamıştı. Bu husustaki dönüş en büyük kazancımızdır. Yoksa şehide ağlayacak kadar cahil değiliz.

Kuşatmayı da ilk defa gören bir ümmet değiliz. Sevgili Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz de kuşatıldı. Aylarca Şib'a vadisinde muhasara gördü. Aynı vadiye muzaffer ordularıyla döndüğü yıllarda, kuşatma kararını verip, uygulayanların çoğu cehenneme yuvarlanmışlardı. Kuşatılmış olmak kaybetmek değildir. Allah'ın lütfüyle nice kuşatılanlar galipler olarak kuşatıldıkları vadilerden çıkmışlardır.

Yahudi zulmüne maruz kalan ve şanlı bir direnişle ayakta kalan kardeşlerimizden çok şey öğrendik:
Bir:

Sıkıntılarımızın nedenleri üzerine düşünmeye sevk ettiler bizi. Hızlanarak devam eden dünyevileşme, hadisteki ifadesiyle ölümden nefret ve dünya sevgisi sonucu başımıza gelen çerçöp haline gelme nedenlerimizi tahlil etmeye başladık.

Nereye doğru sürüklendiğimizi düşünecek fırsat bulamıyorduk. Ebedi kalınacak bir dünya oluşturacakmışçasına madde âlemi bizi kuşatmış durumdaydı. Başımızı ve sonumuzu düşünme fırsatı bulduk. Şehadetin lezzetini tadanlara imrendik. Küçük bebeklerin, büyük adamların yerine hedef alındığını görmek, katılaşan kalplerimizi yumuşattı. Erkekleşmiş kadınlarımızla onur duyduk. Ümmetimizin hâlâ cihad ruhunu kaybetmediğini görmek bizim için güzel bir teşvik oldu.

Aylarca kuşatılmış bir toprak parçasında, açlık sınırında bir hayat yaşadıkları halde, teneke parçalarından dev teknolojilere karşı silah üretebilen kardeşlerimizle iftihar ettik. Çanakkale ruhu gözlerimizde canlandı. Mümin için 'olmaz'ın olmayacağını idrak ettik. Erkekleşen kadınlar, devleşen çocuklar umudumuz oldu, iftihar vesilemiz oldu.

Kalplerimize muhteşem sinyaller gönderdiler. O sinyallerle dua meclisleri kurduk, camilerde toplandık. Meydanlara doluştuk.
İki:

Kardeşlerimiz bize ümmetimizin tek bir ümmet olduğunu hatırlattı. Başkalarının cetvellerle çizdiği sınırlar yüzünden ayrı kalmamızın yanlışlığını anlattı. Bir avuç kardeşimiz için bir buçuk milyarımız tek yürek olduk. Mezheplerimiz, cemaatlerimiz, ülkelerimiz, coğrafyalarımız, yönetim farklılıklarımıza rağmen mesafeler kalktı. Kimi malıyla, kimi bedeniyle, kimi duasıyla, kimi gözyaşıyla desteğe koştu. Kardeşlerimizin şanlı direnişi sayesinde aramızdaki ihtilafları unuttuk. Kâ'be'nin bizi etrafında döndürdüğünü hatırladık.

Yahudilerin ifsatçı ve katliamcı kimlikleri sayesinde sadece Müslümanlar olarak biz değil, İslam'la ilgisi bulunmayan milletler bile, şerrin merkezini tanımaya yakın oldular.

Cihad sayesinde küçük dertlerimizi bir kenara bırakma denemeleri yaptık. En azından asıl derdin ve asıl çarenin örneğini gördük. Fiilen katılmadığımız halde cihad heyecanı kuşattı bize. Evlerimizin hali, mobilyalarımız bizi düşündürdü.
Üç:

Bu mücahid kardeşlerimiz, içimizdeki münafıkları tanımamıza vesile oldular. Ekonomik ve siyasi endişelerinden dolayı kenarda kalmayı tercih eden, fırsat buldukça küfür tarafının gücünü şişirenleri tanıma fırsatı bulduk. Kiminle yola çıkılıp kiminle çıkılmayacağını tanıdık. Mü'min kimliğimizle bulunmaması gerektiği halde bizde bulunan açıkları tespit edebileceğimiz fırsatlar önümüze geldi.
Dört:

'Güç' mefhumunun gözümüzde nasıl tahrif edildiğini gördük. Allah'a imanın önünde setlerin dayanamayacağını gözlerimizle gördük. Sabreden kardeşlerimiz destanlar yazdılar. Büyük diye öne çıkarılanların büyüklüklerinin izafi olduğuna şahit olduk. 'Bir saatte bitirecekleri işlerini' bir ayda bile bitiremediklerini, aslında iddia edildikleri gibi olmadıklarını gördük. Tankın içinden çıkamayan zırhlı askerler onların yüz karası oldu. Müminlerin aylarca süren kuşatmaya rağmen konserveyle beslenip, kutularını da silaha dönüştürdüklerini görmek içimizi açtı. Mutlu olduk. Güç ve kuvvetin Allah'ta olduğunu, O'nun yardımını hak edenlerin asla zarar etmeyeceğini anladık.
Beş:

Küfür ehlinin barıştan ne anladığını öğrendik. Onlar için anlaşmanın, imzanın hiçbir değeri olmadığını, iman ehline karşı tek vücut olduklarını bir kere daha müşahede ettik. Yeri geldiğinde zulümlerini insanlık, ifsatlarını hizmet, hırsızlıklarını yatırım, sömürülerini destek olarak sunabildiklerini açıkça gösterdiler bize.

Kâfirlerle nihai barışı düşünmenin saflık olacağını, onlarla uyumun mümkün olmadığını, tek bir mümin hayatta kaldığı sürece onların şer planından vazgeçmeyeceğini gördük. Gördüğümüze yer gök şahit oldu. Onlara meyletmenin sonunun esaret olacağını idrak ettik.

Birleşmiş milletler, şu veya bu, onlara ait ne kadar kurum varsa, onların hizmetini görmek için kurulmuşlar, insanlara sundukları hakların onlardan artan haklar olduğunu öyle bir anladık ki, biiznillah bize yetecektir. Müminlerin eliyle kurulup, yürütülmeyen hiçbir kurumun mümin için yarar sağlamayacağını öyle bir anladık ki!

Küfrün bir cephe, imanın bir cephe olduğu bundan daha iyi nasıl anlatılabilirdi?
Altı:

Bize ait kavramlardan olan, yardımlaşmayı, sadakayı ihya etmemize neden oldular. Zenginlerimiz bir yana, ahırında iki ineğinden başka bir şeyi bulunmayan müminler dahi yardım seferberliğine katıldı. Çeyizler, takılar gönderildi. Sadakanın ihya edilişi onlara da umut oldu.

Bir zamanlar Anadolu işgal edildiğinde, kadınlarının küpelerini, takılarını toplayıp yardım olarak gönderen Hindistanlı Müslüman kardeşlerimizin duygularını yaşadık. Meğer ne güzel bir şeymiş kardeşinle ilgilenmek. Kardeş için fedakârlık ne büyük mutlulukmuş! Malını, evini ikiye bölen ashap ne derin hazlar yaşamışlar da biz ondan mahrum kalmışız!

Cihada katkı sağlamak, evdeki sofradan alıp, cihadda babası ölen yetimin sofrasına koymak bu imiş meğer. Cihadda kullanılan bir merminin bedelini ödemiş olmak ne büyük isabet, ne hoş bir duyguymuş meğerki!

Allah kardeşlerimizden razı olsun. Nerdeyse unutacağımız şeyleri bize hatırlattılar. Bize düşmanımızı, dostumuzu gösterdiler. Dalıp gittiğimiz gafletimizden uyandırdılar bizi. Onlar intifada (silkinme) içinde oldu, biz silkindik, uyandık. Allah yolunda harcamak, cihada infak etmek, mücahidin arkasında durmak anlatılmayıp yaşanır şeylermiş; yaşandı da!
Yedi:

Neredeyse, küfre karşı ayakta durmaya çalışan her mümin için kullandıkları 'terörist' kelimesine biz de inanacaktık. Bu cihad sayesinde gördük ki onlar, önlerinde eğilmeye yanaşmayan, verdikleri bahşişleri kabul etmeyen, dinini esas aldığı bir hayat yaşamak isteyen herkesi terörist olarak tanıtıyorlar. Onların düzeneğine takılanlar ılımlı, uyumlu; sebat edenler radikal, aşırı! Sen neymişsin be cihad, bize neler öğrettin!
Sekiz:

Bu cihad, Müslümanların başında yönetici vasfıyla tutulanları, bir daha gizlenemeyecekleri şekilde ifşa etmiştir. Kızılhaç yetiklisi kadar bile tepki veremeyişlerinin nedenini bütün Müslümanlar çok iyi anladılar.
Dokuz:

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, ümmetinin ayakta kalan kadrosunun sürekli bulunacağını, aykırı davrananların onları yıldırmayacağını, kıyamet vakti gelinceye kadar bu durumun böyle devam edeceğini haber vermişti. İnşallah kardeşlerimiz bu haber verilenlerden olmayı başarmışlardır.
On:

Kulaklarımıza küpe olacak bir hakikati mücahid kardeşlerimiz bize hatırlatmış oldular. Hadis kitaplarında kalan bir uyarıyı önümüze getirdiler:

'Müminin şeref ve namusunun çiğnendiği bir yerde onu yalnız bırakanı Allah, yardıma muhtaç olduğu bir günde yardımsız bırakacaktır!' Müsned-i Ahmed, 16081

Makamlarını ve banka hesaplarını kolladıkları için mümin kardeşlerinin ezilmesine, yok edilmesine ses çıkaramayan sözde yöneticiler, Allah'ın onları rezil edeceği, kimseden yardım alamaz halde bırakacağı güne koşmaktadırlar.

Hüküm Allah'ındır, galip O'dur.

Külbastı

Malzemeler: 1 kg. kemiksiz fileto çıkarılmış koyun eti, 1 baş sarımsak, 2 fincan sirke, 50 gr. tereyağı, et suyu, toz karanfil, kimyon, tarçın, karabiber, tuz.

Etler tuzlanıp fırın ızgarasında pişirilir, üstlerine tereyağı sürülür. Etler bir tepsiye dizilir. Üzerine ezilmiş sirkeye karıştırılmış sarımsaklar ve et suyu dökülür. Karanfil, karabiber, kimyon serpiştirilip ağır ateşte suyu çektirilir. En son kalan suyuna bir tatlı kaşığı un ilave edilip hafif koyulaştırılır. Etlerin üzerine gezdirerek servis yapılır.

Mekke döneminde Müslüman kadın

Hz. Peygamberin ilk hanımı olan Hz. Hatice'nin İslâm'ı kabul eden ilk kişi olduğunu kesin olarak biliyoruz. Hz. Hatice'nin, ekonomik yönden kocasına bağımlı olmaması, O'nun, İslâm'ı sadece Hz. Peygamberin hanımı olduğu için kabul etmiş olabileceği ihtimalini ortadan kaldırır. İsteyerek, özgür iradesiyle kabul etmiştir. İnanan ilk kişi, bir kadındır. Hz. Hatice örneğinden, toplum içinde Müslüman'ın kadının rolünün ne olması, nasıl olması gerektiğini çıkarmamız hem kolay hem de her zamankinden daha fazla gerekli olacaktır.

* Mekke döneminde Müslüman kadın -


İlk vahiy geldiği sırada Hz. Peygamber, eşine: "Ey Hatice bana ne oluyor? Gerçekten ben canımdan korktum." der ve başından geçenleri anlatır. Hz. Hatice, Efendimiz (sav)'a: "Öyle deme, sevin, Allah'a yemin ederim ki, Allah seni hiçbir zaman utandırmaz. Yine Allah'a yemin olsun, sen akrabanı gözetir, doğru söyler, güçsüzlerin yükünü yüklenir, misafiri ağırlar ve doğruların yardımcısı olursun." diyerek kocasına güvenini ve desteğini daha işin başında ilan eder. Hz. Hatice'nin rolü, Müslüman kadının örnek alması gereken roldür.

Hz. Hatice İslâm'a girdikten sonra onun, Hz. Peygamberden olan kızları Rukiyye, Zeyneb, Ümmü Gülsüm ve Fatıma da Müslüman olurlar. İslâm'ın kadınlar arasında yayılmasının sebepleri arasında, Hz. Peygamberle akrabalığın önemli bir yeri olduğu anlaşılmaktadır.

Hz. Peygamber, Kur'ân'ı tebliğ etmekle görevlendirildiği zaman, bu işe akrabalarından başlaması yolundaki ilahî emri yerine getirirken Safiyye bint Abdül Muttalib ve kendi kızı Fatıma'ya tebliğde bulunması da dikkate değerdir.
Kadınların, İslâm'a girdikleri tarihler genelde kaynaklarda belirtilmemiştir. Kaynaklardaki çeşitli ifadeleri dikkate alarak, Hz. Peygamberin yakın akrabalarından olan bu kadınların, İslâm'ın ilk yıllarında Müslüman olduklarını söyleyebiliriz. Kadınların İslâm'a girmelerinin sebeplerinden bir diğeri de onların psikolojik yapılarıdır, diyebiliriz.

Ebu Sufyan, Bizans kiralı Herakleis'e İslâm'a girenler hakkında bilgi verirken: "Muhammed'e uyanlar zayıflar, miskinler, gençler ve kadınlardır" der. Efendimiz (sav)'ı kutlu yürüyüşünde önce kadınlar desteklemiştir.
Ayrıca ilk Müslüman erkeklerden olan Hz. Ebu Bekir, Hz. Osman, Talha, Zübeyr, Abdurrahman b. Avf ve Ammar b. Yasir'in annelerinin Müslüman oldukları rivayet edildiği halde aynı insanların babaları hakkında böyle bir genelleme yapımamaktadır.
Mekke döneminin ilk yıllarında, toplumda güçsüz insanların İslâm'ı seçmeleri ve bundan dolayı zulüm ve işkencelere maruz kalmaları, acıma duygusu taşıyan bazı kimseleri, özellikle erkeklere göre bu duyguları daha güçlü olan kadınları, etkilediği söylenebilir.

Hz. Peygamberin amcaları Ebu Leheb ve Ebu Talib'in Müslüman olmadıkları; Abbas'ın ise sonraki yıllarda İslâm'a girdiği rivayet edilir. Hâlbuki Ebu Talib'in eşi Fatıma bint Esed'in kocasının ölümünden sonra İslâm'a girdiği ve Abbas'ın hanımı Lubane bint el-Haris'in ise Hz. Hatice'den sonra Müslüman olan ilk kadın olduğu rivayet edilmektedir.
Cahiliye toplumunun kadına olumsuz bakışının da, onların İslâm'a girmelerinde etkili olduğu söylenebilir.
Yukarıda bahsedilen değerlendirmelerden, İslâm'ın ilk yıllarında Müslüman olan kadınların sayısının erkeklere oranla daha çok olduğu sonucu çıkar.
İslam uğruna ilk sıkıntıları, kadınlar çekmişti

Kur'ân'ın ifadesiyle 'mustazaf' (güçsüz) durumda olan Mekke Müslümanlarının, "halkı zalim olan şehir (Mekke)" de her türlü işkence ve baskılara uğradıkları anlaşılmaktadır.

Mekkeli Mahzum oğullarının azatlı kölesi olan Sümeyye bint Hubbat, ailesiyle beraber Mekke devrinin ilk yıllarında İslâm'a girer. Mahzumîlerin, İslâm'a girdiklerini açıklayan bu aileyi, dinlerinden vazgeçirmek için öğle sıcağında Mekke'nin kızgın kumlarına çıkarıp işkence ve eziyet ettikleri rivayet edilmektedir. Bir gün yine aynı işkence yapılırken, Ebu Cehil, ailenin yaşlı hanımı Sümeyye'yi, sapladığı harbesiyle şehit eder. Dininden dönmediği için hayatını kaybeden bu kadın, Ammar b. Yasir'in annesi ve İslâm'ın ilk şehididir. İslam'ın ilk şehidi de bir kadındır.
Habeşistan hicretinde kadınlar

Hz. Peygamber, Mekke'de baskı ve işkenceye uğrayan Müslümanların Habeşistan'a sığınmalarını söyler. Bunun üzerine Müslümanlardan bazıları, inançları uğrunda vatanlarını terk etmeye karar verir.

Bunlar arasında inanmış kadınlar da bulunmaktadır. Müslümanların, Habeşistan'a hicretlerinin ve burayı tercihlerinin elbette çeşitli sebeplerinden söz edilebilir. Bu sebepler arasında, Hz. Peygamberin dadısı Ümmü Eymen'in Habeşistanlı olması ve İslâm'dan önce aynı ülkeden biriyle evlenmesi de düşünülebilir.

Habeşistan'a göç etmeye mecbur olan Müslüman kadınların, gidiş, dönüş ve orada kaldıkları sırada, Mekke'deki gibi olmasa da, yine sıkıntılara uğradıkları ifade edilmektedir.

Hz. Peygamberin kızı Rukiyye ile evli olan Utbe b. Ebu Leheb, 'Tebbet sûresi' nazil olduktan sonra O'ndan ayrılır. Hz. Osman'la evlenen Rukiyye'nin, kocasıyla beraber ilk kafile ile Habeşistan'a hicret ettiği, yolculuk esnasında düşük yaptığı ve güzelliğinden dolayı orada rahatsız edildiği rivayet edilmektedir.

İslâm'ın Habeşistan'da yayılmasında kadınların da katkılarının olduğu söylenebilir.

Ubeydullah b. Cahş, hanımı Ümmü Habibe bint Ebi Sufyan ile hicret ettiği Habeşistan'da İslâm'ı bırakıp Hıristiyanlığa girer. Ümmü Habibe ise, kocasına yanlış hareket ettiğini söyleyerek, dininde sebat eder ve kocasına uymaz. Bu sebatını kocasının ölümünden sonra da devam ettirir Ümmü Habibe.

Anne-babalar için disiplin kuralları

Disiplin denince pek çok kişinin aklına ceza gelir. Ancak disiplin, ceza vermek değil, eğitmek, bilgilendirmektir. Pozitif yöntemlerle yapılan bu eğitimle çocuk özgüvenini ve kendi hareketlerini kontrol edebilme yetisini kazanır. Çocuklar için disiplin neden gereklidir?

* Anne-babalar için disiplin kuralları -

Onları korumak için

Genellikle büyükler çocuklarını, kazalardan - kötülüklerden korumak için (disiplin kurallarına) başvururlar. Örneğin, bir anne çocuğunu yanan sobadan uzak tutmak için onu uyarır; "Sobaya yanaşma, yanarsın, canın çok acır."
Sosyal beceriler

Disiplin kuralları çocukların başkaları ile ilişki kurmasını kolaylaştırır. Kendi hareketlerini kontrol edebilme becerisini onlara kazandırarak güven duygularını güçlendirir. Örneğin 12 yaşında bir çocuk okul kurallarını arkadaşına hatırlatarak onu uyarır ve doğacak bir problem veya çatışmayı ikisi için de engelleyebilir.
Sınırlarını bilmek

Disiplin, çocukların kabul edilen davranışları anlamalarına ve hareketlerinin nerede başlayıp nerede bitmesi gerektiğini algılamalarına yardımcı olur. Örneğin, altı yaşında bir çocuk yuvada sırasını beklemeyi, söz alarak konuşması gerektiğini öğrenir.
Disiplinin faydaları

- Düşünerek kurallara uygun davranma becerisini geliştirme,

- Hareketlerinin doğuracağı sonuçları mantık çerçevesinde algılama,

- Okul veya okul dışında başarılı bir yaşam sürdürmelerini sağlayacak bilgi ve kuralları öğrenme,

- Diğerlerinin de uyduğu ortak kurallara göre davranma,

- Aile ve toplumun değer yargılarını anlamalarına yardımcı olmadır.

"Disiplinin amacı, çocukların problemler karşısında kurallara uygun ve mantıklı çözümler üretmelerini sağlamaktır."
Disiplin ceza değildir!

Disiplin ve ceza aynı şey değildir. Araştırmalar vurmak, tokat atmak veya sözel saldırılarla disiplinin sağlanamadığını gösteriyor. Bu tip cezalar kısa dönemde hızlı sonuç veriyor gibi gözükse de uzun dönemde kalıcı zararlar doğurmaktadır. Fiziksel cezalar utanç ve umutsuzluk duyguları yükleyerek çocuğun kendisine saygısını yitirmesine neden olabilir. Ayrıca bu şekilde davranılarak çocuğa şiddetin geçerli ve uygun bir davranış olduğu, güç kullanarak istediklerini elde edebileceği kavramı öğretilmiş olacaktır.

Çocuklara doğru davranışı öğretirken ceza yerine, nasıl davranıp nasıl davranmayacaklarını ve bunların nedenlerini açıklamak gerekir. Büyükler yasaklar yerine geçerli olan davranışların altını çizmelidirler.

Örneğin, "Giyeceklerini yere atma" yerine "Lütfen giyeceklerini yerden kaldır çünkü yeri süpürmem gerekiyor." demek daha doğrudur.
Anne- baba ve okul disiplini

Evde uygulanacak disiplin okuldaki davranışların temelini oluşturur. Okul disiplini de ev disiplin kurallarının bir uzantısı olmalıdır. Okuldaki bir disiplin problemi aile-çocuk ve öğretmenle birlikte çözülmelidir. Birlikte bulunan bu çözümler çocuğu kendini istenilen şekilde disipline ederek kurallara uymaya teşvik edecek ve düzgün okul-çalışma alışkanlıkları oluşturmasını sağlayacaktır. Aileler okul kurallarını bilmeli ve desteklemelidirler.

Araştırmalar, aile-öğrenci-öğretmen ve idarecilerin beraberce kuralları oluşturmasının en iyi sonuçları verdiğini göstermiştir. Bu şekilde çocuklar disiplin kurallarını kendi kendine uygulamaya teşvik edilmektedir.

Çocukların bu kuraları açık bir şekilde anlamalarını sağlamak için "anlaşılır" yazılı bir form oluşturmak da önerilebilir.

"Çocukların davranışlarını olumlu yönlendirmek için açık kurallara ve istikrarlı bir tutuma ihtiyaç vardır. Okulda ve evde en etkin kurallar, öğrenci-aile-öğretmen ve okul tarafından alınmış ve tatbik edilenler olacaktır."
Anne-babalar için disiplin ipuçları

*İyi örnek olunuz. Eğer çocuğunuzun problem çözmek için şiddete başvurmasını istemiyorsanız fiziksel ceza vermeyiniz.

*Sınırları çiziniz ama çok sayıda kural koymayınız.

*Bir kural koymadan önce kendinize şunları sorunuz:

*Bu gerekli mi?/ Bu kural çocuğun sağlık ve güvenliğini sağlıyor mu?/ Başkalarının haklarını ve mallarını gözetiyor mu?

*Kurallar basit ve anlaşılır olsun.

*Aile Kuralları oluşturulurken çocuk da katılırsa onları daha dikkatle uygulayacak, daha az çiğneyecektir.

*Çocuklar bir kuralı ihlal ettiğinde sonucunun ne olacağını iyi anlamalıdırlar. Örneğin, 4 yaşındaki çocuğunuzun tek başına karşıdan karşıya geçmesi yasaksa ve o bu kuralı ihlal ederse cezasını uygulamaya kararlı olmalısınız.

*Esnek olun. Bu kurallar çocuklar küçükken geçerlidir. Ancak onlar büyüdükçe daha fazla özgürlük isterler.

*Unutmayın, her çocuk farklıdır. Onların kendilerini kontrol etme becerilerini geliştirmelerine izin verin. Küçük çocuklar her zaman kurallara tamamen uyacak beceriyi gösteremeyebilirler.

*Örneğin, yemekten önce kurabiye yemesine izin verilmeyen 5 yaşındaki çocuğunuz direnirse kurabiye kavanozunu göz önünden kaldırarak, ona sizce uygun başka bir yiyecek teklif edin.

*Çocuğunuza, sizi ve başkalarını rahatsız eden davranışları olursa hemen söyleyin. Problemleri biriktirmeyin. Kararlı olun.

*Ailenin diğer bireyleriyle de disiplin kuralları konusunda hemfikir olun. Bu şekilde çocuk kurallara uymadığı zaman neler olacağını bilecektir.

*Çocuklarınızın iyi davranışlarını, başarılarını övün. Onun çabalarını takdir ettiğinizi bilsin.

*Çocuğunuzla güç savaşına girmekten kaçının.

*Disiplin, kazanan ve kaybedenin olduğu bir oyun değildir. Siz çocuğunuzun kurallara uymasını beklersiniz, o sizden dürüstlük bekler.

*Onun sizinle aynı fikirde olmayacağı zamanlar olacaktır. Buna saygı gösterin, pozitif öneriler getirin. Eleştirmeyin. Eleştirmek ve dırdır etmekle çocuğunuzun gücenmesine, kızgın olmasına veya kendini aşağılamasına neden olabilirsiniz.

*Bağımsızlık duygusunu ve sorumluluk almasını destekleyin.

*Espri anlayışınızı kaybetmeyin.

* Onları ne kadar çok sevdiğinizi söyleyin. Uygun davranmadıklarında çocuğunuzu değil, o davranışı sevmediğinizi açıkça belirtin ki sevginizden şüphe duymasın.

Abbas'ın ziyareti, Davos'taki çıkışla çelişiyor

AGD Genel Başkanı İlyas Tongüç, Mahmut Abbas'ın Türkiye'de ağırlanmasının Başbakan Erdoğan'ın Davos'taki çıkışıyla çeliştiğini söyleyerek, Abbas'ı İsrail'e bilgi sağlamakla suçladı.

* Abbas'ın ziyareti, Davos'taki çıkışla çelişiyor -

Anadolu Gençlik Derneği Genel Başkanı İlyas Tongüç, Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas'ın Türkiye ziyaretini eleştirdi. Tongüç, 9 Ocak'ta görev süresi sona ermiş olan Mahmut Abbas'ın halihazırda hiçbir resmi bir görevi bulunmadığının altını çizerek, Filistin Anayasasına göre Abbas'ın yerine halen İsrail zindanlarında rehin bulunan Filistin Meclis Başkanı Dr. Aziz Duveyk'in Filistin Başkanlığı'na vekalet etmesi gerektiğini söyledi. Abbas'ı kukla devlet adamı olarak niteleyen Tongüç, " Bu adam ne sıfatla olursa olsun ülkemize kabul edilmemelidir. Mahmut Abbas'ın kabulü geçtiğimiz günlerde Başbakan nezdinde Türkiye'nin Dovas zirvesinde sergilediği tutumla da çelişmektedir" dedi.

Anadolu Gençlik Derneği Genel Başkanı İlyas Tongüç, dernek genel merkezde yardımcıları ile düzenlediği basın toplantısında İsrail'in Gazze saldırıları boyunca yaptıkları eylemlere ilişkin açıklamalarda bulundu. AGD olarak Türkiye'nin birçok yerinde meydana gelen İsrail'i lanetleme mitinglerine destek verdiklerini dile getiren Tongüç, ayrıca imza kampanyası da düzenlediklerini söyledi. Mahmut Abbas'ın Türkiye ziyaretini eleştiren Tongüç, Başbakan Erdoğan'ın Davos'taki çıkışının arkasında durması için Abbas'a uluslar arası destek vermemeleri gerektiğini söyledi. Abbas'ın Türkiye'ye gelmesinin Gazze direnişine karşı saygısızlık olarak algıladıklarını dile getiren Tongüç, "Unutulmamalıdır ki işgal, cinayet, ırkçılık gibi işbirlikçilik de bir suçtur. İhanet gibi çok önemli bir iddiayı üzerinde taşıyan Abbas'ın kabulü telafi mümkün olmayan bir hatadır. İsrail'le derin ilişkilerine dair her gün yeni bir kanıt ortaya çıkan ve Siyonistlere karşı takındığı tavizkar tutumlarıyla tanınan Mahmut Abbas'ın kabulü geçtiğimiz günlerde Başbakan nezdinde Türkiye'nin Dovas zirvesinde sergilediği tutumla da çelişmektedir. Peres' in yüzüne katil olduğunu haykıranların şimdi aynı duruşu sergileyerek katillerin işbirlikçilerine de gereken cevabı vermeleri boyunlarına borçtur" diye sert bir şekilde eleştirdi.
Gazze'ye "250 bin" hatim

Tongüç, Çanakkale'den Gazze'ye 250 bin şehide 250 bin hatim kampanyasının startını büyük bir heyecanla verdiklerini de sözlerine ekleyerek, "Türkiye genelindeki şubelerimiz aracılığıyla vatandaşlarımızdan şehitlerimizin ruhları için hatim toplayacağız. Ülke genelinde okunacak hatimler, 14 Mart'ta Çanakkale'de yapacağımız toplu hatim duasıyla şehitlerin ruhlarına hediye edilecektir" şeklinde konuştu. Filistin halkının yanında olduğunu tüm dünyaya duyurmak amacıyla "Filistin'e Özgürlük Koşusu" tertip ettiklerini de altını çizen Tongüç, "23 Ocak'ta Selimiye Camii'nde Cuma namazını müteakip Edirne'de başlayan koşu, Kırklareli, Tekirdağ, İstanbul, Kocaeli, Sakarya, Düzce, Bolu, Ankara, Konya, Karaman, Mersin, Adana ile devam edip 31 Ocak 2009'da Hatay Cilvegözü sınır kapısında son bulmuştur. Koşu sonunda Türkiye halkının duygularına tercüman olan ve Filistinli kardeşlerimize iletilecek olan mektup yetkililere teslim edilmiştir" diye konuştu.
Milyonlarca imza!

AGD Başkanı Tongüç, Gazze'de yaşanan insanlık dramına tepki için ilk olarak ülke genelinde bir imza kampanyası başlattıklarını da söyledi. Tongüç, imza sayısının 1 milyon 177 bin 360 olduğunu belirtti. Bu imzaları başta Dışişleri Bakanlığı olmak üzere hükümetin yetkili organlarına ileteceklerini de dile getirdi.

Yeniden geliyoruz

Millî Görüş çatısı altında bulunmanın anlamının farklı olduğuna dikkat çeken Kurtulmuş, "Ne oldu da bizim dönemimizde, birbirinden güzel hizmetler veren arkadaşlar, Millî Görüş'ten ayrılınca hizmet yapamaz hale geldiler? Bunun cevabı çok açık. Bunun cevabını Mustafa Sandal bir şarkısında 'Onun arabası var ama ruhu yok' diyerek çok iyi anlatıyor" ifadelerini kullandı.

* Yeniden geliyoruz -

"Tamam inşallah" seçimi

Kurtulmuş, "Dünyanın başkenti İstanbul'u Saadet kenti haline getirecek kadro hazır. 29 Mart seçimleri 'tekrar tamam inşallah' seçimleridir. Saadet Partisi'ne yerelde ihtiyaç vardır. Çünkü, Millî Görüş kadroları yerel seçimleri kazandığı 1989 yılında Türkiye çapında büyük bir devrim gerçekleştirdi. Bu büyük devrim 5 alanda gerçekleşti. Bunlar, halkla ilişkiler devrimi, bütçe devrimi, çevre devrimi, yatırım devrimi ve insani devrimdir" dedi.
Gerçek gündem saklanıyor

28 Şubat'ta ortaya konan oyunun devam ettiğini ifade eden Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Prof. Dr. Mehmet Bekaroğlu ise, "Türkiye'de çatışma alanları oluşturularak halkın gerçek gündemi tartışılmıyor. Halka 'ya CHP'yi ya da AKP'yi seçeceksiniz. Oyları bölmeyelim' deniliyor. Ama millet bu oyunu bozacak. Ben diyorum ki. Hayır bunlardan birini seçmek zorunda değilsiniz. İşte karşınızda Saadet kadroları. Yeniden İstanbul'dan başlıyoruz" diye konuştu.

Saadet Partisi lideri Numan Kurtulmuş, Bağcılar'da düzenlenen bir etkinlikle İstanbul Büyükşehir ve ilçe belediye başkan adaylarını partililere tanıttı. Saadet Partisi'ni rüzgârı arkasına alan ve milleti selamete çıkarmak için sahile doğru hızla ilerleyen bir gemiye benzeten Kurtulmuş, Anadolu'nun dört bir yanından gelen katılım haberlerinin Saadet'e olan ilgiyi ortaya koyduğunu belirtti. Saadet Partisince, İstanbul Büyükşehir Belediye başkan adayının açıklanması ve ilçe belediye başkan adaylarının basına tanıtılması amacıyla İstanbul'un en büyük salonlarından biri olan Bağcılar Olimpik Spor Salonu'nda coşkulu bir program düzenlendi.

Sanatçı Orhan Hakalmaz'ın verdiği konserle başlayan programda konuşan Genel Başkan Numan Kurtulmuş, ülkenin ve bölge coğrafyasının yeniden Millî Görüş'e ihtiyacı olduğunu söyledi. Saadet Partisi'nin güçlü, sürükleyici ve etkili adayları ile halkın karşısına çıktığını belirten Kurtulmuş, "Dünyanın başkenti İstanbul'u Saadet kenti haline getirecek kadro hazır. 29 Mart seçimleri 'tekrar tamam inşallah' seçimleridir. Saadet Partisi'ne yerelde ihtiyaç vardır. Çünkü, Millî Görüş kadroları yerel seçimleri kazandığı 1989 yılında Türkiye çapında büyük bir devrim gerçekleştirdi. Bu büyük devrim 5 alanda gerçekleşti. Bunlar, halkla ilişkiler devrimi, Bütçe devrimi, çevre devrimi, yatırım devrimi ve insani devrimdir" dedi.
Onun arabası var ama ruhu yok

Millî Görüş çatısı altında bulunmanın anlamının farklı olduğuna dikkat çeken Kurtulmuş, "Ne oldu da bizim dönemimizde, birbirinden güzel hizmetler veren arkadaşlar, Millî Görüş'ten ayrılınca hizmet yapamaz hale geldiler? Bunun cevabı çok açık. Bunun cevabını Mustafa Sandal bir şarkısında 'Onun arabası var ama ruhu yok' diyerek çok iyi anlatıyor" ifadelerini kullandı.

Partilerine ilginin her geçen gün arttığını, Anadolu'da gittikleri her ilde coşkuyla karşılandıklarını dile getiren Kurtulmuş, bu ilginin iktidar olacaklarının belirtisi olduğunu kaydederek, 30 Mart sabahının Türkiye için bir dönüm noktası olacağını söyledi. Kurtulmuş, partisinin geçmişte çok zor bir süreçten geçtiğini ifade ederek, ''Dünyanın neresinde olursa olsun sizlerin geçirdiği süreci yaşayan hiçbir siyasi hareket ayakta kalamazdı. Rüzgârın tersten estiği dönemlerde bile yılmayarak bugünlere geldik. Bu kadar zor şartlarda ayakta kalmayı başaran sizlere teşekkür ediyoruz'' dedi.
Değerler siyaseti olmazsa, olmaz

Numan Kurtulmuş, siyasetlerinin bir medeniyet siyaseti olduğunu, makam, mevki ve menfaat gütmediklerini, siyasetlerinin değerler üzerine kurulu olduğunu ifade etti. Millî Görüş'ün sadece bir siyasi hareketin adı olmadığını anlatan Kurtulmuş, "Millî Görüş eskimeyen daima dipdiri olan evrensel bir medeniyet projesinin adıdır. Böylece Türkiye'nin bulunduğu coğrafyada yeniden adaletin, refahın hâkim olması, için sizin gibi kadrolara ihtiyaç vardır. Bugün bazıları değerler siyasetin bittiğini ve pragmatik siyasetin geçerli olduğunu söylüyor. Ben deiyorum ki, değerler siyaseti biterse Bağcılar'ın, Esenler'in arka sokaklarında, okulların arkasında esrar satarlar. Değerler siyaseti biterse 15 yaşındaki çocuklar annelerini keser. Bu milletin değerlerinden vazgeçilirse iktidar olunsa da muktedir olunamaz. Bizim siyasetimiz değerler siyasetidir ve muktedirdir'' şeklinde konuştu. AKP'nin yüzde 47 oy oranı ve 367 milletvekili ile muktedir olamadığını ve statükoya teslim olduğunu söyleyen Kurtulmuş, "Halk bu oyu size özgürlükleri artırın, statükoyu değiştirin ve ülkenin gelirinden bize de pay verin diye verdi. Halkın taleplerini neden yerine getirmiyorsunuz. Bugün getirmeyecekseniz ne zaman getireceksiniz? Eğer bana bugün parlamentodaki muktedir olmayan 367 AKP milletvekilini mi istersiniz? Yoksa Millî Selamet Partisi'nin Hayrettin Erkmen'i koltuğundan eden 24 milletvekilini mi diye sorsanız. Yemin ediyorum ki, 24 milletvekilini tercih ederim" dedi.
CHP ve AKP samimiyet sınavında

Saadet Partisi'nin ortaya çıkmasıyla CHP'nin de politikalarının değişmeye başladığına değinen Kurtulmuş, ''Yerel seçimler öncesi her mahalleye Kur'an kursu açma vaadinde bulunan CHP'nin, samimi olmasını diliyoruz. Eğer samimi iseler onlara buradan çağrıda bulunuyorum. Hemen parlamentoda 15 yaşın altındaki çocuklara Kur'an okumayı yasaklayın yasanın değişmesi için teklif verin. Eğer AKP sizin bu teklifinizi engellerse buradan söz veriyorum, meydanlarda CHP'nin teklifini halkımıza anlatacağız" diye konuştu. CHP'nin 2003 yılında akşam Kur'an kurslarının açılmasını engellediğine dikkat çeken Kurtulmuş, şu anda hem Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hem de Sayın Deniz Baykal samimiyet sınavındadır. Madem ki CHP, Kur'an kursların açılmasını istiyor. O zaman hemen akşam Kur'an kurslarının açılmasıyla işe başlayın" teklifinde bulundu.
Bekaroğlu: Yeniden İstanbul'dan başlıyoruz

Saadet Partisi İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan Adayı Mehmet Bekaroğlu ise, Saadet kadroları ile birlikte omuz omuza vererek İstanbul'u kazanacaklarını söyledi. Milletin vicdanı olan Saadet Partisi'nden hiçbir zaman ayrılmadığını belirten Bekaroğlu, "Her zaman mağdurlarla, mazlumlarla birlikte oldum. Onların hakkını ve hukukun savundum" dedi. 28 Şubat döneminde ortaya konan oyunun halen devam ettiğini ifade eden Bekaroğlu, "Türkiye'de çatışma alanları oluşturularak halkın gerçek gündemi tartışılmıyor. Çatışma alanları üzerinden halkın oyu alınmaya çalışılıyor. Halka 'ya CHP'yi ya da AKP'yi seçeceksiniz. Oyları bölmeyelim' deniliyor. Ama millet bu oyunu bozacak. İstanbul kimsenin malı değil. Ben diyorum ki. Hayır bunlardan birini seçmek zorunda değilsiniz. İşte karşınızda Saadet kadroları. İşte milletin gerçek temsilcileri ve işte milletin hak ve hukuk davası. Biz yeniden adil düzen için geliyoruz. Yeniden İstanbul'dan başlıyoruz" diye konuştu. Belediyelerin kamu hizmeti yapılan yerler olduğunu söyleyen Bekaroğlu, "Bu hizmetlerden kar edilmez. AKP'li belediyeler zayıf olanları ezen bir düzen kurdu. AKP bu hizmetleri ranta çevirdi. Üçüncü köprü yapılacak. Ama bunu hükümet ve yandaşları dışında kimse bilmiyor. Bilenler de köprünün geçeceği yerlerde arsa kapatıyorlar. Milleti önce fakirleştirip sonra da yardım ediyorlar. Biz yeniden geldiğimizde bu yağma düzenini yıkacağız. Haramla bizim işimiz olamaz. Belediye hizmetlerine şeffaflık getireceğiz" ifadelerini kullandı.
Başeğmez: Bağcılar'ın anlamı büyük

Bağcılar Belediye Başkan Adayı Mukadder Başeğmez de, Saadet Partisi'nin bir millî kökün bir ruhun temsilcisi olduğunu belirterek, "Biz hiçbir zaman zalimlerle el ele tutuşamayız. Çünkü bu zalimler, bugün size dinler arası diyalog projeleri ile gelirler ama yarın fırsatını bulduklarında gırtlağımızı keserler. Ama bu iktidar bitti. Bunu gördükleri için de kamyon kamyon buzdolabı dağıtıyorlar. Ne dağıtırsanız dağıtın artık gidiyorsunuz güle güle. Çünkü benim esnafım kan ağlıyor. Benim insanım sürekli yoksullaşıyor ve artık bu daha fazla devama edemez" dedi. Millî Görüş kadrolarının yerel yönetimleri ilk olarak Bağcılar'da kazandığına işaret eden Başeğemez, "Yiğit düştüğü yerden kalkar. Biz buradan düştük buradan kalkacağız. Söğüt Osmanlı için ne ise, Bağcılar bizim için de aynıdır. Benim adaylığımın açıklandığı gün Bağcılar'da 7.8 şiddetinde deprem oldu. İnşallah hayra vesile olacağız. Halkımızın özlediği güzel hizmetleri yapacağız. Sadece Bağcılar'dan değil, Anadolu'nun dört bir yanından güzel haberler alıyoruz. Artık yeniden Saadet vaktidir" diyerek Bağcılar'ı mutlaka kazanacaklarını söyledi.
Karaduman: Omuz omuza çalışacağız

Saadet Partisi İstanbul İl Başkanı Sadrettin Karaduman da, Saadet Partisi'nin İstanbul adayını açıklamasının ardından dengelerin değişeceğini belirterek, "Bundan sonra herkes hesabını yeniden yapacaktır. Ülkemiz insanı samimiyetsiz iktidarın elinde aç ve yoksul bırakıldı. Millî davalarımızdan tavizler verildi. Bütün bunlara dur diyecek bir siyasi hareket var. Yeniden Saadet'ın yıldızı yükseliyor. Sert rüzgarların estiği dönemler geride kaldı. Halkımız akın akın Saadet saflarına katılıyor. Biz dursak halkımız durmuyor. Seçime 53 gün kaldı. 29 Mart sabahına kadar el ele omuz omuza çalışacağız ve İstanbul'da belediyeleri kazanacağız" dedi.
Ankara'da Saadet şöleni

Başkent Ankara bugün Saadet Şölenine sahne olacak. Saadet Partisi'nin Ankara'daki şöleninde Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı, Genel Başkan Prof. Dr. Numan Kurtulmuş tarafından kamuoyuna tanıtılacak. Saadet Şöleni'nde Büyükşehir adayının yanı sıra ilçe ve belde belediye başkanları da açıklanacak. Anadolu Gösteri ve Kongre Merkezi'ndeki program saat 13.00' de başlayacak.

Devlet nereye, ne kadar harcıyor?

Maliye Bakanlığı'ndan derlenen bilgilere göre, devlet her gün akaryakıta, elektriğe, giyime ne kadar harcıyor dersiniz?

* Devlet nereye, ne kadar harcıyor? -

Hane halkına günde 20 milyon 587 bin lira yardımda bulunan devlet, akaryakıta her gün ortalama 2 milyon 956 bin lira, elektriğe 1 milyon 815 bin lira, giyim kuşama da 1 milyon 702 bin lira harcıyor.

Maliye Bakanlığı Muhasebat Genel Müdürlüğünün 2008 yılı bütçe harcamalarından derlenen verilere göre, devlet geçen yıl hane halkına 7 milyar 514 milyon 490 bin lira yardım sağladı.

Devlet harcamaları içerisinde kırtasiye ve büro malzemeleri alımları 289 milyon 433 bin lira, su ve temizlik malzemeleri alımları 290 milyon 932 bin lira, akaryakıt ve yağ alımları 1 milyar 78 milyon 873 bin lira, yiyecek ve içecek alımları 1 milyar 408 milyon 869 bin lira, giyim kuşam 621 milyon 354 bin lira, haberleşme 296 milyon 498 bin lira, büro ve mefruşat alımları da 243 milyon 175 bin lira yekun oluşturdu.
Elektrik ve telefona ne ödendi?

Elektriğe 662 milyon 365 bin lira ödeyen devletin gayrimenkul, mal bakım ve onarım giderleri 864 milyon 489 bin lira, taşıt alım bedeli 147 milyon 456 bin lira, yakacak alımları 885 milyon 337 bin lira, malzeme alımları 56 milyon 289 bin lira, özel malzeme alımları 276 milyon 962 bin lira, telefon konuşmaları ve diğer haberleşme araçlarının faturası da 296 milyon 498 bin lira oldu.

Geçen yıl büro ve iş yerlerine 27 milyon 966 bin lira malzeme alınırken, taşıtların bakım ve onarım gideri de 96 milyon 376 bin lirayı buldu.

37 milyon 281 bin lira temsil giderine karşılık, 12 milyon 738 bin lira tanıtma harcaması yapıldı. Dernek, birlik, kurum ve kuruluşlara 55 milyon 852 bin lira, memurların öğle yemeğine 41 milyon 764 bin lira yardım sağlandı.

290 milyon 430 bin liralık kira ödenen 2008 bütçesinden, tedavi ve cenaze masrafları için 6 milyar 517 milyon 923 bin lira çıktı. Yayın alımları ve yapımlar için 11 milyon 435 bin lira, bilgisayar yazılımı alımları için de 54 milyon 611 bin lira harcandı.

Arsa alım ve kamulaştırma giderlerinin toplam faturası da 953 milyon 336 bin lira oldu.
Milletvekillerinin maaş ve sağlık harcamaları

Bu arada bütçeden geçen yıl milletvekillerinin maaş ve tazminatları için 66 milyon 303 bin lira, sosyal güvenlik primleri için de 1 milyon 333 bin lira çıktı. Milletvekillerinin tedavi ve sağlık malzemesi giderleri için 5 milyon 96 bin lira, ilaç giderleri için de 917 bin lira harcandı.

Güvenlik ve savunmaya yönelik mal, malzeme ve hizmet alımlarının yıllık faturası 3 milyar 175 milyon 409 bin lira olurken, istihbarat personel giderleri de bütçede 311 milyon 719 bin liralık bir yekün oluşturdu.
Günlük harcamalar

Bütçe harcamalarına göre, hane halkına günde 20 milyon 587 bin lira yardımda bulunulurken, taşıt alımları için her gün devletin kasasından ortalama 404 bin lira, taşıt kiralaması için 71 bin lira, akaryakıt için 2 milyon 956 bin lira, günlük su ve temizlik malzemesi için 797 bin lira, elektrik kullanımı için 1 milyon 815 bin lira, yiyecek ve içecek için 3 milyon 860 bin lira para çıkıyor.

Giyim kuşama günde 1 milyon 702 bin lira harcayan devlet, telefon konuşmaları ve diğer haberleşme araçları için de 812 bin 323 lira ödemede bulunuyor. Devletin günlük kira ödemesi de 795 bin 699 lira olarak hesaplanıyor.

Devletin çeşitli kalemler itibariyle günlük ortalama harcama tutarları şöyle:
Harcama kalemleri Günlük ortalama harcama

Hane halkına yapılan yardımlar 20.587.644

Tedavi ve cenaze giderleri 17.857.323

Kırtasiye, büro malzemeleri 792.967

Su, temizlik malzemesi alımları 797.074

Akaryakıt ve yağ alımları 2.955.816

Elektrik faturası 1.814.699

Yiyecek ve içecek 3.859.915

Giyim kuşam 1.702.340

Taşıma 1.187.742

Taşıt alım 403.989

Büro ve mefruşat alımları 666.233

Gayrimenkul, mal bakım ve onarımı 2.368.463

Yakacak alımları 2.425.581

Özel malzeme alımları 758.800

Malzeme giderleri 154.216

Müşavir firma ve kişilere ödeme 4.160.647

Haberleşme giderleri 812.323

Temsil giderleri 102.140

Tanıtma giderleri 34.899

Büro ve işyeri malzeme alımları 76.619

Taşıt bakım ve onarım giderleri 264.044

Kira ödemeleri 795.699

Dernek, birlik, kurum, kuruluş ve sandıklara yardım 153.019

Memurların öğle yemeğine yardım 114.422

Türkiye dışarıya mahkûm mu ediliyor?

Rusya'nın AB ülkeleri ile anlaşmazlığından dolayı, kara kışın ortasında tedirgin olan Türk halkı, neden hep dış ülkelerin ağzına bakmak zorunda. Türkiye'de var olan enerji kaynakları kasıtlı olarak mı engelleniyor?

* Türkiye dışarıya mahkûm mu ediliyor? -

Rusya'nın doğalgazı azaltması, kara kışın ortasında kamuoyunu tedirgin etti. Hidroelektrik santrallerinin dörtte üçünü, linyitle çalışan santrallerinin ise üçte ikisini kullanmayan Türkiye, doğalgazda dışa bağımlılığın cezasını çekiyor. Doğalgazdaki bağımlılık, enerji politikalarındaki yanlışlıkları bir kez daha gündeme getirdi. Türkiye, kendi enerjisini kullanmazken, her yıl milyarlarca dolarını enerji ithalatına veriyor.

Türkiye, konutlardaki ısınmadan, sanayi tesisleri ve elektrik üretimine kadar pek çok alanda doğalgaza bağımlı bulunuyor. Yaz aylarındaki günlük 80 milyon metreküplük gaz tüketimi kış aylarında 140 milyon metreküpe çıkıyor.

Hidroelektrik santrallerinin dörtte üçünü, linyitle çalışan santrallerinin ise üçte ikisini kullanmayan Türkiye, doğalgazda dışa bağımlılığın cezasını çekiyor. Geçen yıl Rusya'nın, bu yıl da aşırı soğuklarla boğuşan İran'ın doğalgaz akışını durdurması, enerji politikalarındaki yanlışlıkları bir kez daha gündeme getirdi. Dünya'da en çok ülkemizde bulunan Bor rezervlerinin, Bor'u işleyecek teknoloji bulunmadığı için atıl durumda kalmasını ve "bulunamayan" petrolümüzü ise saymıyoruz bile.

Rusya'dan gelen doğalgazda da azalma meydana gelmesi, kara kışın ortasında bütün kamuoyunu tedirgin etti. Son günlerde, Rusya'dan gelen doğalgazda da Ukrayna'nın fazla miktarda çektiği gerekçesiyle azalma meydana gelmesi nedeniyle, Rus Batı Hattı'ndan da doğalgaz karşılanamıyor. Her doğalgaz sıkıntısı baş gösterdiğinde, hemen Rusya'nın kapısını çalan Türkiye, çoğunlukla eli boş dönüyor.
1 haftalık doğalgaz kaldı

İran ve Rusya'nın her doğalgaz kesintisinde Türkiye ya Rusya'dan gelen doğalgazı artırmaya çalışıyor ya da çok daha maliyetli olan LNG (sıvılaştırılmış doğalgaz) almaya başlıyor.

Türkiye, sıkıntı olmaması için Rusya Batı Hattı'ndan gelen doğalgazı ve Cezayir ve Libya'dan alınan pahalı LNG gazını artırmayı işleme koyuyor.
Ülkelere dağılımı!

Türkiye, Mavi Akım Projesi'ni imzaladığı Rusya'dan 25 yıl boyunca kademeli artışla yıllık 16 milyar metreküp doğalgaz alacak. Yine Rusya ile yapılan diğer iki anlaşmanın biri 25 yıllık. Buna göre yılda 6 milyar metreküp, 23 yıllık anlaşmaya göre de yılda 8 milyar metreküp doğalgaz satın alacak.

İran'la yapılan 25 yıllık anlaşmaya göre 10 milyar metreküp, Cezayir'den de 20 yılda 4 milyar metreküp doğalgaz alacak. Azerbaycan'la yapılan anlaşmaya göre 15 yılda 6,6 milyar metreküp, Nijerya'dan 22 yılda 1,2 milyar metreküp ve Türkmenistan'la imzalanacak 15 yıllık anlaşmaya göre de 16 milyar metreküp doğalgaz satın alacağız.
Petrol ve işgalciler!

Dünya'da fosil enerji kaynaklarına baktığımızda, rezervlerin yeterliliği açısından bir sorun yoktur. Bilinen üretilebilir rezervler; petrolde 40 yıl, doğal gazda 62 yıl, kömürde ise 216 yıl yetecek düzeyde. Mevcut rezervler açısından asıl sorun, bu kaynakların, dünya yüzeyinde coğrafi anlamdaki "eşitsiz" dağılımından kaynaklanıyor. Özellikle petrol ve doğal gaz kaynakları açısından böyle. Kömürde ise, diğer iki fosil kaynağa göre çok daha "dengeli" bir dağılım var ve bu özelliği de kömürün, özellikle arz güvenliği açısından, stratejik bir avantajını oluşturuyor.

Halen, dünya üretilebilir petrol rezervlerinin yüzde 65'i Ortadoğu'da yer alıyor. Ortadoğu'nun 1900'lü yılların başından bu yana, savaşların odağında yer almasının temel nedeni de bu.

ABD öncülüğündeki işgalci güçlerin, Irak'a yönelik saldırılarının da bu ülkedeki zengin

petrol ve gaz kaynaklarının paylaşımına, ticaretlerinin ve taşınma yollarının kontrolüne yönelik bir strateji olduğu biliniyor.
En çok Rusya'ya bağımlıyız!

Türkiye'de halen 862 kuyudan ham petrol, 163 kuyudan ise doğalgaz üretimi yapılıyor. Doğalgazda son 10 yıla bakıldığında da yerli üretimin özellikle son 5 yılda düzenli olarak arttığı görülse de ihtiyacı karşılamaya yetmiyor. Doğalgazda 1997-2006 arasında tüketim artışı yaklaşık yüzde 212 olarak gerçekleşti.2007 yılını ilk 6 ayında 18 milyar 11 milyon 970 bin metreküp doğalgaz tüketildi. 1 Ocak 1997 tarihinden 31 Temmuz 2007 tarihine kadar toplam 587 adet kuyu açıldı, bunun 146'sı petrollü, 161'i de gazlı olarak bitirildi.

Suriye sınırının sıfır noktasında mayınlardan temizlenen alanlarda açılan 25 kuyudan 21'i petrollü çıktı, fakat bu kuyuların da petrol açısından çok zengin olmadığı açıklandı.

Yetkililer, Karadeniz'den ise Türkiye'de tüketilen petrolün yaklaşık yüzde 15'inin karşılanabileceğini dile getiriyor.

Türkiye, 2007 yılının Ekim ayı sonu itibarıyla toplam doğalgazının, 18.572 milyar metreküpünü Rusya'dan, 5.323 milyar metreküpünü İran'dan ve 5.580 milyar metreküpünü de diğer ülkelerden satın alıyor. Türkiye'nin yıllık satın aldığı doğalgaz toplamı ise 30 milyar metreküp civarında.
Enerjinin yüzde 90'ı fosil yakıt!

Dünya, yılda 9 milyar ton petrol eşdeğeri enerji tüketiyor. Bu tüketimin yüzde 40'ı petrolden, yüzde 25'i kömürden, yüzde 25'i doğal gazdan, yüzde8'i nükleerden ve yüzde 2,6'sı da hidroelektrikten elde ediliyor. Petrol başta olmak üzere fosil yakıtlar, toplamda, dünya enerji gereksiniminde yüzde 90'la en belirleyici konumda.
Petrol varlığımız

Türkiye'nin başlangıçtan bugüne keşfedilen üretilebilir petrol rezervi, yaklaşık 1 milyar varil. Bu rezervin bugüne kadar yaklaşık yüzde 70'i tüketilmiş durumda. Kalan rezervimiz yaklaşık 300 milyon varil. Bu rezervin de gene yaklaşık yüzde 70'i TPAO'ya ait. Türkiye, yılda yaklaşık 25 milyon ton ham petrol tüketiyor ve bunun yüzde 89'unu ithal ediyor. Ülkemizde petrol alanında, bugüne kadar yapılmış olan arama çalışmaları son derece yetersiz. Başlangıçtan bugüne kadar (yaklaşık 70 yılda) açılmış arama, tespit ve sondajların toplamı, sadece 1.623 adet. Bu rakam, Türkiye'den çok daha az yüzölçümü olan ve sermaye birikimi çok yetersiz olan ülkelerde 1 yılda açılan kuyu sayısından çok daha az.
Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (ASAM) Genel Koordinatörü ve Uluslararası Enerji Uzmanı A. Necdet Pamir:
Hidrolik ve linyit'e yönelmeliyiz!

Yanlış enerji politikalarıyla, yanlış kaynak tercihleriyle, planlama anlayışının reddedilmesiyle, bilimsel olmayan talep tahminleriyle ve ulusal kaynakları tamamen yadsıyan yaklaşımlarla ülkemiz, tam anlamıyla bir enerji bunalımı ve karmaşası ile karşı karşıya bırakılmıştır.

Ülkemizin linyit kaynaklarının üçte ikisi, hidrolik kaynaklarının dörtte üçü devreye konulmamıştır.

Hidrolik kaynaklar, temiz ve yenilenebilir kaynaklar olarak, dünya ülkelerinin enerji üretimlerinde çok önemli paya sahiptirler. Dünya genel enerji üretiminde yüzde 2,6 payı olan bu kaynak, ülkemiz için de çok önemli ve diğer ülkelerden farklı olarak, henüz dörtte üçü kullanılmamış bir kaynaktır.

Türkiye, özellikle iki enerji kaynağı açısından şanslı konumdadır. Bu kaynaklar da temiz ve yenilenebilir bir kaynak olan hidroelektrik ile 8 milyar tonun üzerindeki linyit kaynaklarımızdır. Ne var ki bu zengin kaynaklarımız, enerji üretiminde gereğince değerlendirilememiş durumdadır. Mevcut resmi verilere göre, hidrolik ve kömür kaynaklarımızın sadece üçte biri devreye alınabilmiştir. Linyit rezervlerimiz de, özellikle temiz yakma teknolojilerine dayalı santrallarda kullanılarak, mevcut kullanımından çok daha fazla oranda devreye alınabilmelidir.
Linyit kaynakları devre dışı!

Türkiye, zengin linyit kaynaklarını da yeterince devreye koyamamıştır. 8 milyar tonun üzerindeki linyit rezervlerimizin (300 milyon ton belirlenmiş ve potansiyel kaynakla 8.4 milyar ton)15, akışkan yatak teknolojilerine dayalı olarak inşa edilecek santrallarda kullanımı ile, hem santral veriminde artış sağlanması, hem de çevre etkisinin kabul edilebilir sınırlara inmesi mümkün olmaktadır. Petrol ve gazda olduğu gibi kömürde de, neredeyse 30 yıldır durma noktasında olan arama çalışmalarının yeni bir anlayışla ele alınması ve bir arama hamlesinin başlatılması gerekmektedir. Gelecekteki fiyat oluşumları üzerinde de hiçbir kontrolümüz olmayan ve genel enerji tüketimimiz içindeki toplam payları yüzde 65'ler seviyesinin altına düşmeyen bu petrol ve doğalgaz ithalatına, milyarlarca döviz ödeyen Türkiye, mutlaka ulusal kaynaklarını geliştirmek; petrol, doğal gaz ve kömür alanında, yıllardır durma noktasına gelen yurt içi aramacılığını yeniden ve bir "master plan" dahilinde canlandırmak zorundadır.
Gazi Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. İbrahim Atılgan:
Yenilenebilir kaynaklarımızı kullanmalıyız

"6 milyar nüfusa sahip dünyamızda sanayileşmiş ülkelerde yaşayan 1 milyar nüfus kullanılan toplam enerjinin yaklaşık yüzde 60'ını tüketirken, gelişmekte olan ülkelerde yaşayan 5 milyar

nüfus sadece yüzde 40'ını tüketmektedir. Bugün içinde bulunduğumuz enerji darboğazının, önümüzdeki yıllarda da devam edeceği anlaşılmaktadır. Çevre dostu ya da yeşil enerji türleri, geleceğin enerji kaynaklarıdır. Çevre koruma ölçütleri ve bunlarla ilgili yaptırımlar, günümüzde ulusal sınırları aşmakta; uluslararası bir nitelik kazanmaktadır. Bu nedenle, uluslararası ortak çözümlere etkin katılım sağlanmalı, yenilenebilir ve çevre dostu enerji kaynakları desteklenmeli ve geliştirilmelidir.

Enerji sektöründe teknolojik yenilik, çok boyutludur. Buna göre; eski, hantal ve verimsiz enerji teknolojileri, ilke olarak kullanılmamalı, maliyet düşürücü teknolojilere öncelik verilmelidir. Diğer bir husus da, Türkiye eskimiş enerji sistemlerinin tutsağı olmamalı, yeni yenilenebilir ve temiz enerji teknolojilerine yatırım yaparak, bu alandaki az gelişmişliğini, çok büyük bir ekonomik ve toplumsal gelişme atılımına dönüştürmelidir. Enerji kullanımı, üç büyük etkene göre biçimlenmekte ve gelişmektedir. Bunlar, piyasa koşullarının geçerliliği, çevre sağlığını koruma ve teknolojik yeniliklerdir. Enerji ekonomik kalkınmanın bir lokomotifidir. Kullandığımız enerjinin yüzde 62'sini döviz karşılığında ithal ettiğimiz halde, enflasyonu düşürmemiz için ilk yapılması gereken iş enerji sorununun çözülmesidir. Kendi enerjimizi kendimizin üretmesi gerekmektedir.

Türkiye'de linyit, taşkömürü, asfaltit, bitümlü şistler, ham petrol, doğalgaz, uranyum ve toryum gibi fosil kaynak rezervleri ile hidrolik enerji, jeotermal enerji, güneş enerjisi, rüzgar enerjisi ve biomas enerji gibi yenilenebilir (tükenmez) kaynak potansiyelleri bulunmaktadır. Düşük kaliteli olmasına rağmen Türkiye'de çıkan linyitler, ülkenin en ümit verici kaynaklarından bir tanesidir ve kaynağın üretimi devlet tarafından desteklenmektedir. Türkiye'nin resmi verilere göre 8,4 milyar ton linyit, 1,1 milyar ton taşkömürü, 1,1 milyar ton bitümlü şist ve 82 milyon ton asfaltit rezervi mevcuttur. 150 MW'tan büyük kömür santralları esas alındığında, 16000-17000 MW kurulu güce tekabül eden linyit potansiyelinin henüz yalnızca yüzde 37'sinin değerlendirildiği görülmektedir."

SADECE REKLAM İZLEYEREK AYDA 600 YTL’YE KADAR KAZANÇ SAĞLAYABİLİRSİNİZ.TIKLA ÜYE OL

ÜYE OLMAK İÇİN SANİYELER YETERLİ....Sitemizin sağ tarafındaki linklerden üye olunuz.
SÜPER TEKLİF e-postana reklam gelsin para kazan

SEARCH EARN üye ol arama yaparken para kazan

REKLAM MATİK Üye ol reklam izle para kazan
TIKLA ÜYE OL:
http://www.izleyenkazaniyor.com/?dk=TW-20959-HJ-17510

SADECE REKLAM İZLEYEREK AYDA 600 YTL’YE KADAR KAZANÇ SAĞLAYABİLİRSİNİZ.TIKLA ÜYE OL

Durum gayet basit, şimdi adımlarla konuyu işleyelim
Üyelik

Öncelikle sitede ÜYE OL butonuna tıklanarak üyelik formu doldurulur, sözleşme okunur ve üyelik talebi gönderilir. Gönderilen üyelik talebi formda yer alan bilgilerin tamlığı sistem tarafından doğrulandıktan sonra e-posta adresinize onay link’i gönderilir. Bu linki tıkladığınız an itibariyle sisteme kayıtlı bir üye olarak yerinizi alırsınız.
Reklam İzleme

Kullanıcı adınızı ve şifrenizi yazarak sisteme girdiğiniz anda açılan pop-up üzerinde profilinize yönelik markaların reklamlarını görebilirsiniz.

Yapmanız gereken reklam filmlerine tıklamak ve izlemektir. Her reklam filmi içinde gördüğünüz sembol’ü reklamın sonunda karşınıza çıkan farklı sembollerin arasından seçmek ve gönder butonuna tıklamaktır. Doğru sembol bize reklamı gerçekten izlediğinizi raporlamakta size ise kazanç kapısını açmaktadır.
Ne Kazanırım
Buraya kadar her şey güzel, şimdi daha da güzelleşecek çünkü kazanım noktasına geldik.
Reklamı izlediniz, sembolü doğru bildiniz ve gönderdiniz, bundan sonrasında sistem kullanıcı hesabınıza IP (Izle Puan) aktarımı gerçekleştirecek.

Kazandığınız IP (Izle Puan) ları isterseniz nakde çevireceksiniz isterseniz de sitede satışı gerçekleşen ürünlere piyasa fiyatlarının altında bedeller ile sahip olabileceksiniz.
Elde Etme
Kazandığınız IP (Izle Puan) lar 60YTL barajına ulaştığı anda, üyelik sayfanızda yer alan “Paramı Alayım” butonuna tıkladığınız takdirde, önceden belirtmiş olduğunuz banka hesap numarasına aktarım gerçekleşecektir.
Lütfen ayrıntılı bilgi için
http://parakasam.blogspot.com a girin

reklam izle kazan

SPONSOR REKLAMLAR