Günümüzde internet üzerinden yayın yapan televizyon ve radyo kanallarının sayısı bir hayli arttı. Eğer evinizde bir bilgisayar ve internet bağlantısı varsa yardımcı programlar yardımıyla televizyona ya da herhangi bir antene ihtiyacınız olmadan sevdiğiniz televizyon kanallarını izleyebilirsiniz.
Bu yazıda sizlere internet üzerinden izlenebilen televizyon ve radyo kanallarını bilgisayarınıza nasıl kaydedeceğinizi bulacaksınız. Artık sevdiğiniz tüm videoları ya da müzik parçalarını kullanımı oldukça kolay program sayesinde sabit diskinize kaydedebilir canınız ne zaman isterse o zaman yeniden izleyebilirsiniz.
İnternet üzerindeki akışkan(streaming) yayınları sabit diskinize kaydetmek için birçok yöntem ve program vardır. Değişik tipteki ve biçimdeki yayınların hepsini sorunsuz şekilde kaydedebilen programlar içinde neredeyse en iyi olan HiDownload programı bu iş için biçilmiş kaftan.
Adından da anlaşılacağı gibi aslında HiDownload başlı başına bir indirme yöneticisidir. Program aslında download etmek istediğiniz herhangi boyuttaki bir dosyayı bilgisayarınıza hızlı ve güvenli bir şekilde indirmeyi hedeflemiş. HiDownload başarılı bir indirme yöneticisi olmasının yanına “MMS ve RTPS” protokolleri üzerinden aktarılan yayınları bilgisayarınıza indirme özelliğini eklemiş. Gayet esnek yapıda ve kullanıcı dostu olan program aynı anda birden çok fazla yayını sabit diskinize ayrı ayrı şekilde kaydedebiliyor.
HiDownload, Software ve Freeware üreten Hishareware firmasının bir yazılımıdır. Ücretli bir yazılım olan Hidownload’u verdiğimiz linkten indirerek 30 gün boyunca tüm özelliklerinden faydalanarak kullanabilirsiniz. 30 gün sonunda programdan memnun kalırsanız ürünü 40 Dolara satın alabilirsiniz.
Bu ufak hatırlatmayı yaptıktan sonra sıra geldi HiDownload adlı programı sisteminize indirdikten sonra kurmaya. Programı kurduktan sonra başlat menüsünden programın ilgili simgesine tıklayarak çalıştırın. Ekrana gelecek olan lisans penceresinde Evaluate seçeneğini tıklayın ve 30 günlük sınırsız kullanım özelliğini başlatın ve programın arabirimine ulaşın.
HiDownload ile en verimli şekilde çalışabilmek için,” URL Helper” adında ufak bir eklentiye ihtiyacınız olacaktır. Bu eklentinin en son sürümüne sahip olmak için “Useful tools / Url Helper” yolunu izleyin.
Daha sonra, ekrana gelecek olan penceredeki Download URL Helper düğmesine tıklayın ve bir sonraki pencerenin “Save to” bölümünden ilgili dosyayı kaydetmek istediğiniz kaydetmek istediğiniz konumu belirleyin.
Son olarak da “OK” düğmesine tıkladığınızda sabit diskinize inmeye başlayan “URLHELPER.ZIP” dosyasını, dosya indirme işlemi tamamlandıktan sonra çalıştırın ve bu eklentiyi sisteminize kurun.
URL Hepler eklentisi sisteminize kurduktan ve sisteminizi yeniden başlattıktan sonra HiDownload içerisinden tekrar “Useful tools / Url Helper” yolunu izleyin. Ardından lisans penceresini “Use Evaluation Version” düğmesine tıklayarak geçtikten sonra program menüsündeki “Select Adapter” simgesine tıklayın. Ekrana gelecek pencerede ağ kartını veya modemi seçin ve “Select” düğmesine tıklayarak seçiminizi onaylayın.
Daha sonra, ana menüdeki “Sniff Network” simgesine tıklayarak, internetten bilgisayarınıza ulaşan tüm bilgileri ve veri akışını gözetlemeye başlayın.
Programın bu özelliğini zaman zaman sistem koruyucusu olarak da kullanabilirsiniz. Ağa bağlı olan bilgisayarınızda gelen geçen her şeyi görebilmeniz sisteminize gelen zararlı dosyaların ve virüslerin de tarafınızdan görülmesi anlamına geleceğinden bilinçli bilgisayar kullanıcıları bu veri aktarımına anında müdahale edebilirler.
URL Hepler aracılığıyla internetten gelen verileri kontrol altında tutarken, kaydetmek istediğiniz yayını içeren web sayfasını açın. Bu ilk aşamada dikkat edilmesi gereken nokta, canlı yayınını kaydetmek istediğiniz kanalın web sayfası dışındaki web sayfalarını o an için uzak durmaktır.
Bu sayede, ilgili streaming yayına ait bağlantıyı tespit etmeniz oldukça kolay bir hale gelecektir. Birçok televizyon ve radyo kanallarının canlı yayın bağlantıları genelde “mms://” ifadesiyle başlamaktadır. Ancak günümüzde canlı yayın istasyonlarının ifadeleri ve yayın formatları farklılık gösterebiliyor.
Yazımızın bu bölümüne kadar olan noktada açıklanan yöntemleri kullanarak bir akıcı canlı yayını veya arşiv yayınını tespit ettikten sonra, kayıt işlemine başlayabilirsiniz.
Bunun için açmalı ve açılacak olan menüdeki “Download by HiDownload” düğmesine tıklamalısınız. Bu işlemden sonra ekrana gelecek olan pencerenin General sekmesindeki “Save to” bölümü içersinden ilgili dosyayı kaydetmek istediğiniz klasörü belirttikten sonra “OK” düğmesine basarak kayıt işlemine başlayın.
Kayıt işlemi sırasında bilgisayarınızda internet bağlantınızı etkileyecek işler yapmamanız görüntü ve ses parçalanmasının oluşmamasını sağlayacak ve kayıt kalitesini en üst seviyede tutmaya yardımcı olacaktır.
HiDownload ile kayıt işlemine başladıktan sonra, her şeyin yolunda gidip gitmediğini görme şansınız bulunmakta. HiDownload programının “Unfinished” penceresini açarak kayıt esnasında kaydın alınıp alınmadığını görebilirsiniz.
“Unfinished” penceresinde dosyanın indiriliyor olduğunu göreceksiniz ve tabi ki bu indirme işlemi, canlı yayınlarda ve arşiv paket yayınlarda farklılıklar göstermektedir. Ne tür bir yayın kaydını yapıyor olursanız olun, indirme işlemi tamamlandığında ilgili dosyayı “Finished” penceresinin içinde bulabilirsiniz.
Şu anda sabit diskinize başarıyla kaydetmiş olduğunuz bu dosyayı Windows Media Player programı yardımıyla dilediğiniz zaman izleyebileceksiniz. Görüldüğü gibi HiDownload adlı bu indirme yöneticisiyle büyük bir arşiv oluşturabilirsiniz hele bir de sınırsınız bir Adsl abonesiyseniz sizi frenleyebilecek tek şey sabit diskinizin kapasitesi olacaktır.
http://www.recordstreaming.com/hidownload.exe
HiDownload’u İndirin
Kaynak: Chip.com.tr
22 Mart 2008 Cumartesi
14 Mart 2008 Cuma
YASAKLI SİTELERE YOUTUBEYE GİRMEK
YASAKLI SİTELERE YOUTUBEYE GİRMEK İÇİN DNS AYARI YAPAMAYA GEREK YOK!
proya gerek yok
http://www.surf-anon.com/
girin www.youtube.com yazın oraya bak nasıl gırer
proya gerek yok
http://www.surf-anon.com/
girin www.youtube.com yazın oraya bak nasıl gırer
AK Parti'ye kapatma davası! Antidemokratik bir girişim
AK Parti'ye kapatma davası
14 Mart 2008 Cuma 20:15
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, AK Parti'nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi'nde dava açtı.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, ''laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği'' iddiasıyla AK Parti'nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi'nde dava açtı.
Başsavcı Yalçınkaya, akşam saatlerinde iddianameyi Anayasa Mahkemesi Başkanlığı'na gönderdi. İddianamede, AK Parti'nin ''laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği'' savunuluyor.
SÜREÇ NASIL İŞLEYECEK?
Anayasa Mahkemesi, iddianameyle ilgili ön incelemeyi yapacak, herhangi bir eksiklik tespit edilmez ve iddianamenin kabulüne karar verilirse ön savunmasını yapması için iddianame AK Parti'ye gönderilecek. AK Parti yasal olarak 1 ay içinde ön savunmasını verecek. Ek süre talebinde bulunulursa bunu da Anayasa Mahkemesi değerlendirecek. Ön savunmanın Anayasa Mahkemesine verilmesinin ardından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Yalçınkaya, esas hakkındaki görüşünü bildirecek.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının esas hakkındaki görüşü AK Parti'ye gönderilecek. Daha sonra belirlenecek bir tarihte Yalçınkaya sözlü açıklama, AK Parti yetkilileri de sözlü savunma yapacaklar.
Bütün bu sürecin ardından, davaya ilişkin bilgi, belgeleri toplayacak raportör, esas hakkındaki raporunu hazırlayacak. Bu işlemler sürerken, gerek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, gerekse davalı AK Parti ek delil veya yazılı ek savunma verebilecek.
Raporun, Anayasa Mahkemesinin 11 üyesine dağıtılmasının ardından, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç bir toplantı günü belirleyecek. Üyeler, belirlenen günde bir araya gelerek kapatma istemini esastan görüşmeye başlayacaklar.
AK Parti hakkındaki kapatma davasını, 11 kişiden oluşan Anayasa Mahkemesi Heyeti karara bağlayacak. Asıl üyelerden herhangi birinin bulunmaması veya emekliye ayrılması halinde 4 yedek üyeden en kıdemlileri heyete katılacak.
Anayasa'ya göre bir siyasi partinin kapatılmasına karar verilebilmesi için nitelikli çoğunluğun oyu aranacak. Buna göre, kapatma kararı için Anayasa Mahkemesinin 11 asıl üyesinin en az 7'sinin oyu gerekecek.
14 Mart 2008 Cuma 20:15
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, AK Parti'nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi'nde dava açtı.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, ''laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği'' iddiasıyla AK Parti'nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi'nde dava açtı.
Başsavcı Yalçınkaya, akşam saatlerinde iddianameyi Anayasa Mahkemesi Başkanlığı'na gönderdi. İddianamede, AK Parti'nin ''laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği'' savunuluyor.
SÜREÇ NASIL İŞLEYECEK?
Anayasa Mahkemesi, iddianameyle ilgili ön incelemeyi yapacak, herhangi bir eksiklik tespit edilmez ve iddianamenin kabulüne karar verilirse ön savunmasını yapması için iddianame AK Parti'ye gönderilecek. AK Parti yasal olarak 1 ay içinde ön savunmasını verecek. Ek süre talebinde bulunulursa bunu da Anayasa Mahkemesi değerlendirecek. Ön savunmanın Anayasa Mahkemesine verilmesinin ardından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Yalçınkaya, esas hakkındaki görüşünü bildirecek.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının esas hakkındaki görüşü AK Parti'ye gönderilecek. Daha sonra belirlenecek bir tarihte Yalçınkaya sözlü açıklama, AK Parti yetkilileri de sözlü savunma yapacaklar.
Bütün bu sürecin ardından, davaya ilişkin bilgi, belgeleri toplayacak raportör, esas hakkındaki raporunu hazırlayacak. Bu işlemler sürerken, gerek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, gerekse davalı AK Parti ek delil veya yazılı ek savunma verebilecek.
Raporun, Anayasa Mahkemesinin 11 üyesine dağıtılmasının ardından, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç bir toplantı günü belirleyecek. Üyeler, belirlenen günde bir araya gelerek kapatma istemini esastan görüşmeye başlayacaklar.
AK Parti hakkındaki kapatma davasını, 11 kişiden oluşan Anayasa Mahkemesi Heyeti karara bağlayacak. Asıl üyelerden herhangi birinin bulunmaması veya emekliye ayrılması halinde 4 yedek üyeden en kıdemlileri heyete katılacak.
Anayasa'ya göre bir siyasi partinin kapatılmasına karar verilebilmesi için nitelikli çoğunluğun oyu aranacak. Buna göre, kapatma kararı için Anayasa Mahkemesinin 11 asıl üyesinin en az 7'sinin oyu gerekecek.
4 Mart 2008 Salı
ACI-FERMAN KARAÇAM ŞİİR
Acı
seni de vururlar bir gün ey acı
uçuşup durduğun kanatlarından
sazın sözün türkülerin tükenir
ellerin koynunda kalakalırsın
şakaklarına kar yağıyor bilesin ey acı
gül açan yüzlerimizde
göğeriyor rengin senin de
biz seni
tâ eskiden tanırız hani
göğüslerimize taş olur inerden
avuçlarımızda hira dağıydın
al atların tan yerine ayarlanmış yelelerinde
akdeniz rüzgarlarına karışan sendin
biliyorum
hiçbir tarıh yazmayacak ve bir
sır gibi kalacak yakılan kitaplarda
göbek bağı anasından henüz çözülmemiş
bebelerimize mitralyözlerin okyanus ötesinden
ayarlandığını
seni de yakarlar bir gün ey acı
bir taptuk kul gözlerinden vurursa
parmakların eğri ağaç tutmaz
çığlıkların çağlar aşar duymazsın
ve ben biliyorum
örümceği, mağarayı, güvercini, asâyı
ve ibrahim'in baltasını
biliyorum
nereden başladı bu kesik dans
ve bu dansa karşı afyonlanmış hecin yüzlü
insanlar kim?
kim kimin yanında
kim kimin karşısında
meclis kürsüsünden konuşan bu adam kim
üsküdür kız lisesinde okuyan genç kız
çantasında kimin fotoğrafını taşıyor
kadıköy vapurunda sigara tüttüren delikanlılar
neden gülüyorlar ki
seni de vururlar bir gün ey acı
filistin'de sapan taşlı çocuklar
dalın, kolun, fidelerin, budanır
kuru bir kütükle kalakalırsın
öyle bakmayın balkonlarınızdan
fırat nehri ayrılık çıbanına tutuldu,
damarlarımızı yırtıyor
tuna nehri, onulmaz boşnak sızıları
pompalıyor yüreğimize
pilevne türküleri ağıtlara dönüşürken,
çeçenya'da yiğitler
inancın emeğin/ve aşk'ın
kılcal damarlarına ulanıp sustular...
ve ne bağdat'tan
ne şam'dan
ne mekke'den
ne diyarıbekir'den
ne istanbul'dan
ne buhara'dan
bunca telefon direğine rağmen kimse kimseyi
duymuyor
seni de vururlar bir gün ey acı
halepçe'de soldurulmuş gül gibi
bu sevdaya düşsen, sen de yanarsın
suskun, sıcak, uzun yaz geceleri
ve siz
ey analar,
hani siz, gecelerinizi böler, çocuklarınıza ninniler
söylerdiniz
hani siz, fatihler doğururdunuz...
gelin-kızların giysileri kirletildi
çocuklar hep yetim kaldı
'elem yecidke yetimen feava'
ve ben biliyorum
ben biliyorum
istanbul'un
bağdat'ın
diyarıbekir'in
mekke'nin
buhara'nın
birbirine nasıl bağlandığını, nasıl çözüldüğünü/sonra
ey insan
ey insanlık
ayağa kalk
kolları ve bacakları budanmış delikanlıları
boyunları gövdelerinden ayrılmış insanları
gözleri uyur gibi kapanmış, kan pıhtıları içindeki bu
çocukları
gelişmiş laboratuarlarınızda dikkatle inceleyin
ve bir gün
bu dünya
gül bahçesine dönecek
bunu böyle bilin/ ve
unutmayın
.
Ferman Karaçam
seni de vururlar bir gün ey acı
uçuşup durduğun kanatlarından
sazın sözün türkülerin tükenir
ellerin koynunda kalakalırsın
şakaklarına kar yağıyor bilesin ey acı
gül açan yüzlerimizde
göğeriyor rengin senin de
biz seni
tâ eskiden tanırız hani
göğüslerimize taş olur inerden
avuçlarımızda hira dağıydın
al atların tan yerine ayarlanmış yelelerinde
akdeniz rüzgarlarına karışan sendin
biliyorum
hiçbir tarıh yazmayacak ve bir
sır gibi kalacak yakılan kitaplarda
göbek bağı anasından henüz çözülmemiş
bebelerimize mitralyözlerin okyanus ötesinden
ayarlandığını
seni de yakarlar bir gün ey acı
bir taptuk kul gözlerinden vurursa
parmakların eğri ağaç tutmaz
çığlıkların çağlar aşar duymazsın
ve ben biliyorum
örümceği, mağarayı, güvercini, asâyı
ve ibrahim'in baltasını
biliyorum
nereden başladı bu kesik dans
ve bu dansa karşı afyonlanmış hecin yüzlü
insanlar kim?
kim kimin yanında
kim kimin karşısında
meclis kürsüsünden konuşan bu adam kim
üsküdür kız lisesinde okuyan genç kız
çantasında kimin fotoğrafını taşıyor
kadıköy vapurunda sigara tüttüren delikanlılar
neden gülüyorlar ki
seni de vururlar bir gün ey acı
filistin'de sapan taşlı çocuklar
dalın, kolun, fidelerin, budanır
kuru bir kütükle kalakalırsın
öyle bakmayın balkonlarınızdan
fırat nehri ayrılık çıbanına tutuldu,
damarlarımızı yırtıyor
tuna nehri, onulmaz boşnak sızıları
pompalıyor yüreğimize
pilevne türküleri ağıtlara dönüşürken,
çeçenya'da yiğitler
inancın emeğin/ve aşk'ın
kılcal damarlarına ulanıp sustular...
ve ne bağdat'tan
ne şam'dan
ne mekke'den
ne diyarıbekir'den
ne istanbul'dan
ne buhara'dan
bunca telefon direğine rağmen kimse kimseyi
duymuyor
seni de vururlar bir gün ey acı
halepçe'de soldurulmuş gül gibi
bu sevdaya düşsen, sen de yanarsın
suskun, sıcak, uzun yaz geceleri
ve siz
ey analar,
hani siz, gecelerinizi böler, çocuklarınıza ninniler
söylerdiniz
hani siz, fatihler doğururdunuz...
gelin-kızların giysileri kirletildi
çocuklar hep yetim kaldı
'elem yecidke yetimen feava'
ve ben biliyorum
ben biliyorum
istanbul'un
bağdat'ın
diyarıbekir'in
mekke'nin
buhara'nın
birbirine nasıl bağlandığını, nasıl çözüldüğünü/sonra
ey insan
ey insanlık
ayağa kalk
kolları ve bacakları budanmış delikanlıları
boyunları gövdelerinden ayrılmış insanları
gözleri uyur gibi kapanmış, kan pıhtıları içindeki bu
çocukları
gelişmiş laboratuarlarınızda dikkatle inceleyin
ve bir gün
bu dünya
gül bahçesine dönecek
bunu böyle bilin/ ve
unutmayın
.
Ferman Karaçam
3 Mart 2008 Pazartesi
TÜRK EDEBİYATI DİL VE ANLATIM DERS SUNULARI
türkçe - edebiyat ders sunuları
cümlenin öğeleri ders sunusu için tıklayın.
edebi sanatlar (söz sanatları) ders sunusu için tıklayın.
ad aktarması (mecaz-ı mürsel) söz sanatı sunusu için tıklayın.
tanzimat edebiyatı ders sunusu için tıklayın.
servet-i fünun edebiyatı(edebiyat-ı cedide) ders sunusu için tıklayın.
servet-i fünun edebiyatı-2 ders sunusu için tıklayın.
servet-i fünun edebiyatı ve fecr-i ati edebiyatı ders sunusu için tıklayın.
cümlenin öğeleri ders sunusu için tıklayın.
edebi sanatlar (söz sanatları) ders sunusu için tıklayın.
ad aktarması (mecaz-ı mürsel) söz sanatı sunusu için tıklayın.
tanzimat edebiyatı ders sunusu için tıklayın.
servet-i fünun edebiyatı(edebiyat-ı cedide) ders sunusu için tıklayın.
servet-i fünun edebiyatı-2 ders sunusu için tıklayın.
servet-i fünun edebiyatı ve fecr-i ati edebiyatı ders sunusu için tıklayın.
1 Mart 2008 Cumartesi
İBRETLİK İKİ RESİM 51 YIL FARKLA!
İBRETLİK İKİ RESİM ŞEREFSİZLİK HER YERDE AYNI!
İbretlik 2 Resim.. Şerefsiz her yerde Şerefsiz !!!Despotizm zaman ve mekan tanımıyor !!!Yıl 1957 ABD-Arkansas'ta tarihe geçecek bir fotoğraf çekildi. ABD Anayasa Mahkemesi siyahi öğrencilerin de beyazların gittiği okullara gidebilmesi önündeki yasakları kaldırınca Arkansas eyaletindeki Little Rock kenti lisesine kaydolan 9 siyahi öğrenciden Elzabeth Eckford, okula girmeye çalışırken beyaz öğrenciler tarafından sözlü ve fiili saldııya uğramıştı.

Ve tam 51 yıl sonra İstanbul Aydın Üniversitesi'nde aynı fotoğraf. Anayasa'da yapılan değişiklikle üniversitelere başörtülü girmek serbest oldu. Ve Üniversitenin kampüsüne girmek üzere olan türbanlı bir öğrenci aynı şekilde, tıpkı 51 yıl önce olduğu gibi sözlü ve filii saldırıya uğradı. İtilerek içeri gözyaşları içinde girdi. İlk fotoğrafı 51 yıl önce Reuters çekmişti. ikinci fotoğrafı ise Akşam Gazetesi çekti.
29 Şubat 2008 Cuma
EN SEVGİLİYE
EN SEVGİLİYE…
Hadi bugün O’na (Celle Celaluhu) sevgini göster! Sevgililer günü ya bugün… O’nun için bir şey yap! O’na kendini beğendir bugün! “Seviyorum” diyorsun ya… Hadi göster sevgini!.. O neyi seviyor, neyi sevmiyor öğren! VE Sev O’nun sevdiklerini, sevmediklerinden uzaklaş! Ki, O da sevsin seni… Seven elbet sevilir ama, lafta kalmasın sevgin… Hadi bugün göster O’na sevgini!.. Sevgililer günü ya bugün.. Bilirsin, seven hep sevdiğini anlatır, “Bülbülün yüz hikâyesi varmış, hepsi de gül üstüne..” Bugün, ulaşabildiğin herkese O’nu anlat! O’nu ve O’nun en sevdiğini(Sallallahu aleyhi ve sellem)… Telefonla, yüzyüze, kavlen ve fiilen O’nu anlat! O, sana senden de yakın olanı.. O, seni senden de iyi bileni.. O, sen O’nu bıraksan da seni asla bırakmayanı.. O, en güzel sevda türküsünü, ölümsüzlük bestesini… Sevgililer günü ya bugün.. Bilirsin, seven hep sevdiğini düşünür ya.. Bugün sen de hep O’nu düşün! O’nun hoşuna gidecek bir şey yap! Memnun et O’nu.. Meselâ; Şimdiye dek isteyip te yapamadığın bir emrini uygula bugün! Eğer örtülü değilsen, hiç çıkarmamak sözüyle, Bir başörtüsü al kendine! Kılamıyorsan, bugün namaza başla! Meselâ; “Kur’anı mutlaka öğreneceğim” de! Biliyorsan, öğretmek için bir talebe bul kendine! Bir ayet ezberle ve uygula onu!.. Bugün bir hadis öğren ve öğret onu!.. Meselâ; bugün Sevgilini en az bir kişiyle tanıştır! Hiç tanımadığın birine selam ver! Bir yetimin başını okşa! Bir çocuğu sevindir bugün! Meselâ; İşyerine giderken O’nu hatırlatacak bir hediye götür bugün, Ya da çal komşunun kapısını,yüreğini bölüş, O’nu anlat bu vesileyle.. Bugün O’nun için birşey yap! Ama yalnız O’nun için.. Nefsini hiç karıştırma! Cennet hesapları yapma bugün, karşılık bekleme! Pazarlıksız, riyasız olsun her yaptığın… Bugün şöyle bir düşün! Sevdiklerine ve hatta sevmediklerine, Ne kadar çok vakit ayırıyorsun?.. Fanî dediğin şu dünya için ne kadar çok çalışıyorsun?.. Yarım saat sürecek bir ziyaret için, On dakika sürecek bir yemek için, mutfakta ne kadar kalıyorsun?.. Nazlıca ağlayan yavrunun sesiyle nasıl fırlarsın yatağından, o soğuk gecede?.. İşverenin ay sonunda vereceği üç kuruş için nasıl kahredersin kendini?.. Sınıfını geçebilmek için, iyi not alabilmek için, nasıl geceni gündüzüne katarsın?.. Eşini, çocuklarını, anneni, babanı, nişanlını memnun etmek için nasıl da çırpınırsın… Tüm bunlar ve senin de ekleyebileceğin dahaları için yaptıklarının, SÖYLE, yüzde kaçını Allah için, Habibullah için yaptın bugüne kadar?.. Evet bugün sevgililer günü.. Sen de buluş Sevdiğinle bugün! At kendini seccadeye, bir tövbe et, dönmemecesine.. O’nun sevmediği herşeye “elveda” de! Gözyaşların armağan olsun O’na.. Gözyaşların ve zaten O’nun olan yüreğin.. Bugün ve her gün!
Hadi bugün O’na (Celle Celaluhu) sevgini göster! Sevgililer günü ya bugün… O’nun için bir şey yap! O’na kendini beğendir bugün! “Seviyorum” diyorsun ya… Hadi göster sevgini!.. O neyi seviyor, neyi sevmiyor öğren! VE Sev O’nun sevdiklerini, sevmediklerinden uzaklaş! Ki, O da sevsin seni… Seven elbet sevilir ama, lafta kalmasın sevgin… Hadi bugün göster O’na sevgini!.. Sevgililer günü ya bugün.. Bilirsin, seven hep sevdiğini anlatır, “Bülbülün yüz hikâyesi varmış, hepsi de gül üstüne..” Bugün, ulaşabildiğin herkese O’nu anlat! O’nu ve O’nun en sevdiğini(Sallallahu aleyhi ve sellem)… Telefonla, yüzyüze, kavlen ve fiilen O’nu anlat! O, sana senden de yakın olanı.. O, seni senden de iyi bileni.. O, sen O’nu bıraksan da seni asla bırakmayanı.. O, en güzel sevda türküsünü, ölümsüzlük bestesini… Sevgililer günü ya bugün.. Bilirsin, seven hep sevdiğini düşünür ya.. Bugün sen de hep O’nu düşün! O’nun hoşuna gidecek bir şey yap! Memnun et O’nu.. Meselâ; Şimdiye dek isteyip te yapamadığın bir emrini uygula bugün! Eğer örtülü değilsen, hiç çıkarmamak sözüyle, Bir başörtüsü al kendine! Kılamıyorsan, bugün namaza başla! Meselâ; “Kur’anı mutlaka öğreneceğim” de! Biliyorsan, öğretmek için bir talebe bul kendine! Bir ayet ezberle ve uygula onu!.. Bugün bir hadis öğren ve öğret onu!.. Meselâ; bugün Sevgilini en az bir kişiyle tanıştır! Hiç tanımadığın birine selam ver! Bir yetimin başını okşa! Bir çocuğu sevindir bugün! Meselâ; İşyerine giderken O’nu hatırlatacak bir hediye götür bugün, Ya da çal komşunun kapısını,yüreğini bölüş, O’nu anlat bu vesileyle.. Bugün O’nun için birşey yap! Ama yalnız O’nun için.. Nefsini hiç karıştırma! Cennet hesapları yapma bugün, karşılık bekleme! Pazarlıksız, riyasız olsun her yaptığın… Bugün şöyle bir düşün! Sevdiklerine ve hatta sevmediklerine, Ne kadar çok vakit ayırıyorsun?.. Fanî dediğin şu dünya için ne kadar çok çalışıyorsun?.. Yarım saat sürecek bir ziyaret için, On dakika sürecek bir yemek için, mutfakta ne kadar kalıyorsun?.. Nazlıca ağlayan yavrunun sesiyle nasıl fırlarsın yatağından, o soğuk gecede?.. İşverenin ay sonunda vereceği üç kuruş için nasıl kahredersin kendini?.. Sınıfını geçebilmek için, iyi not alabilmek için, nasıl geceni gündüzüne katarsın?.. Eşini, çocuklarını, anneni, babanı, nişanlını memnun etmek için nasıl da çırpınırsın… Tüm bunlar ve senin de ekleyebileceğin dahaları için yaptıklarının, SÖYLE, yüzde kaçını Allah için, Habibullah için yaptın bugüne kadar?.. Evet bugün sevgililer günü.. Sen de buluş Sevdiğinle bugün! At kendini seccadeye, bir tövbe et, dönmemecesine.. O’nun sevmediği herşeye “elveda” de! Gözyaşların armağan olsun O’na.. Gözyaşların ve zaten O’nun olan yüreğin.. Bugün ve her gün!
25 Şubat 2008 Pazartesi
KINALI ALİ
KINALI ALİ
Üsteğmen Faruk, cepheye yeni gelen askerleri denetlerken, bir yandan daonlarla Sohbet ediyor, ‘ Nerelisin?’ gibi sorular soruyordu.Gözleri bir ara, saçının ortası sararmış bir delikanlıya takıldı Yanınaçağırdı ve merakla sordu:” Adın ne senin evladım?” dedi.” Ali, komutanım” dedi.” Nerelisin?”” Tokatlıyım, komutanım, Tokat’ın Zile kazasındanım…”” Peki evladım,bu kafanın hali ne?Saçlarının ortası neden kırmızı boyalı böyle?”” Cepheye gelmeden önce anam saçıma kına yaktı komutanım. Nedenyaktığını da bilmiyorum.”” Peki dedi üsteğmen. “Gidebilirisin Kınalı Ali.”O günden sonra Ali’nin adı Kınalı Ali oldu.Cephede tüm arkadaşları Kınalı Ali demekle yetinmiyor, saçındaki kınayıda alay konusu yapıyorlardı. Kınalı Ali, arkadaşlarına karşı sevecen vedürüst tutumu sayesinde, kısa sürede hepsinin sevgisini kazandı.Bir gün memleketine mektup göndermek için arkadaşlarından yardımistedi.” Anama, babama burada iyi olduğumu bildirmek istiyorum.Ama okumam yazmam yok. Biriniz yardım edebilir misiniz?”Biri değil, birçok arkadaşı yardıma geldi.” Sen söyle biz yazalım” dediler.Kınalı Ali söylüyor, bir arkadaşı yazıyor, diğeri de Söylenenlerindoğru yazılıp yazılmadığını denetliyordu.” Sevgili anacığım, babacığım hasretle ellerinizden öperim. Ben buradaçok iyiyim, beni sakın merak etmeyin.”Kız kardeşini, kendinden küçük erkek kardeşinin sağlığını ve hatırınısorduktan sonra, köydeki herkesin burnunda tüttüğünü ve kimseninkendisini merak etmemesini söyledikten sonra, Biz burada var oldukça bilesinizki düşman bir adım bile ilerleyemeyecektir tümcesi ile bitiriyordu.Tam zarf kapatılırken Ali ” iki üç satır daha ekleteceğini” söyleyerekMektubun sonuna şunları yazdırdı.” Anacığım, beni buraya gönderirken kafama kına yaktın ama, Buradakomutanlarım da, arkadaşlarımda benle hep dalga geçiyorlar. Cepheye gitmeksırası yakında inşallah kardeşim Ahmet’e gelecek, Onu gönderirken sakınkına yakma saçına. Burda onunla da dalga geçmesinler. Tekrarellerinden öperim anacığım.”Gelibolu’da savaş giderek şiddetleniyordu. ingilizler kesin sonuçalmak için tüm güçleriyle yükleniyorlardı. Cephede savaşan askerlerimizönceleri birer, birer, sonraları beşer,beşer,Onar, onar şehit oluyorlardı. Gelen destek güçleri de yeterli olmuyor,onlarında sayıları giderek azalıyordu.Gelibolu düşmek üzereydi. Kınalı Ali’nin komutanı bu durum karşısındaçaresizdi. Kendi bölüğü henüz sıcak temasa hazır değildi. Genç erlerineinsan bedeninin süngü ve mermilerle orak gibi biçildiği bu cepheyegöndermek zorunda kalmaması için Allah’a dua ediyordu.Komutanlarını düşünceli ve sıkıntılı gören Kınalı Ali ve arkadaşları,komutanlarına gidip, ondan kendilerini cepheye göndermesiniistediler.Askerlerinin ısrarları üzerine komutanları daha fazla direnemedi ve ölümegönderdiğini bile, bile bu isteklerini kabul etmek zorunda kaldı.Kınalı Ali ve arkadaşları, sevinç çığlıkları atarak cepheye hayır,bile,bile ölüme gidiyorlardı.O gün güle oynaya Gelibolu cephesinde ölümle buluşacakları yere koşanKınalı Ali’nin bölüğünden tek kişi geri dönmedi. Gidenlerin tümü şehitolmuştu. Bu olaydan kısa bir süre sonra Kınalı Ali’ye anne, babasındanmektup geldi. Onun yerine komutanı aldı mektubu ve buruk bir ifade ileokumaya başladı. Cepheye gitmeden önce arkadaşlarına yazdırdığımektubuna aile adına babası yanıt veriyordu.” Oğlum Ali, nasılsın, iyi misin? Gözlerinden öperim, selam ederim.Öküzü sattık, parasının yarısını sana gönderiyoruz, yarısını da yakındacepheye gidecek küçük kardeşine veriyoruz. şimdi öküzün yerine tarlayıben sürüyorum. Fazla yorulmuyorum da. Sen sakın bizi düşünme.”Babası mektupta köydeki herkesten akrabalarından haberler verdiktensonra “şimdi ananın sana diyeceği var” diyerek sözü ona bırakıyordu.Mektubun bundan sonraki bölümü Kınalı Ali’nin anasının ağzındanyazılmıştı şöyle diyordu anası:” Oğlum Ali, yazmışsın ki kafamdaki kınayla dalga geçtiler. Kardeşimede yakma demişsin.Kardeşine de yaktım. Komutanlarına ve arkadaşlarına söyle senle dalgageçmesinler.Bizde üç işe kına yakarlar;1 - GELİNLİK KIZA, GİTSİN AİLESİNE, ÇOCUKLARINA KURBAN OLSUN DİYE2 - KURBANLIK KOÇA, ALLAH’A KURBAN OLSUN DİYE3 - ASKERE GİDEN YİĞİTLERİMİZE, VATANA KURBAN OLSUN DİYE…Gözlerinden öper, selam ederim. Allah’a emanet olun” Ali’nin mektubu okunurken ve çevresindeki herkes onu dinlerken,hıçkıra, hıçkıra ağlıyordu… “(Bu mektubun aslı Çanakkale Müzesindedir.)
BU OLAY CANAKKALE SAVASINDA YASANMISTIR.
BU OLAY CANAKKALE SAVASINDA YASANMISTIR.
Kocadere köyünde büyük bir sargı yeri kuruluyor. Kimi Urfalı, KimiBosnalı, KimiAzerbaycanli, Kimi Adıyamanlı, Kimi Gürünlü, Kimi Halepli çok sayıdayaralı getiriliyor…Bunlardan biri Lapsekinin Beybaş Köyündendir ve yarası oldukça ağırdır.Zor nefesalıp vermektedir. Alçalıp yükselen göğsünü biraz daha tutabilmek içinkomutanının elbisesine yapışır. Nefes alıp vermesi oldukça zorlaşır amatane tane kelimeler dökülür dudaklarından.‘Ölme ihtimalim çok fazla… Ben bir pusula yazdım… Arkadaşımaulaştırın…’Tekrar derin nefes alıp, defalarca yutkunur: ‘Ben…Ben köylüm Lapseki’liİbrahim Onbaşından 1 Mecidiye borç aldıydım… Kendisini göremedim. Belkiölürüm. Ölürsem söyleyin hakkını helal etsin’‘Sen merak etme evladım’ der Komutanı, kanıyla kırmızıya boyanmış alnınıeliyleokşar. Az sonra komutanının kollarında şehit olur ve son sözü de’söyleyin hakkını helal etsin’ olur…Aradan fazla zaman geçmez. Oraya sürekli yaralılar getiriliyor.Bunlardan çoğudaha sargı yerine ulaştırılmadan şehit düşüyor. Şehitlerin üzerindençıkan eşyalar, künyeler komutana ulaştırılıyor.İşte yine bir künye ve yine bir pusula. Komutan göz yaşlarını silmeyedahafırsat bulamamıştır. Pusulayı açar, hıçkırarak okur ve olduğu yereyığılır kalır. Ellerini yüzüne kapatır, ne titremesine ne de gözyaşlarına engel olamaz…PUSULADAKİ NOT:‘Ben Beybaş Köyünden arkadaşım Halil’e 1 mecit borç verdiydim. Kendisi benigöremedi. Biraz sonra taarruza kalkacağız. Belki ben dönemem. Arkadaşımasöyleyin ben hakkımı helal ettim.’
Kocadere köyünde büyük bir sargı yeri kuruluyor. Kimi Urfalı, KimiBosnalı, KimiAzerbaycanli, Kimi Adıyamanlı, Kimi Gürünlü, Kimi Halepli çok sayıdayaralı getiriliyor…Bunlardan biri Lapsekinin Beybaş Köyündendir ve yarası oldukça ağırdır.Zor nefesalıp vermektedir. Alçalıp yükselen göğsünü biraz daha tutabilmek içinkomutanının elbisesine yapışır. Nefes alıp vermesi oldukça zorlaşır amatane tane kelimeler dökülür dudaklarından.‘Ölme ihtimalim çok fazla… Ben bir pusula yazdım… Arkadaşımaulaştırın…’Tekrar derin nefes alıp, defalarca yutkunur: ‘Ben…Ben köylüm Lapseki’liİbrahim Onbaşından 1 Mecidiye borç aldıydım… Kendisini göremedim. Belkiölürüm. Ölürsem söyleyin hakkını helal etsin’‘Sen merak etme evladım’ der Komutanı, kanıyla kırmızıya boyanmış alnınıeliyleokşar. Az sonra komutanının kollarında şehit olur ve son sözü de’söyleyin hakkını helal etsin’ olur…Aradan fazla zaman geçmez. Oraya sürekli yaralılar getiriliyor.Bunlardan çoğudaha sargı yerine ulaştırılmadan şehit düşüyor. Şehitlerin üzerindençıkan eşyalar, künyeler komutana ulaştırılıyor.İşte yine bir künye ve yine bir pusula. Komutan göz yaşlarını silmeyedahafırsat bulamamıştır. Pusulayı açar, hıçkırarak okur ve olduğu yereyığılır kalır. Ellerini yüzüne kapatır, ne titremesine ne de gözyaşlarına engel olamaz…PUSULADAKİ NOT:‘Ben Beybaş Köyünden arkadaşım Halil’e 1 mecit borç verdiydim. Kendisi benigöremedi. Biraz sonra taarruza kalkacağız. Belki ben dönemem. Arkadaşımasöyleyin ben hakkımı helal ettim.’
Etiketler:
BU OLAY CANAKKALE SAVASINDA YASANMISTIR.
SON NEFESTE İMANSIZ GİTME SEBEBLERİ
SON NEFESTE İMANSIZ GİTME SEBEBLERİ
SU-İ HATİMEİmam-ı GAZALİ'den (RA) Son Nefes’te imansız gitme sebepleri.( C.C. Muhafaza) "En altta son nefeste iman kurtarma duası vardır!"En büyük ve korkunç olanı, can çekişme ızdırabı anında gönülde şüphe veya inkarın galebe çalması ve bu vaziyette ölmekte, bu halin ebedi olarak ile kendi arasında perde olmasıdır. Çünkü bu ebedi ve daimi azabı gerektiren, küfür ve inkardır. Ölüm anında dünyalıktan ve dünya zevklerinden bir şey'in gönlüne galebe çalması ve gözünün önünde canlanarak onu düşünmesidir. Bu, gönlünü öyle kaplar ki, artık başka bir şey almaz olur. Böylece ölürse, kalbi tamamen dünyaya dönük ve himmeti dünyaya meyyal olarak ölmüş olur ki, gönül, 'tan C.C. ayrıldığı anda araya perde girer. Perde girince azab başlar. 'ın C.C. yaktığı ateş, 'tan C.C. mahcub olan gönülleri kaplar. Kalbi, dünya sevgisinden salim, himmeti 'a C.C. dönük olan Mü'mine ise Cehennem: "Geç ey Mü'min, senin Nur'un, benim narımı söndürüyor" der.Dünya sevgisinin galebe çaldığı sırada ölen bir adamın durumu tehlikelidir. Zira kişi, yaşadığı gibi ölür. Öldükten sonra başka durum almasına, kalbin imkanı yoktur. Zira gönüllerde tasarruf, azaların ameli ile mümkündür. Halbuki ölüm ile azalar atalete uğradığından, artık amel imkanı ve hatta geriye dönüp yeniden amel etme fırsatı kalmamıştır. İşte bu anda hasret çoğalır. Ancak , imanın aslı ve C.C. sevgisi ( C.C. sevgisi ile dünya sevgisi bir kalbde toplanmaz) uzun müddet kalıp yerleşir ve salih amel ile kuvvetleşir ise, ölüm anında doğacak olan bu hali siler atar. Şayet kalbindeki imanı bir miskal kuvvetinde ise, onu tezden Cehennemden çıkarır. İmanı daha az ise, azlığı nisbetinde Cehennemde daha uzun kalır. Bir habbe ağırlığı kadar imanı varsa da eninde sonunda -ve binlerce yıl sonra da olsa- yine Cehennemden çıkar.Şayet, senin bu anlattığına göre, ölür ölmez hemen Cehennem'e girmesi lazımdır, halbuki kıyamete kadar bekliyor. Bu nasıl olur? Dersen, bilmiş ol ki; Kabir azabını inkar eden herkes bid'at sahibi, 'ın C.C., Kur'ân'ın ve imanın nurundan mahrumdur. Su-i Hatime yani şüphe ve inkar üzere ölmenin, tafsilatıyla anlatılamayacak kadar çok sebepleri vardır. Lakin özet olarak iki sebebi vardır.Birincisi: Tam manasıyla zühd, vera ve amelde salah ile de düşünülebilir. Mesela, zahiddir amma bid'at sahibidir. Ameli iyi olsa bile, bunun sonu çok ciddi olarak korkunçtur. bid'at sahibi derken herhangi bid'at sahibi olan bir mezhebi kasdetmiyorum. 'u Teâlâ'nın, Zat, Sıfat ve Ef'ali hakkında gerçeğe uymayan bir inanca sahib olmayı ve bununla hasmını ilzama kalkışmayı kastediyorum. Bu inancı, kendi görüş ve kanâatına bağlı olup, ona aldanmasıyla veya kendisi gibi bir bid'at sahibini taklit etmekle olur. Ölümün yaklaştığı, ölüm Meleğinin görüldüğü ve içinde olanı ile kalbi çırpınmağa başladığı vakit, çoğunlukla cehaleti sebebiyle inançlarının batıl olduğunu anlar. Çünkü ölüm, perdenin aradan kalkma halidir. Ölüm sancıları da ölümün başlangıcı olduğu için, bazı şeyler kendisine keşfedilebilir. Kendi kafasına göre kesin olarak inandığı şeylerin boş ve batıl olduğunu anlayınca, inandığı her şeyin aslı olmadığını sanır. Çünkü ona göre C.C. ve Rasulüne(SAV) inancı ve diğer sahih itikadları ile fasid inançlarının farkı yoktur. Cehaleti sebebiyle yanlış olarak edindiği bazı inançlarının batıl olduğunu görünce bu hal, doğru inançlarının da batıl veya şüpheli olmasına sebep olur. İmanın aslına dönmeden bu hatıralar içinde ölürse, işte Su-i Hatime(imansız) ile ölmüş ve korusun, ruhu, şirk üzere bedeninden ayrılmış olur.'u Teâlâ'nın: "Halbuki o gün onlar için 'tan hiçde zannetmeyecekleri(nice) şeyler zuhura gelmiştir." Zümer / 47 ve "De ki: Yaptıkları işler bakımından en çok ziyana uğrayanları, kendileri muhakkak iyi yapıyorlar sanarak dünya hayatında sa'yleri boşa gitmiş olanları size haber vereyim mi? " Kehf / 103 buyurduklarından muradı bunlardır. Dünya meşgalesinin azlığı sebebiyle bazen rüyada, gelecekteki işlerin bazıları açıklandığı gibi, ölüm sancıları anında da bazılarına bazı şeyler gösterilebilir. Çünkü dünya meşgalesi ve bedeni şehvetler, Melekut alemine bakmağa ve oradakileri olduğu gibi görmeğe engeldir. Fakat ölüm öncesi keşfin sebebi, keşifde geri kalan inançlarda şüphenin sebebi olabilir. Bu tehlikeden insanı, ancak gerçeğe dayalı sağlam itikad kurtarabilir. Saf ve ebleh insanlar, yani kısa ve kesin olarak 'a C.C., Ahirete ve inanılması gereken şeylere inananlar, bu tehlikeden korunmuşlardır. Bedeviler, köylüler ve diğer halkın avamı gibi. Bunlar bu hususlarda münakaşalara girmez, söz sahibi olduklarını iddia etmezler. Bunun için bu gibiler hakkında Resul-i Ekrem(SAV) : "Cennet halkının çoğu bühdler, yani saf ve gönlü temiz kimselerdir" buyurmuştur.Selef, Resul-i Ekrem'in(SAV), C.C. tarafından getirdiği her şeye inanın, 'ı bir şeye benzetmeyin, te'vil ile uğraşmayın, derlerdi. Zira 'ın C.C. sıfatlarından bahsetmekte tehlike büyük, yolları sarp ve 'u Teâlâ'nın Celâlini idrak etmekten akıllar kasır ve noksandır. Ne yazık ki şimdi dizginler gevşedi, boyunlar uzadı, boş laflar aldı yürüdü. Her cahil, kendi görüşüne uygun olanın doğru ve gerçek iman olduğuna kâni oldu. Kendi tecrübe ve tahminlerinin gerçek olduğunu sandı. Fakat ilerde gerçeği anlayacaklardır. Perde aradan kalktığı vakit onlara :Güzel olduğu için gündüzlere hüsn-ü zann ettiniz de mukadder akıbetinize uğrayacağınızdan korkmadınız,Geceler sizi selamete ulaştırdı ve onlarla aldandınız, halbuki karanlıklar aydınlandığı vakit, kederler başlayacaktır.Mealindeki şiiri okumak lazımdır.'u Teâlâ'nın Zât ve Sıfatı ile ilgili münazaralara giren adam, deniz ortasında gemisi parçalanıp dalgaların kucağına düşen adam gibidir.Bu dalgaların, birbirine devretmek suretiyle adamı selamet sahiline atmaları imkanı varsa da bu pek az bir ihtimaldir. Fakat dalgalar arasında boğulup gitmeleri daha kuvvetlidir.İkincisi: Aslında imanın zayıflığı ve dünya sevgisinin kalbi kaplamasıdır. İman zayıfladıkça C.C. sevgisi de zayıflar ve dünya sevgisi öyle kuvvetleşir ki, bir hatıradan başka C.C. sevgisi namına kalpte bir şey kalmaz. Nefsin arzularına uymamak ve şeytanet yollarından ayrılmak gibi bir şeyi düşünmez olur. İşte bu, şehvetlere uymak meylini ortaya kor. Böylece kalb, kararır ve katılaşır. Nefsin zulmetleri(karanlıkları) kalbde teraküm eder ve zayıfda olsa kalbdeki iman nurunu tamamen söndürür. Artık bu, kendisinde bir tabiat halini alır. Ölüm sancıları başladığı vakit, C.C. sevgisi daha da azalır. Çünkü en büyük sevgilisi olan dünyalığından ayrılma hasretine dalar ve bunun acısını duyar. Sevdiği dünyasından ayrılmağı, 'tan C.C. bildiği için, ölümün mukadder olmasına canı sıkılır ve 'tan C.C. geldiği için O'ndan hoşlanmaz olur. Sevgi yerine, içinde 'a C.C. karşı bir kin doğmasından korkulur. Bu, çocuğunu az ve fakat malını daha çok seven bir adamın durumuna benzer. Çocuk, malını mahvetti-ği vakit, çocuğuna olan az sevgisi husumete döner. Şayet bu hal içerisinde ölürse, Su-i Hatime(imansız) ile ölür ve ebedi helakte kalır. İnsanı bu helake sürükleyen sebep, sevgisinin zayıflamasına sebep olan iman zayıflığı ile beraber, dünyaya temayül, dünyalık ile sevinmek ve dünya sevgisinin üstün gelmesidir. Dünya sevgisi, bütün hataların başıdır. O, müzmin bir hastalıktır. Ne yazık ki 'ı C.C. marifet azlığından bütün halka sirayet etmiştir. Zira 'ı C.C. bilen sever."De ki : Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, kabileniz, elinize geçirdiğiniz mallar, kesâda uğramasından korka geldiğiniz bir ticaret ve hoşunuza gitmekte olan meskenler, size 'tan, O'nun peygamberinden ve O'nun yolundaki bir cihâd'dan daha sevgili ise, artık 'ın emri gelinceye kadar bekleye durun" Tevbe / 24 buyurmuştur.Demek ki ölümü anında aklından bu gibi inkar şeylerini geçiren ve içinden 'u Teâlâ'nın kendisini çoluk çocuğundan ve diğer dünya varlıklarından ayırdığı için kızan kimsenin ölümü, sevmediğine gitmek ve sevdiğinden uzaklaşmak olur da, efendisinden kaçtığı halde, zorla yakalanıp efendisinin huzuruna getirilen bir kölenin durumuna düşer. Artık uğrayacağı rezalet ve kepazelik ortadadır. İnsan ömrü boyunca ne ile ünsiyet ederse, ölümü anında da aklına o gelir. Meyli, daha çok taat ve ibadete ise hatırına o gelir. Daha çok isyana temayül ederse, son nefeste daha çok aklına gelecek olanda odur. Çoğu kere canı çıkarken dünyevi şehvetlerden ve günahlardan biriyle meşgul olurda 'tan CC mahrum kalır.Pek seyrek isyan eden, bu tehlikeden uzaktır.Hiç günah işlemeyen ise tamamen kurtulmuştur.Günahı ibadetinden çok olup, günahtan zevk alan kimsenin tehlikesi, çok ciddi ve çok daha büyüktür.Bunun misali: Herkesin bildiği bir gerçektir ki, insan, çoğunlukla rüyasında gündüzleri meşgul olduğu şeyi görür. Gündüzleri ilim ile uğraşan, çoğunlukla rüyasında ilmi, ticaretle uğraşan da ticaret işlerini görür. Ölüm de uykunun benzeridir. Bununla beraber ondan daha ağırdır. Ancak ölüm öncesi, uykuya daha yakındır. O da ünsiyet ettiği şeyleri hatırlamasını gerektirir. Herhangi bir şeyin kalbde yerleşmesinin sebeplerinden birisi de uzun ülfettir(birliktelik). Uzun müddet taat veya isyana alışmak , kalbde yerleşmenin tercih sebebidir. Bunun gibi, Salihlerin rüyaları ile fâsıkların rüyaları da birbirine uymaz. Alışkanlık kalbde yerleşir ve gönül ona meyleder. İşte kötülüğe alışıp onunla ünsiyet eden, son nefesinde o kötülük gözünün önünde canlanır. Her ne kadar bundan kurtulması ümid edilecek şekilde imanın aslı baki ise de, bu hali, bir nevi Su-i Hatimeye(imansız ölmeye) sebep olur.Ölüm anında hatıralarını günah ve şehevi arzularından uzak tutmak isteyen için tek yol, şehveti gönlünden çıkarmak ve nefsini bunlardan uzak tutmakla uzun müddet mücâhede etmektir. Böylece günahlardan uzaklaşıp iyiliklere devam etmek ve aklından kötülükleri çıkarmakla, ölüm anı için bir hazırlık yapmış olur. Çünkü insanlar yaşadıkları gibi ölür ve öldükleri gibi de haşr olurlar. Resul-i Ekrem SAV "Kişi, elli yıl Cennet ehli amelini işler, hatta kendisi ile Cennet arasında bir devenin iki sağımı arasındaki mesafe kadar mesafe kalır ve şekavet-i asliyesi galebe çalarak son nefesde imansız gider" buyurmuştur. Bunun için bulunduğumuz hallere aldanmamalı ve son nefes korkusu devamlı olmalıdır. Zira son nefesde ne olacağımızı ve akibetimizin Cennet mi, Cehennem mi olduğunu da bilmiyoruz. Sakın biraz daha keyfime bakayım ilerde tevbe ederim, deme. Çünkü alıp verdiğin her nefes, senin için bir hatimedir. Zira o anda ölmen mümkündür.Uyanıklığında hazır olduğun gibi, uykuya yatarken de abdestini ihmal etme. 'ın C.C. zikri kalbine galebe çaldıktan sonra uyu. Dikkat et ki, dilin zikirde iken uyu demiyorum. Aslolan kalbini zikrULLAH ile uyutmaktır. Şunu bil ki uykudan önce aklında ne varsa, uyku anında da aklına o gelir. Uykudan önce, uyku anında ve uyuduktan sonra kalbin ne ile meşgul idiyse, o meşgale ile uyanırsın. Bunun gibi insan, yaşadığı gibi ölür ve öldüğü gibi dirilir.Her an ve nefesini yokla. Bir an 'ı C.C. unutma! Bütün bunlara dikkat ettiğin halde yine büyük tehlikede olduğunu bil! Yâ bu dediklerime riayet etmezsen, işte onu da sen düşün? Ne yazık ki insanlar helaktedir. Yalnız alimler kurtulmuştur. Alimlerde helaktedir, yalnız ilmiyle amel edenler kurtulmuştur. Bunlarda helaktedir, yalnız ihlâs ile amel edenler kurtulmuştur. Bunlarda yine büyük tehlikededir.Şunu da bil ki, dünyalıktan zaruret miktarı ile yetinmedikçe, bu hususta başarıya ulaşamazsın. Zaruret miktarı ise yemek, giymek ve meskenindir, diğerleri fuzulidir. Az yemeli, seni sıcak ve soğultan koruyacak elbise ile yetinmeli daha kıymetlisini aramamalısın. Yoksa yeter deyip duracağın bir nokta kalmaz. Daima ilerisini isteyeceksen, o zaman senin karnını ancak toprak dolduracaktır.Eğer zaruret miktarı ile yetinirsen, C.C. ile baş başa kalır ve Ahiretin için çalışır da su-i hatime için hazırlıklı olursun. Şayet zaruret miktarını aşarsan, sıkıntıların çoğalır ve o zaman hangi vadide seni helak edeceğine 'u Teâlâ aldırış etmez. Yüce C.C. "Öyle ise siz onlardan değil, Benden korkun eğer iman etmişlerseniz." Al-i İmran / 175 buyurdu ve korkuyu emrederek, onu imanın şartından kıldı. Bunun için zayıf olsa da hiçbir mü'min korkusuz olamaz. Korkunun zafiyeti, iman ve marifetin zafiyetinden ileri gelir. "Saadetin alâmeti, şekavetten korkmaktır. Zira 'korku' kul ile C.C. arasında, kul için bir köstektir. Bu köstek koparsa helâkta olanlarla beraber helâk olur" demiştir.Hatemm-i Esamm: "Bulunduğun mevkiin şerefine güvenme. Cennet'ten daha şerefli bir makam olmasın. Adem'in başına gelenler ortada. İbadet çokluğuna aldanma, İblis'in başına gelenler belli. İlminin çokluğuna bel bağlama, Bel'am İsm-i Âzam'ı bilirdi, akibetini düşün. Salihlerle görüşüp onlarla düşüp kalkmaya aldanma. Peygamberimizden SAV üstün zat ve sima olmasın. Akrabaları dahi ondan yararlanamadı Dilimizle " 'ım C.C. bizi afvet, bize merhamet et" demekle yetinir ve O'na güveniriz. Halbuki 'O' C.C.: "İnsan için ancak çalışması vardır." Buyurdu. Necm / 39 - Başka bir Ayet-i Kerime'de "Keremi bol Rabbine karşı seni aldatan ne?" Buyurulmuştur.Ahirette 'a C.C. kavuşmak mutluluğuna ancak dünyada O'nun sevgisini ve O'nunla ünsiyeti kazanmakla ulaşılacağı meydandadır. Sevgi ise marifet ile , marifet de ancak devamlı tefekkürle hasıl olur. Ünsiyette devamlı zikir ile, zikir ve fikre devam da dünya sevgisini gönlünden çıkarmakla, dünya sevgisini atmak da zevk ve şehvetleri terketmekle, bunları terketmek de şehveti kırmakla, şehveti kırmak da en çok korku ateşi ile mümkündür. Demek ki korku şehvetleri yakan bir ateştir. Korku nasıl faziletli olmasın ki, 'a C.C. yaklaştırıcı en makbul ameller olan iffet, vera, takva ve mücâhede korku sayesinde temin edilir.Elbette peygamberler, veliler ve alimlerin akıl, ilim ve amelleri ile C.C. katındaki mevkileri, senden daha az olmadığını kabul edersin! Gözünün ışığının kısalığı ve basiret gözünün körlüğü ile onların hallerini, neden fazla korkup uzun müddet mahzun olup ağladıklarını düşün. Hatta bazıları şaşırdı, bazıları bayıldı ve bazıları da ölü olarak yerlere serildi. ( C.C. Hüccet-ül İslâm İmam-ı Gazali'den Razı olsun, Ruhuna El-Fâtiha)Aşağıdaki günahlara karşı çok dikkatli olmak lazımdır:'ın C.C. emir ve yasaklarını bilmemek, itikadi meseleleri bilmemek yada şüphede olmak, C.C. ve Rasûlü'nün SAV emrettiği gibi yaşamamak,Kafirlerle dostluk kurmak ve onlara benzemek (saç sakal şeklinden, giyime kadar) en önemlisi onları sevmek,Kafirlerin bayramlarını kutlamak, (Yılbaşı,sevgililer günü, nevruz v.s.) Dini emirleri hafife almak, o hükümlerle ilgilenmemek yada ciddiye almamak, alaycı olmak,Anne ve babaya itaat etmemek, (Annesinin razı olmadığı kişilerin Kelime-i Şehadet'i getiremedikleri rivayetleri çoktur)Büyü yapmak ve yaptırmak,İçki satmak, içki içmek ve içki müptelası olmak, (Fudayl'dan RA sene de sadece bir kadeh ilaç olarak alkol içen kişinin bu sebepten imansız gittiği rivayeti vardır.) Çok küfretmek, Yüce 'ı C.C. zikretmek ve dua edilmesi için yaradılan ağızdan küfrün eksik olmaması, (münafıklık alametidir)Dünyalık ve dünya sevgisi, gelen dünyalığa sevinmek, elden çıkana üzülmek, (KADINLAR ÇOK DİKKAT ! ! ! )Fakirliğe ve 'ın kazasına isyan, Namaz kılmamak ki en tehlikelilerinden birisidir, Ezân okunurken konuşanında Kelime-i Şehadet getirmekte zorlandığı bildirilmiştir.Son nefeste imanı kurtarma duası:
"Ya Hayyu Ya Kayyum, Ya Zel Celâli Ve'l İkrâm, ELLAHÜMME en tühyiye kalbi bi Nûri ma'rifetike ebeden, Ya , Ya , Ya Celle Celâlüh" Sabah namazının sünnetiyle farzı arasında okunacak. Çok önemli bir duadır...
SU-İ HATİMEİmam-ı GAZALİ'den (RA) Son Nefes’te imansız gitme sebepleri.( C.C. Muhafaza) "En altta son nefeste iman kurtarma duası vardır!"En büyük ve korkunç olanı, can çekişme ızdırabı anında gönülde şüphe veya inkarın galebe çalması ve bu vaziyette ölmekte, bu halin ebedi olarak ile kendi arasında perde olmasıdır. Çünkü bu ebedi ve daimi azabı gerektiren, küfür ve inkardır. Ölüm anında dünyalıktan ve dünya zevklerinden bir şey'in gönlüne galebe çalması ve gözünün önünde canlanarak onu düşünmesidir. Bu, gönlünü öyle kaplar ki, artık başka bir şey almaz olur. Böylece ölürse, kalbi tamamen dünyaya dönük ve himmeti dünyaya meyyal olarak ölmüş olur ki, gönül, 'tan C.C. ayrıldığı anda araya perde girer. Perde girince azab başlar. 'ın C.C. yaktığı ateş, 'tan C.C. mahcub olan gönülleri kaplar. Kalbi, dünya sevgisinden salim, himmeti 'a C.C. dönük olan Mü'mine ise Cehennem: "Geç ey Mü'min, senin Nur'un, benim narımı söndürüyor" der.Dünya sevgisinin galebe çaldığı sırada ölen bir adamın durumu tehlikelidir. Zira kişi, yaşadığı gibi ölür. Öldükten sonra başka durum almasına, kalbin imkanı yoktur. Zira gönüllerde tasarruf, azaların ameli ile mümkündür. Halbuki ölüm ile azalar atalete uğradığından, artık amel imkanı ve hatta geriye dönüp yeniden amel etme fırsatı kalmamıştır. İşte bu anda hasret çoğalır. Ancak , imanın aslı ve C.C. sevgisi ( C.C. sevgisi ile dünya sevgisi bir kalbde toplanmaz) uzun müddet kalıp yerleşir ve salih amel ile kuvvetleşir ise, ölüm anında doğacak olan bu hali siler atar. Şayet kalbindeki imanı bir miskal kuvvetinde ise, onu tezden Cehennemden çıkarır. İmanı daha az ise, azlığı nisbetinde Cehennemde daha uzun kalır. Bir habbe ağırlığı kadar imanı varsa da eninde sonunda -ve binlerce yıl sonra da olsa- yine Cehennemden çıkar.Şayet, senin bu anlattığına göre, ölür ölmez hemen Cehennem'e girmesi lazımdır, halbuki kıyamete kadar bekliyor. Bu nasıl olur? Dersen, bilmiş ol ki; Kabir azabını inkar eden herkes bid'at sahibi, 'ın C.C., Kur'ân'ın ve imanın nurundan mahrumdur. Su-i Hatime yani şüphe ve inkar üzere ölmenin, tafsilatıyla anlatılamayacak kadar çok sebepleri vardır. Lakin özet olarak iki sebebi vardır.Birincisi: Tam manasıyla zühd, vera ve amelde salah ile de düşünülebilir. Mesela, zahiddir amma bid'at sahibidir. Ameli iyi olsa bile, bunun sonu çok ciddi olarak korkunçtur. bid'at sahibi derken herhangi bid'at sahibi olan bir mezhebi kasdetmiyorum. 'u Teâlâ'nın, Zat, Sıfat ve Ef'ali hakkında gerçeğe uymayan bir inanca sahib olmayı ve bununla hasmını ilzama kalkışmayı kastediyorum. Bu inancı, kendi görüş ve kanâatına bağlı olup, ona aldanmasıyla veya kendisi gibi bir bid'at sahibini taklit etmekle olur. Ölümün yaklaştığı, ölüm Meleğinin görüldüğü ve içinde olanı ile kalbi çırpınmağa başladığı vakit, çoğunlukla cehaleti sebebiyle inançlarının batıl olduğunu anlar. Çünkü ölüm, perdenin aradan kalkma halidir. Ölüm sancıları da ölümün başlangıcı olduğu için, bazı şeyler kendisine keşfedilebilir. Kendi kafasına göre kesin olarak inandığı şeylerin boş ve batıl olduğunu anlayınca, inandığı her şeyin aslı olmadığını sanır. Çünkü ona göre C.C. ve Rasulüne(SAV) inancı ve diğer sahih itikadları ile fasid inançlarının farkı yoktur. Cehaleti sebebiyle yanlış olarak edindiği bazı inançlarının batıl olduğunu görünce bu hal, doğru inançlarının da batıl veya şüpheli olmasına sebep olur. İmanın aslına dönmeden bu hatıralar içinde ölürse, işte Su-i Hatime(imansız) ile ölmüş ve korusun, ruhu, şirk üzere bedeninden ayrılmış olur.'u Teâlâ'nın: "Halbuki o gün onlar için 'tan hiçde zannetmeyecekleri(nice) şeyler zuhura gelmiştir." Zümer / 47 ve "De ki: Yaptıkları işler bakımından en çok ziyana uğrayanları, kendileri muhakkak iyi yapıyorlar sanarak dünya hayatında sa'yleri boşa gitmiş olanları size haber vereyim mi? " Kehf / 103 buyurduklarından muradı bunlardır. Dünya meşgalesinin azlığı sebebiyle bazen rüyada, gelecekteki işlerin bazıları açıklandığı gibi, ölüm sancıları anında da bazılarına bazı şeyler gösterilebilir. Çünkü dünya meşgalesi ve bedeni şehvetler, Melekut alemine bakmağa ve oradakileri olduğu gibi görmeğe engeldir. Fakat ölüm öncesi keşfin sebebi, keşifde geri kalan inançlarda şüphenin sebebi olabilir. Bu tehlikeden insanı, ancak gerçeğe dayalı sağlam itikad kurtarabilir. Saf ve ebleh insanlar, yani kısa ve kesin olarak 'a C.C., Ahirete ve inanılması gereken şeylere inananlar, bu tehlikeden korunmuşlardır. Bedeviler, köylüler ve diğer halkın avamı gibi. Bunlar bu hususlarda münakaşalara girmez, söz sahibi olduklarını iddia etmezler. Bunun için bu gibiler hakkında Resul-i Ekrem(SAV) : "Cennet halkının çoğu bühdler, yani saf ve gönlü temiz kimselerdir" buyurmuştur.Selef, Resul-i Ekrem'in(SAV), C.C. tarafından getirdiği her şeye inanın, 'ı bir şeye benzetmeyin, te'vil ile uğraşmayın, derlerdi. Zira 'ın C.C. sıfatlarından bahsetmekte tehlike büyük, yolları sarp ve 'u Teâlâ'nın Celâlini idrak etmekten akıllar kasır ve noksandır. Ne yazık ki şimdi dizginler gevşedi, boyunlar uzadı, boş laflar aldı yürüdü. Her cahil, kendi görüşüne uygun olanın doğru ve gerçek iman olduğuna kâni oldu. Kendi tecrübe ve tahminlerinin gerçek olduğunu sandı. Fakat ilerde gerçeği anlayacaklardır. Perde aradan kalktığı vakit onlara :Güzel olduğu için gündüzlere hüsn-ü zann ettiniz de mukadder akıbetinize uğrayacağınızdan korkmadınız,Geceler sizi selamete ulaştırdı ve onlarla aldandınız, halbuki karanlıklar aydınlandığı vakit, kederler başlayacaktır.Mealindeki şiiri okumak lazımdır.'u Teâlâ'nın Zât ve Sıfatı ile ilgili münazaralara giren adam, deniz ortasında gemisi parçalanıp dalgaların kucağına düşen adam gibidir.Bu dalgaların, birbirine devretmek suretiyle adamı selamet sahiline atmaları imkanı varsa da bu pek az bir ihtimaldir. Fakat dalgalar arasında boğulup gitmeleri daha kuvvetlidir.İkincisi: Aslında imanın zayıflığı ve dünya sevgisinin kalbi kaplamasıdır. İman zayıfladıkça C.C. sevgisi de zayıflar ve dünya sevgisi öyle kuvvetleşir ki, bir hatıradan başka C.C. sevgisi namına kalpte bir şey kalmaz. Nefsin arzularına uymamak ve şeytanet yollarından ayrılmak gibi bir şeyi düşünmez olur. İşte bu, şehvetlere uymak meylini ortaya kor. Böylece kalb, kararır ve katılaşır. Nefsin zulmetleri(karanlıkları) kalbde teraküm eder ve zayıfda olsa kalbdeki iman nurunu tamamen söndürür. Artık bu, kendisinde bir tabiat halini alır. Ölüm sancıları başladığı vakit, C.C. sevgisi daha da azalır. Çünkü en büyük sevgilisi olan dünyalığından ayrılma hasretine dalar ve bunun acısını duyar. Sevdiği dünyasından ayrılmağı, 'tan C.C. bildiği için, ölümün mukadder olmasına canı sıkılır ve 'tan C.C. geldiği için O'ndan hoşlanmaz olur. Sevgi yerine, içinde 'a C.C. karşı bir kin doğmasından korkulur. Bu, çocuğunu az ve fakat malını daha çok seven bir adamın durumuna benzer. Çocuk, malını mahvetti-ği vakit, çocuğuna olan az sevgisi husumete döner. Şayet bu hal içerisinde ölürse, Su-i Hatime(imansız) ile ölür ve ebedi helakte kalır. İnsanı bu helake sürükleyen sebep, sevgisinin zayıflamasına sebep olan iman zayıflığı ile beraber, dünyaya temayül, dünyalık ile sevinmek ve dünya sevgisinin üstün gelmesidir. Dünya sevgisi, bütün hataların başıdır. O, müzmin bir hastalıktır. Ne yazık ki 'ı C.C. marifet azlığından bütün halka sirayet etmiştir. Zira 'ı C.C. bilen sever."De ki : Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, kabileniz, elinize geçirdiğiniz mallar, kesâda uğramasından korka geldiğiniz bir ticaret ve hoşunuza gitmekte olan meskenler, size 'tan, O'nun peygamberinden ve O'nun yolundaki bir cihâd'dan daha sevgili ise, artık 'ın emri gelinceye kadar bekleye durun" Tevbe / 24 buyurmuştur.Demek ki ölümü anında aklından bu gibi inkar şeylerini geçiren ve içinden 'u Teâlâ'nın kendisini çoluk çocuğundan ve diğer dünya varlıklarından ayırdığı için kızan kimsenin ölümü, sevmediğine gitmek ve sevdiğinden uzaklaşmak olur da, efendisinden kaçtığı halde, zorla yakalanıp efendisinin huzuruna getirilen bir kölenin durumuna düşer. Artık uğrayacağı rezalet ve kepazelik ortadadır. İnsan ömrü boyunca ne ile ünsiyet ederse, ölümü anında da aklına o gelir. Meyli, daha çok taat ve ibadete ise hatırına o gelir. Daha çok isyana temayül ederse, son nefeste daha çok aklına gelecek olanda odur. Çoğu kere canı çıkarken dünyevi şehvetlerden ve günahlardan biriyle meşgul olurda 'tan CC mahrum kalır.Pek seyrek isyan eden, bu tehlikeden uzaktır.Hiç günah işlemeyen ise tamamen kurtulmuştur.Günahı ibadetinden çok olup, günahtan zevk alan kimsenin tehlikesi, çok ciddi ve çok daha büyüktür.Bunun misali: Herkesin bildiği bir gerçektir ki, insan, çoğunlukla rüyasında gündüzleri meşgul olduğu şeyi görür. Gündüzleri ilim ile uğraşan, çoğunlukla rüyasında ilmi, ticaretle uğraşan da ticaret işlerini görür. Ölüm de uykunun benzeridir. Bununla beraber ondan daha ağırdır. Ancak ölüm öncesi, uykuya daha yakındır. O da ünsiyet ettiği şeyleri hatırlamasını gerektirir. Herhangi bir şeyin kalbde yerleşmesinin sebeplerinden birisi de uzun ülfettir(birliktelik). Uzun müddet taat veya isyana alışmak , kalbde yerleşmenin tercih sebebidir. Bunun gibi, Salihlerin rüyaları ile fâsıkların rüyaları da birbirine uymaz. Alışkanlık kalbde yerleşir ve gönül ona meyleder. İşte kötülüğe alışıp onunla ünsiyet eden, son nefesinde o kötülük gözünün önünde canlanır. Her ne kadar bundan kurtulması ümid edilecek şekilde imanın aslı baki ise de, bu hali, bir nevi Su-i Hatimeye(imansız ölmeye) sebep olur.Ölüm anında hatıralarını günah ve şehevi arzularından uzak tutmak isteyen için tek yol, şehveti gönlünden çıkarmak ve nefsini bunlardan uzak tutmakla uzun müddet mücâhede etmektir. Böylece günahlardan uzaklaşıp iyiliklere devam etmek ve aklından kötülükleri çıkarmakla, ölüm anı için bir hazırlık yapmış olur. Çünkü insanlar yaşadıkları gibi ölür ve öldükleri gibi de haşr olurlar. Resul-i Ekrem SAV "Kişi, elli yıl Cennet ehli amelini işler, hatta kendisi ile Cennet arasında bir devenin iki sağımı arasındaki mesafe kadar mesafe kalır ve şekavet-i asliyesi galebe çalarak son nefesde imansız gider" buyurmuştur. Bunun için bulunduğumuz hallere aldanmamalı ve son nefes korkusu devamlı olmalıdır. Zira son nefesde ne olacağımızı ve akibetimizin Cennet mi, Cehennem mi olduğunu da bilmiyoruz. Sakın biraz daha keyfime bakayım ilerde tevbe ederim, deme. Çünkü alıp verdiğin her nefes, senin için bir hatimedir. Zira o anda ölmen mümkündür.Uyanıklığında hazır olduğun gibi, uykuya yatarken de abdestini ihmal etme. 'ın C.C. zikri kalbine galebe çaldıktan sonra uyu. Dikkat et ki, dilin zikirde iken uyu demiyorum. Aslolan kalbini zikrULLAH ile uyutmaktır. Şunu bil ki uykudan önce aklında ne varsa, uyku anında da aklına o gelir. Uykudan önce, uyku anında ve uyuduktan sonra kalbin ne ile meşgul idiyse, o meşgale ile uyanırsın. Bunun gibi insan, yaşadığı gibi ölür ve öldüğü gibi dirilir.Her an ve nefesini yokla. Bir an 'ı C.C. unutma! Bütün bunlara dikkat ettiğin halde yine büyük tehlikede olduğunu bil! Yâ bu dediklerime riayet etmezsen, işte onu da sen düşün? Ne yazık ki insanlar helaktedir. Yalnız alimler kurtulmuştur. Alimlerde helaktedir, yalnız ilmiyle amel edenler kurtulmuştur. Bunlarda helaktedir, yalnız ihlâs ile amel edenler kurtulmuştur. Bunlarda yine büyük tehlikededir.Şunu da bil ki, dünyalıktan zaruret miktarı ile yetinmedikçe, bu hususta başarıya ulaşamazsın. Zaruret miktarı ise yemek, giymek ve meskenindir, diğerleri fuzulidir. Az yemeli, seni sıcak ve soğultan koruyacak elbise ile yetinmeli daha kıymetlisini aramamalısın. Yoksa yeter deyip duracağın bir nokta kalmaz. Daima ilerisini isteyeceksen, o zaman senin karnını ancak toprak dolduracaktır.Eğer zaruret miktarı ile yetinirsen, C.C. ile baş başa kalır ve Ahiretin için çalışır da su-i hatime için hazırlıklı olursun. Şayet zaruret miktarını aşarsan, sıkıntıların çoğalır ve o zaman hangi vadide seni helak edeceğine 'u Teâlâ aldırış etmez. Yüce C.C. "Öyle ise siz onlardan değil, Benden korkun eğer iman etmişlerseniz." Al-i İmran / 175 buyurdu ve korkuyu emrederek, onu imanın şartından kıldı. Bunun için zayıf olsa da hiçbir mü'min korkusuz olamaz. Korkunun zafiyeti, iman ve marifetin zafiyetinden ileri gelir. "Saadetin alâmeti, şekavetten korkmaktır. Zira 'korku' kul ile C.C. arasında, kul için bir köstektir. Bu köstek koparsa helâkta olanlarla beraber helâk olur" demiştir.Hatemm-i Esamm: "Bulunduğun mevkiin şerefine güvenme. Cennet'ten daha şerefli bir makam olmasın. Adem'in başına gelenler ortada. İbadet çokluğuna aldanma, İblis'in başına gelenler belli. İlminin çokluğuna bel bağlama, Bel'am İsm-i Âzam'ı bilirdi, akibetini düşün. Salihlerle görüşüp onlarla düşüp kalkmaya aldanma. Peygamberimizden SAV üstün zat ve sima olmasın. Akrabaları dahi ondan yararlanamadı Dilimizle " 'ım C.C. bizi afvet, bize merhamet et" demekle yetinir ve O'na güveniriz. Halbuki 'O' C.C.: "İnsan için ancak çalışması vardır." Buyurdu. Necm / 39 - Başka bir Ayet-i Kerime'de "Keremi bol Rabbine karşı seni aldatan ne?" Buyurulmuştur.Ahirette 'a C.C. kavuşmak mutluluğuna ancak dünyada O'nun sevgisini ve O'nunla ünsiyeti kazanmakla ulaşılacağı meydandadır. Sevgi ise marifet ile , marifet de ancak devamlı tefekkürle hasıl olur. Ünsiyette devamlı zikir ile, zikir ve fikre devam da dünya sevgisini gönlünden çıkarmakla, dünya sevgisini atmak da zevk ve şehvetleri terketmekle, bunları terketmek de şehveti kırmakla, şehveti kırmak da en çok korku ateşi ile mümkündür. Demek ki korku şehvetleri yakan bir ateştir. Korku nasıl faziletli olmasın ki, 'a C.C. yaklaştırıcı en makbul ameller olan iffet, vera, takva ve mücâhede korku sayesinde temin edilir.Elbette peygamberler, veliler ve alimlerin akıl, ilim ve amelleri ile C.C. katındaki mevkileri, senden daha az olmadığını kabul edersin! Gözünün ışığının kısalığı ve basiret gözünün körlüğü ile onların hallerini, neden fazla korkup uzun müddet mahzun olup ağladıklarını düşün. Hatta bazıları şaşırdı, bazıları bayıldı ve bazıları da ölü olarak yerlere serildi. ( C.C. Hüccet-ül İslâm İmam-ı Gazali'den Razı olsun, Ruhuna El-Fâtiha)Aşağıdaki günahlara karşı çok dikkatli olmak lazımdır:'ın C.C. emir ve yasaklarını bilmemek, itikadi meseleleri bilmemek yada şüphede olmak, C.C. ve Rasûlü'nün SAV emrettiği gibi yaşamamak,Kafirlerle dostluk kurmak ve onlara benzemek (saç sakal şeklinden, giyime kadar) en önemlisi onları sevmek,Kafirlerin bayramlarını kutlamak, (Yılbaşı,sevgililer günü, nevruz v.s.) Dini emirleri hafife almak, o hükümlerle ilgilenmemek yada ciddiye almamak, alaycı olmak,Anne ve babaya itaat etmemek, (Annesinin razı olmadığı kişilerin Kelime-i Şehadet'i getiremedikleri rivayetleri çoktur)Büyü yapmak ve yaptırmak,İçki satmak, içki içmek ve içki müptelası olmak, (Fudayl'dan RA sene de sadece bir kadeh ilaç olarak alkol içen kişinin bu sebepten imansız gittiği rivayeti vardır.) Çok küfretmek, Yüce 'ı C.C. zikretmek ve dua edilmesi için yaradılan ağızdan küfrün eksik olmaması, (münafıklık alametidir)Dünyalık ve dünya sevgisi, gelen dünyalığa sevinmek, elden çıkana üzülmek, (KADINLAR ÇOK DİKKAT ! ! ! )Fakirliğe ve 'ın kazasına isyan, Namaz kılmamak ki en tehlikelilerinden birisidir, Ezân okunurken konuşanında Kelime-i Şehadet getirmekte zorlandığı bildirilmiştir.Son nefeste imanı kurtarma duası:
"Ya Hayyu Ya Kayyum, Ya Zel Celâli Ve'l İkrâm, ELLAHÜMME en tühyiye kalbi bi Nûri ma'rifetike ebeden, Ya , Ya , Ya Celle Celâlüh" Sabah namazının sünnetiyle farzı arasında okunacak. Çok önemli bir duadır...
SU-İ HATİMEİmam-ı GAZALİ'den (RA) Son Nefes’te imansız gitme sebepleri.( C.C. Muhafaza) "En altta son nefeste iman kurtarma duası vardır!"En büyük ve korkunç olanı, can çekişme ızdırabı anında gönülde şüphe veya inkarın galebe çalması ve bu vaziyette ölmekte, bu halin ebedi olarak ile kendi arasında perde olmasıdır. Çünkü bu ebedi ve daimi azabı gerektiren, küfür ve inkardır. Ölüm anında dünyalıktan ve dünya zevklerinden bir şey'in gönlüne galebe çalması ve gözünün önünde canlanarak onu düşünmesidir. Bu, gönlünü öyle kaplar ki, artık başka bir şey almaz olur. Böylece ölürse, kalbi tamamen dünyaya dönük ve himmeti dünyaya meyyal olarak ölmüş olur ki, gönül, 'tan C.C. ayrıldığı anda araya perde girer. Perde girince azab başlar. 'ın C.C. yaktığı ateş, 'tan C.C. mahcub olan gönülleri kaplar. Kalbi, dünya sevgisinden salim, himmeti 'a C.C. dönük olan Mü'mine ise Cehennem: "Geç ey Mü'min, senin Nur'un, benim narımı söndürüyor" der.Dünya sevgisinin galebe çaldığı sırada ölen bir adamın durumu tehlikelidir. Zira kişi, yaşadığı gibi ölür. Öldükten sonra başka durum almasına, kalbin imkanı yoktur. Zira gönüllerde tasarruf, azaların ameli ile mümkündür. Halbuki ölüm ile azalar atalete uğradığından, artık amel imkanı ve hatta geriye dönüp yeniden amel etme fırsatı kalmamıştır. İşte bu anda hasret çoğalır. Ancak , imanın aslı ve C.C. sevgisi ( C.C. sevgisi ile dünya sevgisi bir kalbde toplanmaz) uzun müddet kalıp yerleşir ve salih amel ile kuvvetleşir ise, ölüm anında doğacak olan bu hali siler atar. Şayet kalbindeki imanı bir miskal kuvvetinde ise, onu tezden Cehennemden çıkarır. İmanı daha az ise, azlığı nisbetinde Cehennemde daha uzun kalır. Bir habbe ağırlığı kadar imanı varsa da eninde sonunda -ve binlerce yıl sonra da olsa- yine Cehennemden çıkar.Şayet, senin bu anlattığına göre, ölür ölmez hemen Cehennem'e girmesi lazımdır, halbuki kıyamete kadar bekliyor. Bu nasıl olur? Dersen, bilmiş ol ki; Kabir azabını inkar eden herkes bid'at sahibi, 'ın C.C., Kur'ân'ın ve imanın nurundan mahrumdur. Su-i Hatime yani şüphe ve inkar üzere ölmenin, tafsilatıyla anlatılamayacak kadar çok sebepleri vardır. Lakin özet olarak iki sebebi vardır.Birincisi: Tam manasıyla zühd, vera ve amelde salah ile de düşünülebilir. Mesela, zahiddir amma bid'at sahibidir. Ameli iyi olsa bile, bunun sonu çok ciddi olarak korkunçtur. bid'at sahibi derken herhangi bid'at sahibi olan bir mezhebi kasdetmiyorum. 'u Teâlâ'nın, Zat, Sıfat ve Ef'ali hakkında gerçeğe uymayan bir inanca sahib olmayı ve bununla hasmını ilzama kalkışmayı kastediyorum. Bu inancı, kendi görüş ve kanâatına bağlı olup, ona aldanmasıyla veya kendisi gibi bir bid'at sahibini taklit etmekle olur. Ölümün yaklaştığı, ölüm Meleğinin görüldüğü ve içinde olanı ile kalbi çırpınmağa başladığı vakit, çoğunlukla cehaleti sebebiyle inançlarının batıl olduğunu anlar. Çünkü ölüm, perdenin aradan kalkma halidir. Ölüm sancıları da ölümün başlangıcı olduğu için, bazı şeyler kendisine keşfedilebilir. Kendi kafasına göre kesin olarak inandığı şeylerin boş ve batıl olduğunu anlayınca, inandığı her şeyin aslı olmadığını sanır. Çünkü ona göre C.C. ve Rasulüne(SAV) inancı ve diğer sahih itikadları ile fasid inançlarının farkı yoktur. Cehaleti sebebiyle yanlış olarak edindiği bazı inançlarının batıl olduğunu görünce bu hal, doğru inançlarının da batıl veya şüpheli olmasına sebep olur. İmanın aslına dönmeden bu hatıralar içinde ölürse, işte Su-i Hatime(imansız) ile ölmüş ve korusun, ruhu, şirk üzere bedeninden ayrılmış olur.'u Teâlâ'nın: "Halbuki o gün onlar için 'tan hiçde zannetmeyecekleri(nice) şeyler zuhura gelmiştir." Zümer / 47 ve "De ki: Yaptıkları işler bakımından en çok ziyana uğrayanları, kendileri muhakkak iyi yapıyorlar sanarak dünya hayatında sa'yleri boşa gitmiş olanları size haber vereyim mi? " Kehf / 103 buyurduklarından muradı bunlardır. Dünya meşgalesinin azlığı sebebiyle bazen rüyada, gelecekteki işlerin bazıları açıklandığı gibi, ölüm sancıları anında da bazılarına bazı şeyler gösterilebilir. Çünkü dünya meşgalesi ve bedeni şehvetler, Melekut alemine bakmağa ve oradakileri olduğu gibi görmeğe engeldir. Fakat ölüm öncesi keşfin sebebi, keşifde geri kalan inançlarda şüphenin sebebi olabilir. Bu tehlikeden insanı, ancak gerçeğe dayalı sağlam itikad kurtarabilir. Saf ve ebleh insanlar, yani kısa ve kesin olarak 'a C.C., Ahirete ve inanılması gereken şeylere inananlar, bu tehlikeden korunmuşlardır. Bedeviler, köylüler ve diğer halkın avamı gibi. Bunlar bu hususlarda münakaşalara girmez, söz sahibi olduklarını iddia etmezler. Bunun için bu gibiler hakkında Resul-i Ekrem(SAV) : "Cennet halkının çoğu bühdler, yani saf ve gönlü temiz kimselerdir" buyurmuştur.Selef, Resul-i Ekrem'in(SAV), C.C. tarafından getirdiği her şeye inanın, 'ı bir şeye benzetmeyin, te'vil ile uğraşmayın, derlerdi. Zira 'ın C.C. sıfatlarından bahsetmekte tehlike büyük, yolları sarp ve 'u Teâlâ'nın Celâlini idrak etmekten akıllar kasır ve noksandır. Ne yazık ki şimdi dizginler gevşedi, boyunlar uzadı, boş laflar aldı yürüdü. Her cahil, kendi görüşüne uygun olanın doğru ve gerçek iman olduğuna kâni oldu. Kendi tecrübe ve tahminlerinin gerçek olduğunu sandı. Fakat ilerde gerçeği anlayacaklardır. Perde aradan kalktığı vakit onlara :Güzel olduğu için gündüzlere hüsn-ü zann ettiniz de mukadder akıbetinize uğrayacağınızdan korkmadınız,Geceler sizi selamete ulaştırdı ve onlarla aldandınız, halbuki karanlıklar aydınlandığı vakit, kederler başlayacaktır.Mealindeki şiiri okumak lazımdır.'u Teâlâ'nın Zât ve Sıfatı ile ilgili münazaralara giren adam, deniz ortasında gemisi parçalanıp dalgaların kucağına düşen adam gibidir.Bu dalgaların, birbirine devretmek suretiyle adamı selamet sahiline atmaları imkanı varsa da bu pek az bir ihtimaldir. Fakat dalgalar arasında boğulup gitmeleri daha kuvvetlidir.İkincisi: Aslında imanın zayıflığı ve dünya sevgisinin kalbi kaplamasıdır. İman zayıfladıkça C.C. sevgisi de zayıflar ve dünya sevgisi öyle kuvvetleşir ki, bir hatıradan başka C.C. sevgisi namına kalpte bir şey kalmaz. Nefsin arzularına uymamak ve şeytanet yollarından ayrılmak gibi bir şeyi düşünmez olur. İşte bu, şehvetlere uymak meylini ortaya kor. Böylece kalb, kararır ve katılaşır. Nefsin zulmetleri(karanlıkları) kalbde teraküm eder ve zayıfda olsa kalbdeki iman nurunu tamamen söndürür. Artık bu, kendisinde bir tabiat halini alır. Ölüm sancıları başladığı vakit, C.C. sevgisi daha da azalır. Çünkü en büyük sevgilisi olan dünyalığından ayrılma hasretine dalar ve bunun acısını duyar. Sevdiği dünyasından ayrılmağı, 'tan C.C. bildiği için, ölümün mukadder olmasına canı sıkılır ve 'tan C.C. geldiği için O'ndan hoşlanmaz olur. Sevgi yerine, içinde 'a C.C. karşı bir kin doğmasından korkulur. Bu, çocuğunu az ve fakat malını daha çok seven bir adamın durumuna benzer. Çocuk, malını mahvetti-ği vakit, çocuğuna olan az sevgisi husumete döner. Şayet bu hal içerisinde ölürse, Su-i Hatime(imansız) ile ölür ve ebedi helakte kalır. İnsanı bu helake sürükleyen sebep, sevgisinin zayıflamasına sebep olan iman zayıflığı ile beraber, dünyaya temayül, dünyalık ile sevinmek ve dünya sevgisinin üstün gelmesidir. Dünya sevgisi, bütün hataların başıdır. O, müzmin bir hastalıktır. Ne yazık ki 'ı C.C. marifet azlığından bütün halka sirayet etmiştir. Zira 'ı C.C. bilen sever."De ki : Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, kabileniz, elinize geçirdiğiniz mallar, kesâda uğramasından korka geldiğiniz bir ticaret ve hoşunuza gitmekte olan meskenler, size 'tan, O'nun peygamberinden ve O'nun yolundaki bir cihâd'dan daha sevgili ise, artık 'ın emri gelinceye kadar bekleye durun" Tevbe / 24 buyurmuştur.Demek ki ölümü anında aklından bu gibi inkar şeylerini geçiren ve içinden 'u Teâlâ'nın kendisini çoluk çocuğundan ve diğer dünya varlıklarından ayırdığı için kızan kimsenin ölümü, sevmediğine gitmek ve sevdiğinden uzaklaşmak olur da, efendisinden kaçtığı halde, zorla yakalanıp efendisinin huzuruna getirilen bir kölenin durumuna düşer. Artık uğrayacağı rezalet ve kepazelik ortadadır. İnsan ömrü boyunca ne ile ünsiyet ederse, ölümü anında da aklına o gelir. Meyli, daha çok taat ve ibadete ise hatırına o gelir. Daha çok isyana temayül ederse, son nefeste daha çok aklına gelecek olanda odur. Çoğu kere canı çıkarken dünyevi şehvetlerden ve günahlardan biriyle meşgul olurda 'tan CC mahrum kalır.Pek seyrek isyan eden, bu tehlikeden uzaktır.Hiç günah işlemeyen ise tamamen kurtulmuştur.Günahı ibadetinden çok olup, günahtan zevk alan kimsenin tehlikesi, çok ciddi ve çok daha büyüktür.Bunun misali: Herkesin bildiği bir gerçektir ki, insan, çoğunlukla rüyasında gündüzleri meşgul olduğu şeyi görür. Gündüzleri ilim ile uğraşan, çoğunlukla rüyasında ilmi, ticaretle uğraşan da ticaret işlerini görür. Ölüm de uykunun benzeridir. Bununla beraber ondan daha ağırdır. Ancak ölüm öncesi, uykuya daha yakındır. O da ünsiyet ettiği şeyleri hatırlamasını gerektirir. Herhangi bir şeyin kalbde yerleşmesinin sebeplerinden birisi de uzun ülfettir(birliktelik). Uzun müddet taat veya isyana alışmak , kalbde yerleşmenin tercih sebebidir. Bunun gibi, Salihlerin rüyaları ile fâsıkların rüyaları da birbirine uymaz. Alışkanlık kalbde yerleşir ve gönül ona meyleder. İşte kötülüğe alışıp onunla ünsiyet eden, son nefesinde o kötülük gözünün önünde canlanır. Her ne kadar bundan kurtulması ümid edilecek şekilde imanın aslı baki ise de, bu hali, bir nevi Su-i Hatimeye(imansız ölmeye) sebep olur.Ölüm anında hatıralarını günah ve şehevi arzularından uzak tutmak isteyen için tek yol, şehveti gönlünden çıkarmak ve nefsini bunlardan uzak tutmakla uzun müddet mücâhede etmektir. Böylece günahlardan uzaklaşıp iyiliklere devam etmek ve aklından kötülükleri çıkarmakla, ölüm anı için bir hazırlık yapmış olur. Çünkü insanlar yaşadıkları gibi ölür ve öldükleri gibi de haşr olurlar. Resul-i Ekrem SAV "Kişi, elli yıl Cennet ehli amelini işler, hatta kendisi ile Cennet arasında bir devenin iki sağımı arasındaki mesafe kadar mesafe kalır ve şekavet-i asliyesi galebe çalarak son nefesde imansız gider" buyurmuştur. Bunun için bulunduğumuz hallere aldanmamalı ve son nefes korkusu devamlı olmalıdır. Zira son nefesde ne olacağımızı ve akibetimizin Cennet mi, Cehennem mi olduğunu da bilmiyoruz. Sakın biraz daha keyfime bakayım ilerde tevbe ederim, deme. Çünkü alıp verdiğin her nefes, senin için bir hatimedir. Zira o anda ölmen mümkündür.Uyanıklığında hazır olduğun gibi, uykuya yatarken de abdestini ihmal etme. 'ın C.C. zikri kalbine galebe çaldıktan sonra uyu. Dikkat et ki, dilin zikirde iken uyu demiyorum. Aslolan kalbini zikrULLAH ile uyutmaktır. Şunu bil ki uykudan önce aklında ne varsa, uyku anında da aklına o gelir. Uykudan önce, uyku anında ve uyuduktan sonra kalbin ne ile meşgul idiyse, o meşgale ile uyanırsın. Bunun gibi insan, yaşadığı gibi ölür ve öldüğü gibi dirilir.Her an ve nefesini yokla. Bir an 'ı C.C. unutma! Bütün bunlara dikkat ettiğin halde yine büyük tehlikede olduğunu bil! Yâ bu dediklerime riayet etmezsen, işte onu da sen düşün? Ne yazık ki insanlar helaktedir. Yalnız alimler kurtulmuştur. Alimlerde helaktedir, yalnız ilmiyle amel edenler kurtulmuştur. Bunlarda helaktedir, yalnız ihlâs ile amel edenler kurtulmuştur. Bunlarda yine büyük tehlikededir.Şunu da bil ki, dünyalıktan zaruret miktarı ile yetinmedikçe, bu hususta başarıya ulaşamazsın. Zaruret miktarı ise yemek, giymek ve meskenindir, diğerleri fuzulidir. Az yemeli, seni sıcak ve soğultan koruyacak elbise ile yetinmeli daha kıymetlisini aramamalısın. Yoksa yeter deyip duracağın bir nokta kalmaz. Daima ilerisini isteyeceksen, o zaman senin karnını ancak toprak dolduracaktır.Eğer zaruret miktarı ile yetinirsen, C.C. ile baş başa kalır ve Ahiretin için çalışır da su-i hatime için hazırlıklı olursun. Şayet zaruret miktarını aşarsan, sıkıntıların çoğalır ve o zaman hangi vadide seni helak edeceğine 'u Teâlâ aldırış etmez. Yüce C.C. "Öyle ise siz onlardan değil, Benden korkun eğer iman etmişlerseniz." Al-i İmran / 175 buyurdu ve korkuyu emrederek, onu imanın şartından kıldı. Bunun için zayıf olsa da hiçbir mü'min korkusuz olamaz. Korkunun zafiyeti, iman ve marifetin zafiyetinden ileri gelir. "Saadetin alâmeti, şekavetten korkmaktır. Zira 'korku' kul ile C.C. arasında, kul için bir köstektir. Bu köstek koparsa helâkta olanlarla beraber helâk olur" demiştir.Hatemm-i Esamm: "Bulunduğun mevkiin şerefine güvenme. Cennet'ten daha şerefli bir makam olmasın. Adem'in başına gelenler ortada. İbadet çokluğuna aldanma, İblis'in başına gelenler belli. İlminin çokluğuna bel bağlama, Bel'am İsm-i Âzam'ı bilirdi, akibetini düşün. Salihlerle görüşüp onlarla düşüp kalkmaya aldanma. Peygamberimizden SAV üstün zat ve sima olmasın. Akrabaları dahi ondan yararlanamadı Dilimizle " 'ım C.C. bizi afvet, bize merhamet et" demekle yetinir ve O'na güveniriz. Halbuki 'O' C.C.: "İnsan için ancak çalışması vardır." Buyurdu. Necm / 39 - Başka bir Ayet-i Kerime'de "Keremi bol Rabbine karşı seni aldatan ne?" Buyurulmuştur.Ahirette 'a C.C. kavuşmak mutluluğuna ancak dünyada O'nun sevgisini ve O'nunla ünsiyeti kazanmakla ulaşılacağı meydandadır. Sevgi ise marifet ile , marifet de ancak devamlı tefekkürle hasıl olur. Ünsiyette devamlı zikir ile, zikir ve fikre devam da dünya sevgisini gönlünden çıkarmakla, dünya sevgisini atmak da zevk ve şehvetleri terketmekle, bunları terketmek de şehveti kırmakla, şehveti kırmak da en çok korku ateşi ile mümkündür. Demek ki korku şehvetleri yakan bir ateştir. Korku nasıl faziletli olmasın ki, 'a C.C. yaklaştırıcı en makbul ameller olan iffet, vera, takva ve mücâhede korku sayesinde temin edilir.Elbette peygamberler, veliler ve alimlerin akıl, ilim ve amelleri ile C.C. katındaki mevkileri, senden daha az olmadığını kabul edersin! Gözünün ışığının kısalığı ve basiret gözünün körlüğü ile onların hallerini, neden fazla korkup uzun müddet mahzun olup ağladıklarını düşün. Hatta bazıları şaşırdı, bazıları bayıldı ve bazıları da ölü olarak yerlere serildi. ( C.C. Hüccet-ül İslâm İmam-ı Gazali'den Razı olsun, Ruhuna El-Fâtiha)Aşağıdaki günahlara karşı çok dikkatli olmak lazımdır:'ın C.C. emir ve yasaklarını bilmemek, itikadi meseleleri bilmemek yada şüphede olmak, C.C. ve Rasûlü'nün SAV emrettiği gibi yaşamamak,Kafirlerle dostluk kurmak ve onlara benzemek (saç sakal şeklinden, giyime kadar) en önemlisi onları sevmek,Kafirlerin bayramlarını kutlamak, (Yılbaşı,sevgililer günü, nevruz v.s.) Dini emirleri hafife almak, o hükümlerle ilgilenmemek yada ciddiye almamak, alaycı olmak,Anne ve babaya itaat etmemek, (Annesinin razı olmadığı kişilerin Kelime-i Şehadet'i getiremedikleri rivayetleri çoktur)Büyü yapmak ve yaptırmak,İçki satmak, içki içmek ve içki müptelası olmak, (Fudayl'dan RA sene de sadece bir kadeh ilaç olarak alkol içen kişinin bu sebepten imansız gittiği rivayeti vardır.) Çok küfretmek, Yüce 'ı C.C. zikretmek ve dua edilmesi için yaradılan ağızdan küfrün eksik olmaması, (münafıklık alametidir)Dünyalık ve dünya sevgisi, gelen dünyalığa sevinmek, elden çıkana üzülmek, (KADINLAR ÇOK DİKKAT ! ! ! )Fakirliğe ve 'ın kazasına isyan, Namaz kılmamak ki en tehlikelilerinden birisidir, Ezân okunurken konuşanında Kelime-i Şehadet getirmekte zorlandığı bildirilmiştir.Son nefeste imanı kurtarma duası:
"Ya Hayyu Ya Kayyum, Ya Zel Celâli Ve'l İkrâm, ELLAHÜMME en tühyiye kalbi bi Nûri ma'rifetike ebeden, Ya , Ya , Ya Celle Celâlüh" Sabah namazının sünnetiyle farzı arasında okunacak. Çok önemli bir duadır...
SU-İ HATİMEİmam-ı GAZALİ'den (RA) Son Nefes’te imansız gitme sebepleri.( C.C. Muhafaza) "En altta son nefeste iman kurtarma duası vardır!"En büyük ve korkunç olanı, can çekişme ızdırabı anında gönülde şüphe veya inkarın galebe çalması ve bu vaziyette ölmekte, bu halin ebedi olarak ile kendi arasında perde olmasıdır. Çünkü bu ebedi ve daimi azabı gerektiren, küfür ve inkardır. Ölüm anında dünyalıktan ve dünya zevklerinden bir şey'in gönlüne galebe çalması ve gözünün önünde canlanarak onu düşünmesidir. Bu, gönlünü öyle kaplar ki, artık başka bir şey almaz olur. Böylece ölürse, kalbi tamamen dünyaya dönük ve himmeti dünyaya meyyal olarak ölmüş olur ki, gönül, 'tan C.C. ayrıldığı anda araya perde girer. Perde girince azab başlar. 'ın C.C. yaktığı ateş, 'tan C.C. mahcub olan gönülleri kaplar. Kalbi, dünya sevgisinden salim, himmeti 'a C.C. dönük olan Mü'mine ise Cehennem: "Geç ey Mü'min, senin Nur'un, benim narımı söndürüyor" der.Dünya sevgisinin galebe çaldığı sırada ölen bir adamın durumu tehlikelidir. Zira kişi, yaşadığı gibi ölür. Öldükten sonra başka durum almasına, kalbin imkanı yoktur. Zira gönüllerde tasarruf, azaların ameli ile mümkündür. Halbuki ölüm ile azalar atalete uğradığından, artık amel imkanı ve hatta geriye dönüp yeniden amel etme fırsatı kalmamıştır. İşte bu anda hasret çoğalır. Ancak , imanın aslı ve C.C. sevgisi ( C.C. sevgisi ile dünya sevgisi bir kalbde toplanmaz) uzun müddet kalıp yerleşir ve salih amel ile kuvvetleşir ise, ölüm anında doğacak olan bu hali siler atar. Şayet kalbindeki imanı bir miskal kuvvetinde ise, onu tezden Cehennemden çıkarır. İmanı daha az ise, azlığı nisbetinde Cehennemde daha uzun kalır. Bir habbe ağırlığı kadar imanı varsa da eninde sonunda -ve binlerce yıl sonra da olsa- yine Cehennemden çıkar.Şayet, senin bu anlattığına göre, ölür ölmez hemen Cehennem'e girmesi lazımdır, halbuki kıyamete kadar bekliyor. Bu nasıl olur? Dersen, bilmiş ol ki; Kabir azabını inkar eden herkes bid'at sahibi, 'ın C.C., Kur'ân'ın ve imanın nurundan mahrumdur. Su-i Hatime yani şüphe ve inkar üzere ölmenin, tafsilatıyla anlatılamayacak kadar çok sebepleri vardır. Lakin özet olarak iki sebebi vardır.Birincisi: Tam manasıyla zühd, vera ve amelde salah ile de düşünülebilir. Mesela, zahiddir amma bid'at sahibidir. Ameli iyi olsa bile, bunun sonu çok ciddi olarak korkunçtur. bid'at sahibi derken herhangi bid'at sahibi olan bir mezhebi kasdetmiyorum. 'u Teâlâ'nın, Zat, Sıfat ve Ef'ali hakkında gerçeğe uymayan bir inanca sahib olmayı ve bununla hasmını ilzama kalkışmayı kastediyorum. Bu inancı, kendi görüş ve kanâatına bağlı olup, ona aldanmasıyla veya kendisi gibi bir bid'at sahibini taklit etmekle olur. Ölümün yaklaştığı, ölüm Meleğinin görüldüğü ve içinde olanı ile kalbi çırpınmağa başladığı vakit, çoğunlukla cehaleti sebebiyle inançlarının batıl olduğunu anlar. Çünkü ölüm, perdenin aradan kalkma halidir. Ölüm sancıları da ölümün başlangıcı olduğu için, bazı şeyler kendisine keşfedilebilir. Kendi kafasına göre kesin olarak inandığı şeylerin boş ve batıl olduğunu anlayınca, inandığı her şeyin aslı olmadığını sanır. Çünkü ona göre C.C. ve Rasulüne(SAV) inancı ve diğer sahih itikadları ile fasid inançlarının farkı yoktur. Cehaleti sebebiyle yanlış olarak edindiği bazı inançlarının batıl olduğunu görünce bu hal, doğru inançlarının da batıl veya şüpheli olmasına sebep olur. İmanın aslına dönmeden bu hatıralar içinde ölürse, işte Su-i Hatime(imansız) ile ölmüş ve korusun, ruhu, şirk üzere bedeninden ayrılmış olur.'u Teâlâ'nın: "Halbuki o gün onlar için 'tan hiçde zannetmeyecekleri(nice) şeyler zuhura gelmiştir." Zümer / 47 ve "De ki: Yaptıkları işler bakımından en çok ziyana uğrayanları, kendileri muhakkak iyi yapıyorlar sanarak dünya hayatında sa'yleri boşa gitmiş olanları size haber vereyim mi? " Kehf / 103 buyurduklarından muradı bunlardır. Dünya meşgalesinin azlığı sebebiyle bazen rüyada, gelecekteki işlerin bazıları açıklandığı gibi, ölüm sancıları anında da bazılarına bazı şeyler gösterilebilir. Çünkü dünya meşgalesi ve bedeni şehvetler, Melekut alemine bakmağa ve oradakileri olduğu gibi görmeğe engeldir. Fakat ölüm öncesi keşfin sebebi, keşifde geri kalan inançlarda şüphenin sebebi olabilir. Bu tehlikeden insanı, ancak gerçeğe dayalı sağlam itikad kurtarabilir. Saf ve ebleh insanlar, yani kısa ve kesin olarak 'a C.C., Ahirete ve inanılması gereken şeylere inananlar, bu tehlikeden korunmuşlardır. Bedeviler, köylüler ve diğer halkın avamı gibi. Bunlar bu hususlarda münakaşalara girmez, söz sahibi olduklarını iddia etmezler. Bunun için bu gibiler hakkında Resul-i Ekrem(SAV) : "Cennet halkının çoğu bühdler, yani saf ve gönlü temiz kimselerdir" buyurmuştur.Selef, Resul-i Ekrem'in(SAV), C.C. tarafından getirdiği her şeye inanın, 'ı bir şeye benzetmeyin, te'vil ile uğraşmayın, derlerdi. Zira 'ın C.C. sıfatlarından bahsetmekte tehlike büyük, yolları sarp ve 'u Teâlâ'nın Celâlini idrak etmekten akıllar kasır ve noksandır. Ne yazık ki şimdi dizginler gevşedi, boyunlar uzadı, boş laflar aldı yürüdü. Her cahil, kendi görüşüne uygun olanın doğru ve gerçek iman olduğuna kâni oldu. Kendi tecrübe ve tahminlerinin gerçek olduğunu sandı. Fakat ilerde gerçeği anlayacaklardır. Perde aradan kalktığı vakit onlara :Güzel olduğu için gündüzlere hüsn-ü zann ettiniz de mukadder akıbetinize uğrayacağınızdan korkmadınız,Geceler sizi selamete ulaştırdı ve onlarla aldandınız, halbuki karanlıklar aydınlandığı vakit, kederler başlayacaktır.Mealindeki şiiri okumak lazımdır.'u Teâlâ'nın Zât ve Sıfatı ile ilgili münazaralara giren adam, deniz ortasında gemisi parçalanıp dalgaların kucağına düşen adam gibidir.Bu dalgaların, birbirine devretmek suretiyle adamı selamet sahiline atmaları imkanı varsa da bu pek az bir ihtimaldir. Fakat dalgalar arasında boğulup gitmeleri daha kuvvetlidir.İkincisi: Aslında imanın zayıflığı ve dünya sevgisinin kalbi kaplamasıdır. İman zayıfladıkça C.C. sevgisi de zayıflar ve dünya sevgisi öyle kuvvetleşir ki, bir hatıradan başka C.C. sevgisi namına kalpte bir şey kalmaz. Nefsin arzularına uymamak ve şeytanet yollarından ayrılmak gibi bir şeyi düşünmez olur. İşte bu, şehvetlere uymak meylini ortaya kor. Böylece kalb, kararır ve katılaşır. Nefsin zulmetleri(karanlıkları) kalbde teraküm eder ve zayıfda olsa kalbdeki iman nurunu tamamen söndürür. Artık bu, kendisinde bir tabiat halini alır. Ölüm sancıları başladığı vakit, C.C. sevgisi daha da azalır. Çünkü en büyük sevgilisi olan dünyalığından ayrılma hasretine dalar ve bunun acısını duyar. Sevdiği dünyasından ayrılmağı, 'tan C.C. bildiği için, ölümün mukadder olmasına canı sıkılır ve 'tan C.C. geldiği için O'ndan hoşlanmaz olur. Sevgi yerine, içinde 'a C.C. karşı bir kin doğmasından korkulur. Bu, çocuğunu az ve fakat malını daha çok seven bir adamın durumuna benzer. Çocuk, malını mahvetti-ği vakit, çocuğuna olan az sevgisi husumete döner. Şayet bu hal içerisinde ölürse, Su-i Hatime(imansız) ile ölür ve ebedi helakte kalır. İnsanı bu helake sürükleyen sebep, sevgisinin zayıflamasına sebep olan iman zayıflığı ile beraber, dünyaya temayül, dünyalık ile sevinmek ve dünya sevgisinin üstün gelmesidir. Dünya sevgisi, bütün hataların başıdır. O, müzmin bir hastalıktır. Ne yazık ki 'ı C.C. marifet azlığından bütün halka sirayet etmiştir. Zira 'ı C.C. bilen sever."De ki : Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, kabileniz, elinize geçirdiğiniz mallar, kesâda uğramasından korka geldiğiniz bir ticaret ve hoşunuza gitmekte olan meskenler, size 'tan, O'nun peygamberinden ve O'nun yolundaki bir cihâd'dan daha sevgili ise, artık 'ın emri gelinceye kadar bekleye durun" Tevbe / 24 buyurmuştur.Demek ki ölümü anında aklından bu gibi inkar şeylerini geçiren ve içinden 'u Teâlâ'nın kendisini çoluk çocuğundan ve diğer dünya varlıklarından ayırdığı için kızan kimsenin ölümü, sevmediğine gitmek ve sevdiğinden uzaklaşmak olur da, efendisinden kaçtığı halde, zorla yakalanıp efendisinin huzuruna getirilen bir kölenin durumuna düşer. Artık uğrayacağı rezalet ve kepazelik ortadadır. İnsan ömrü boyunca ne ile ünsiyet ederse, ölümü anında da aklına o gelir. Meyli, daha çok taat ve ibadete ise hatırına o gelir. Daha çok isyana temayül ederse, son nefeste daha çok aklına gelecek olanda odur. Çoğu kere canı çıkarken dünyevi şehvetlerden ve günahlardan biriyle meşgul olurda 'tan CC mahrum kalır.Pek seyrek isyan eden, bu tehlikeden uzaktır.Hiç günah işlemeyen ise tamamen kurtulmuştur.Günahı ibadetinden çok olup, günahtan zevk alan kimsenin tehlikesi, çok ciddi ve çok daha büyüktür.Bunun misali: Herkesin bildiği bir gerçektir ki, insan, çoğunlukla rüyasında gündüzleri meşgul olduğu şeyi görür. Gündüzleri ilim ile uğraşan, çoğunlukla rüyasında ilmi, ticaretle uğraşan da ticaret işlerini görür. Ölüm de uykunun benzeridir. Bununla beraber ondan daha ağırdır. Ancak ölüm öncesi, uykuya daha yakındır. O da ünsiyet ettiği şeyleri hatırlamasını gerektirir. Herhangi bir şeyin kalbde yerleşmesinin sebeplerinden birisi de uzun ülfettir(birliktelik). Uzun müddet taat veya isyana alışmak , kalbde yerleşmenin tercih sebebidir. Bunun gibi, Salihlerin rüyaları ile fâsıkların rüyaları da birbirine uymaz. Alışkanlık kalbde yerleşir ve gönül ona meyleder. İşte kötülüğe alışıp onunla ünsiyet eden, son nefesinde o kötülük gözünün önünde canlanır. Her ne kadar bundan kurtulması ümid edilecek şekilde imanın aslı baki ise de, bu hali, bir nevi Su-i Hatimeye(imansız ölmeye) sebep olur.Ölüm anında hatıralarını günah ve şehevi arzularından uzak tutmak isteyen için tek yol, şehveti gönlünden çıkarmak ve nefsini bunlardan uzak tutmakla uzun müddet mücâhede etmektir. Böylece günahlardan uzaklaşıp iyiliklere devam etmek ve aklından kötülükleri çıkarmakla, ölüm anı için bir hazırlık yapmış olur. Çünkü insanlar yaşadıkları gibi ölür ve öldükleri gibi de haşr olurlar. Resul-i Ekrem SAV "Kişi, elli yıl Cennet ehli amelini işler, hatta kendisi ile Cennet arasında bir devenin iki sağımı arasındaki mesafe kadar mesafe kalır ve şekavet-i asliyesi galebe çalarak son nefesde imansız gider" buyurmuştur. Bunun için bulunduğumuz hallere aldanmamalı ve son nefes korkusu devamlı olmalıdır. Zira son nefesde ne olacağımızı ve akibetimizin Cennet mi, Cehennem mi olduğunu da bilmiyoruz. Sakın biraz daha keyfime bakayım ilerde tevbe ederim, deme. Çünkü alıp verdiğin her nefes, senin için bir hatimedir. Zira o anda ölmen mümkündür.Uyanıklığında hazır olduğun gibi, uykuya yatarken de abdestini ihmal etme. 'ın C.C. zikri kalbine galebe çaldıktan sonra uyu. Dikkat et ki, dilin zikirde iken uyu demiyorum. Aslolan kalbini zikrULLAH ile uyutmaktır. Şunu bil ki uykudan önce aklında ne varsa, uyku anında da aklına o gelir. Uykudan önce, uyku anında ve uyuduktan sonra kalbin ne ile meşgul idiyse, o meşgale ile uyanırsın. Bunun gibi insan, yaşadığı gibi ölür ve öldüğü gibi dirilir.Her an ve nefesini yokla. Bir an 'ı C.C. unutma! Bütün bunlara dikkat ettiğin halde yine büyük tehlikede olduğunu bil! Yâ bu dediklerime riayet etmezsen, işte onu da sen düşün? Ne yazık ki insanlar helaktedir. Yalnız alimler kurtulmuştur. Alimlerde helaktedir, yalnız ilmiyle amel edenler kurtulmuştur. Bunlarda helaktedir, yalnız ihlâs ile amel edenler kurtulmuştur. Bunlarda yine büyük tehlikededir.Şunu da bil ki, dünyalıktan zaruret miktarı ile yetinmedikçe, bu hususta başarıya ulaşamazsın. Zaruret miktarı ise yemek, giymek ve meskenindir, diğerleri fuzulidir. Az yemeli, seni sıcak ve soğultan koruyacak elbise ile yetinmeli daha kıymetlisini aramamalısın. Yoksa yeter deyip duracağın bir nokta kalmaz. Daima ilerisini isteyeceksen, o zaman senin karnını ancak toprak dolduracaktır.Eğer zaruret miktarı ile yetinirsen, C.C. ile baş başa kalır ve Ahiretin için çalışır da su-i hatime için hazırlıklı olursun. Şayet zaruret miktarını aşarsan, sıkıntıların çoğalır ve o zaman hangi vadide seni helak edeceğine 'u Teâlâ aldırış etmez. Yüce C.C. "Öyle ise siz onlardan değil, Benden korkun eğer iman etmişlerseniz." Al-i İmran / 175 buyurdu ve korkuyu emrederek, onu imanın şartından kıldı. Bunun için zayıf olsa da hiçbir mü'min korkusuz olamaz. Korkunun zafiyeti, iman ve marifetin zafiyetinden ileri gelir. "Saadetin alâmeti, şekavetten korkmaktır. Zira 'korku' kul ile C.C. arasında, kul için bir köstektir. Bu köstek koparsa helâkta olanlarla beraber helâk olur" demiştir.Hatemm-i Esamm: "Bulunduğun mevkiin şerefine güvenme. Cennet'ten daha şerefli bir makam olmasın. Adem'in başına gelenler ortada. İbadet çokluğuna aldanma, İblis'in başına gelenler belli. İlminin çokluğuna bel bağlama, Bel'am İsm-i Âzam'ı bilirdi, akibetini düşün. Salihlerle görüşüp onlarla düşüp kalkmaya aldanma. Peygamberimizden SAV üstün zat ve sima olmasın. Akrabaları dahi ondan yararlanamadı Dilimizle " 'ım C.C. bizi afvet, bize merhamet et" demekle yetinir ve O'na güveniriz. Halbuki 'O' C.C.: "İnsan için ancak çalışması vardır." Buyurdu. Necm / 39 - Başka bir Ayet-i Kerime'de "Keremi bol Rabbine karşı seni aldatan ne?" Buyurulmuştur.Ahirette 'a C.C. kavuşmak mutluluğuna ancak dünyada O'nun sevgisini ve O'nunla ünsiyeti kazanmakla ulaşılacağı meydandadır. Sevgi ise marifet ile , marifet de ancak devamlı tefekkürle hasıl olur. Ünsiyette devamlı zikir ile, zikir ve fikre devam da dünya sevgisini gönlünden çıkarmakla, dünya sevgisini atmak da zevk ve şehvetleri terketmekle, bunları terketmek de şehveti kırmakla, şehveti kırmak da en çok korku ateşi ile mümkündür. Demek ki korku şehvetleri yakan bir ateştir. Korku nasıl faziletli olmasın ki, 'a C.C. yaklaştırıcı en makbul ameller olan iffet, vera, takva ve mücâhede korku sayesinde temin edilir.Elbette peygamberler, veliler ve alimlerin akıl, ilim ve amelleri ile C.C. katındaki mevkileri, senden daha az olmadığını kabul edersin! Gözünün ışığının kısalığı ve basiret gözünün körlüğü ile onların hallerini, neden fazla korkup uzun müddet mahzun olup ağladıklarını düşün. Hatta bazıları şaşırdı, bazıları bayıldı ve bazıları da ölü olarak yerlere serildi. ( C.C. Hüccet-ül İslâm İmam-ı Gazali'den Razı olsun, Ruhuna El-Fâtiha)Aşağıdaki günahlara karşı çok dikkatli olmak lazımdır:'ın C.C. emir ve yasaklarını bilmemek, itikadi meseleleri bilmemek yada şüphede olmak, C.C. ve Rasûlü'nün SAV emrettiği gibi yaşamamak,Kafirlerle dostluk kurmak ve onlara benzemek (saç sakal şeklinden, giyime kadar) en önemlisi onları sevmek,Kafirlerin bayramlarını kutlamak, (Yılbaşı,sevgililer günü, nevruz v.s.) Dini emirleri hafife almak, o hükümlerle ilgilenmemek yada ciddiye almamak, alaycı olmak,Anne ve babaya itaat etmemek, (Annesinin razı olmadığı kişilerin Kelime-i Şehadet'i getiremedikleri rivayetleri çoktur)Büyü yapmak ve yaptırmak,İçki satmak, içki içmek ve içki müptelası olmak, (Fudayl'dan RA sene de sadece bir kadeh ilaç olarak alkol içen kişinin bu sebepten imansız gittiği rivayeti vardır.) Çok küfretmek, Yüce 'ı C.C. zikretmek ve dua edilmesi için yaradılan ağızdan küfrün eksik olmaması, (münafıklık alametidir)Dünyalık ve dünya sevgisi, gelen dünyalığa sevinmek, elden çıkana üzülmek, (KADINLAR ÇOK DİKKAT ! ! ! )Fakirliğe ve 'ın kazasına isyan, Namaz kılmamak ki en tehlikelilerinden birisidir, Ezân okunurken konuşanında Kelime-i Şehadet getirmekte zorlandığı bildirilmiştir.Son nefeste imanı kurtarma duası:
"Ya Hayyu Ya Kayyum, Ya Zel Celâli Ve'l İkrâm, ELLAHÜMME en tühyiye kalbi bi Nûri ma'rifetike ebeden, Ya , Ya , Ya Celle Celâlüh" Sabah namazının sünnetiyle farzı arasında okunacak. Çok önemli bir duadır...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
