26 Haziran 2008 Perşembe

Kene salgını, biyolojik silah ve azgınlaşmak! İbrahim KARAGÜL

Kene salgını, biyolojik silah ve azgınlaşmak!

İbrahim KARAGÜL
Kene salgını biyolojik saldırı mı? Böyle bir nitelemenin istihza ile karşılanacağı, biyolojik silahlar konusundaki bilinmezlikler yüzünden komplocu bir bakışla ele alınacağı kesin. Ancak Türkiye'de önlenemeyen kene salgını karşısında bu tür düşüncelerin çoğumuzun aklında, biliyoruz.

İlk olarak İkinci Dünya Savaşı döneminde Kırım'da görülen ancak ilk kez Türkiye'deki kadar tehlike içeren, 206 kişinin hayatına malolan, ısırılan her yüz kişiden onunu öldüren, daha çok Orta Anadolu'da yaygınlaşan, şu an otuzdan fazla ülkeyi tehdit eden bir "salgın" söz konusu oluyorsa ve bu önlenemiyorsa insanların istediğini düşünmesinde garipsenecek bir şey yok. Sovyetlerden geriye kalan laboratuar kalıntılarında insanoğlunun akla hayale gelmeyecek çılgınlıklar denediğini gördük. Benzer bir çöküş ABD'de yaşansa kesinlikle aynı manzaraları göreceğiz. Kuş gribi için de benzer iddialar ortaya atıldı. Bazı ülkelerde adı konulamayan hastalıklar, salgınlar ortaya çıkıyor.

Olağan dışılıkların bol olduğu bir tarihi dönemde yaşıyoruz. Ekonomik krizin yanı sıra dünyayı açlığa mahkum edecek ölçüde bir gıda kriziyle karşı karşıyayız. Gücü ellerinde tutanların insanları açlıkla hizaya sokmaya çalışacağı bir dönem mi geliyor? Küresel ısınma tehlike sınırlarını çoktan aştı. Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi'nden James Hansen, Kongre'de yaptığı konuşmada, atmosferde sera etkisi yaratan gazların "tehlikeli seviyeyi" çoktan aştığını belirterek, "Başka çare bulunmazsa kavrulacağız" uyarısı yapıyor. Ekonomik kaynaklara yönelik korkunç bir açgözlülük yarışı başladı. İnsanoğlu güvenlik, enerji, gıda ve su gibi temel zorunluluklar üzerinden bir sınavla karşı karşıya. Bu dört temel faktörü kontrol etmek için akılalmaz denemeler yapılıyor. Bu yapılırken insan bir değer olarak değil bir tüketim malzemesinden başka anlam taşımıyor.

Açgözlülük çağındayız. Hep öyleydik ama 21. yüzyılda bu korkunç bir hal almaya başladı. Dizginlenemezse insanoğlu dehşet yıkımlarla yüz yüze gelebilir.

Güvenlik paranoyası çağındayız. Herkesin birbirini izlediği, "devlet"in ürkütücü bir denetim kurduğu, kontrol edilemez silahlanmanın yaşandığı, kaynakları ele geçirmek için dünya ölçeğinde yıkımların göze alınabildiği bir çağda.

Doğal afetler çağındayız. İklimlerin değiştiği, bütün canlıların genetiği üzerinde tehlikeli oyunların oynandığı, insanoğlunun "merak" gerekçesiyle kendi soyunu ateşe atacak adımlar attığı bir çağda. Küresel ısınmanın iklim dengesini bozduğu, bir çok ülkenin okyanusların tehdidi altına girdiği, felaketlerin ardı ardına geldiği bir çağda. Bütün bunlar insan eliyle yapılanların, açgözlülüğün, güce tapınmanın sonucu. Kendi ellerimizle kendi geleceğimizi yok ediyoruz.

Kene salgınının biyolojik silahla, genetik oyunlarla hiçbir ilgisi olmayabilir. Ama yine de dünyayı ve kendimizi bu aşamaya biz sürüklemedik mi? Küresel ısınmanın, dolayısıyla iklim dengesizliklerinin, bitkiler ve hayvanlardaki değişimin sorumluları biz değil miyiz? Bizim tehlikeli merakımız sadece nükleer silah yapmakla mı sınırlı?

Sadece son on yıldır, dünyanın geleceğine ilişkin tartışmalara bakalım. Bir tane bile çözüm girişimi yok. Hangi alanda olursa olsun, geliştirilen bütün tezler yıkımı daha da büyütücü, açgözlülüğü daha da artırıcı, güvenlik paranoyasını ve buna bağlı silahlanmayı daha da kontrolden çıkarıcı, yeni çatışma alanları açıcı nitelikte oldu.

Buna direnebilecek tek şey var; İnsanoğlu'nun kaderi… Tarihin kabus dolu dönemlerinden insanoğlunu çekip çıkaran kendi becerisi olmadı. İşte bu kader oldu. Bir yüce iradenin yeryüzüne müdahalesiyle oldu. Kim bilir, insanoğlunun bütün azgınlıklarına bir kez daha "dur" diyecek bir müdahale neden olmasın! Çünkü bu azgınlıklar çağında insanoğlunu dizginleyecek başka bir şey görünmüyor!

Hain Olmert Öldürülmeli

"Hain Olmert Öldürülmeli"

Ahmet VAROL

"Sarkozy'nin veda töreninde ilginç bir olay yaşandı. Bir asker kendine kurşun sıktı ve hastaneye kaldırılırken öldü. Bazılarına göre olay kazaydı, bazılarına göre ise intihar. Adam intiharı şova dönüştürmek mi istemişti ki böyle önemli bir tören mekânını seçmişti? Ama kimse "suikast girişimi" demedi. Acaba askerin, Olmert ya da Sarkozy'yi kuvvetli ihtimalle de Olmert'i öldürme teşebbüsünde bulunduğu sırada koruma görevlilerinin müdahalede bulunmuş olmaları ve mermilerin askerin kendi üstüne boşalmış olması muhtemel değil midir? Olaydan hemen sonra Sarkozy'yi apar topar uçağa bindirmeleri, Olmert'in etrafında da koruma görevlisi duvarı örmeleri bu ihtimali akla getirmiyor mu?

Bu kanaati bir komplo teorisi sayabilirsiniz. Ama aşağıda vereceğim bilgiler tamamen doğru. Filistinlilerle anlaşma imzalaması yüzünden Rabin'in öldürülmesi olayıyla bu bilgiler arasında irtibat kurun ve Sarkozy'nin uğurlanması töreninde yaşanan olaydan bir komplo teorisi de siz çıkarın.

İsrail'in "aşırı" diye nitelendirilen kesiminin dinî liderlerinden Haham Şalom Dov Volpe, Tel Aviv'de bir hahamlar toplantısında yaptığı açıklamada aynen şunları söyledi:

"Şu hain Olmert, Nazilerle işbirliği yapıyor. Biz eğer ki gerçekten bir hukuk devletinde yaşıyor olsaydık onun, Haim Ramon, Tzipi Livni ve Ehud Barak ile birlikte asılması gerekirdi… Şu an bunların hepsinin idam ipine bağlanmış olmaları lazımdı. Çünkü bunlar Filistin Özerk Yönetimi'yle anlaşabilmek için topraktan taviz vermeye niyetleniyorlar."

İşin gerçeğinde hukukun icrası açısından bunun gerekliliği konusunda biz de aynı kanaati taşıyoruz. Ama Haham Dov Volpe'nin ileri sürdüğü gerekçeden dolayı değil. Kundaktaki bebekleri katlettiklerinden, sokakta oynayan çocukların üzerine füze fırlattıklarından, yedi çocuk sahibi anneyi katlettiklerinden, kahvaltı sofrasında bir aileyi toptan yok ettiklerinden, insanların ilaç almalarını ve tedavi için dışarı çıkmalarını engellemek suretiyle ölümlerine sebep olduklarından dolayı."

KOMUTANLARI TİTRETEN KOZ

KOMUTANLARI TİTRETEN KOZ

Kapatma Davası AKP'ye inanılması güç bir koz verdi...

Başbakan Erdoğan'ın Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Başbuğ'u çağırıp görüşmesi ardından başkent kulislerine yansıyan "komutansız ordu senaryosu"na göre, AKP'nin kapatılması askeri atamaları geciktirirse Org. Başbuğ 1 eylülde emekli olabilir.

KAPATMA KARARI SONRASI

AKP'nin temmuzda kapatılması ihtimali, hükümetin istifasıyla doğacak boşlukta, Yüksek Askeri Şura kararlarının 30 ağustosa dek resmiyet kazanmamasına yol açabilecek.

YAŞ HADDİNDEN EMEKLİYE
30 ağustosun aşılması, komuta kademesinde mecburi emeklilik getirecek. Genelkurmay Başkanı Ogr. Büyükanıt ve olası halefi Org. Başbuğ yaş haddinden emekliye ayrılacak.

HAVACI YA DA DENİZCİ
Jandarma Genel Komutanı'nın da kadrosuzluktan emekliliği gündeme gelebilecek ve Genelkurmay Başkanlığı için gözler Deniz ya da Hava Kuvvetleri komutanlarına çevrilecek.

HÜKÜMETİN ELİNDEKİ ÖNEMLİ GÜÇ
Kapatma davasına karşın Hükümetin elinde önemli bir güç bulunuyor.Bu güç kullanılırsa Genelkurmay içindeki dengeleri ve beklentileri tümüyle değiştirebilir ve yeni komutanlara yol verebilir.

Yasalara göre kuvvet komutanları, "Genelkurmay Başkanı'nın teklifi, Milli Savunma Bakanı'nın inhası üzerine Başbakan'ın imzalayacağı Cumhurbaşkanı'nın onaylayacağı kararname" ile atanıyor. Genelkurmay Başkanı ise "Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı yapmış orgeneral-oramiraller arasından Bakanlar Kurulu'nun teklifi üzerine" Cumhurbaşkanı'nca atanıyor.

Haber: İsmet Demirdöğen/Taraf

Özal'ın hakkını helal etmediği 3 kişi

Özal'ın hakkını helal etmediği 3 kişi

Adalet eski Bakanı İsmail Müftüoğlu kulislerde çok tartışılacak ilginç anılarını yazdı.
Eski Adalet bakanı ve Milli Gazete yazarı İsmail Müftüoğlu bugünkü yazısında çok tartışılacak anılarını yazdı.

Mesut Yılmaz ve tarihe not düşmek

Sayın Hasan Celal Güzel, Radikal gazetesinde yayınlanan makalesinin başlığını "Zavallı Mesut Onbaşı" olarak koymuş ve sayın Mesut Yılmaz'ın aleyhine Anayasa Mahkemesinde açılan davadan bayan Rahşan Ecevit affı diye bilinen aftan yararlanarak paçasını kurtardığını yazmıştır.

Diğer taraftan, sayın Mesut Yılmaz'ın bayan Semra Özal'ın elini öperek ANAP genel başkanlığına seçildiğini, kumar oynamayı sevdiğini, 28 Şubat'ta da adını Mesut Onbaşı olarak koyduğunu, darbeci generaller karşısında bir onbaşı kadar hükmü bulunmadığını, geldiği her yere birilerinin himayesinde geldiğini, darbecilerle iyi geçindiğini, ordunun kışlaya dönemez dediğini… vs yazmış ve bize bir Mesut Yılmaz tarifi yapmıştır.

Biz de, dahil olduğumuz iki hadiseyi izahla sayın Mesut Yılmaz'ın biraz daha tanınmasına yardımcı olalım dedik. Malum, merhum Turgut Özal Cumhurbaşkanı seçilince ANAP'ın başına sayın Yıldırım Akbulut getirilmişti. Arkasından ANAP'ta genel başkanlık yarışı başlamıştı. İşte o dönemin genel başkan adaylarından birisi de, sayın Mesut Yılmaz'dı.

Bazı arkadaşların ısrarı ve sayın Mesut Yılmaz'ın daveti üzerine, İstanbul Tarabya Oteli'nde bir görüşmemiz olmuştu. Bu görüşmenin halen yaşayan şahitleri vardır. Mücahit Gülen ve İstanbul ANAP milletvekili, Fatin Rüştü Zorlu'nun damadı, Hilmi Özen.

Sayın Mesut Yılmaz'la otelde masaya oturunca, diğer arkadaşlar yanımızdan ayrıldılar. Konuşma şu şekilde gelişti:

- Davetinize teşekkür ediyoruz, buyrunuz.

- Biliyorsunuz, ANAP'ta genel başkanlık yarışına girdik. Sizin tecrübelerinizden istifade etmek istedik. Bizim lehimize çalışmanızı bekliyoruz.

- Mesut bey, biliyorsunuz ki siz muhafazakar görünen bir partinin genel başkanlık yarışına giriyorsunuz. Sormak istiyorum. Namaz kılıyor musunuz?

- Günlük kılmam ama bazen Cuma namazı kılarım.

- Millet bu yönünüzü öğrenirse oy alamazsınız.

- Milletten ziyade delege önemlidir.

- Mesut bey, geçenlerde gazetelerde eşiniz bikinili mayo ile görüntülendi. ANAP'ın başına geçecek bir insanın hanımı çok dikkatli olmalıdır, değil mi? Zira, millet sizi beyaz bir çarşaf olarak görmek ister. Oysa, hanımınızın bu resimleri beyaz çarşaf üzerinde siyah leke olarak görülmektedir.

- Önemli olan şekil değil, kalp temizliğidir.

- Bu izah, inanan insanları tatmin etmez.

- Önemli değil, alışırlar.

- Mason olduğunuz söyleniyor, ne dersiniz?

- Eskiden milliyetçiydim, şimdi ise liberalim.

- Bilderberg toplantılarına katıldığınız yazılmaktadır. Yoksa Bilderbergçi misiniz?

- Evet, Bilderbergçilerin davetine icabet ediyorum. Onlarla müşterekliğimiz var. Bir katılmamızda TCK'nın 163. maddesinin kaldırılması noktasında mutabakat sağladık. İyi de oldu. Onların desteği olmasaydı, bu maddeyi hiçbir kuvvet kaldıramazdı. Bilderberg yabancı menşeli bir kuruluştur ama faydalı hizmetler görür. Benden önce Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit de Bilderberg toplantılarına katılmışlardır. Ben Bilderberg toplantılarına katılmaktan memnunum.

- Peki, Mason musunuz?

- Yok.

- Sizi destekleyen olmazsa genel başkan olamazsınız. İçten ve dıştan destekçileriniz var mı?

- İçten bayan Semra Özal, dıştan da dostlarımız vardır.

- Hedefiniz milliyetçi, muhafazakar bir Türkiye midir?

- Zaman gösterir ama ben liberalim. Bu sözcüğün içinde her şey vardır.

- Bu düşünceler ve destekçileriniz sayesinde genel başkan olursunuz, ama sizden lider olmaz.

***

"Rahmetli Turgut Özal, bizimle görüşmeyi arzulamış, biz de sayın Ömer Öztürkmen'le birlikte, İstanbul Harbiye Orduevi'nde davetine icabet etmiştik. Bizi son derece nazik bir şekilde karşıladı. Odasına aldı. Hoşbeşten sonra bize dönerek; "İsmail bey, nerelerdesiniz, politika sahnesinde görünmüyorsunuz, siz son derece hareketli bir insansınız, aklımdan hep geçtiniz ama görüşme bugüne nasip oldu" dedi. Biz de kendisine milli görüş çizgisinde siyasetimizin devam ettiğini ama parti içinde bazı sebeplerden dolayı aktif olmadığımızı söyledik. Merhum Özal "öyle ise benim yeni kuracağım partide beraber olalım inşaallah" dedi.

"Türkiye'nin durumundan memnun musunuz" diye sordu. Cevabımız hayır oldu. Neden diye sordu. Biz de, büyük bir manevi tahribat var, vurgun, soygun alabildiğine, borçlanma hızla artıyor, manevi coğrafya hızla çoraklaşıyor dedik ve Türkiye'nin manevi coğrafyasını çizdikten sonra, bana cevaben "İsmail bey, ben bunları bilmiyordum" dedi. Anladım ki, manevi coğrafya ile ilgilenecek zaman bulamamıştı.

Daha sonra kendisine bazı sualler sorduk. "Niçin YÖK Başkanı İhsan Doğramacı'yı görevden almıyorsunuz?" sorumuza cevabı netti: "Gücümüz yetmez."

Bu meydanda, benzer bir görüşme de, Sayın Süleyman Demirel'le gerçekleşmişti. 1. Cephe hükümeti kurulurken İhsan Sabri Çağlayangil'i Dışişleri Bakanı yapmayınız dediğimizde, "o zaman bu hükümet kurulamaz" cevabını almıştık. Demek ki, bazı güçleri ve uzantılarını aşmak mümkün olmuyor.

Daha sonra sözü alan merhum Özal, üç insan tipine hakkını hiç helal etmeyeceğini ifade ile onları şöylece sıraladı: 1- Benim inançlı olduğumu bildikleri halde, beni tekfirleyenler. 2- Mesut Yılmaz. 3- Çok iyiliğim dokunduğu halde aile efradıma sövenler.

Mesut Yılmaz'a niçin hakkını helal etmediğini sorduğumuzda, "vefasızdır da ondan" dedi, "peki niçin seçtirdiniz" dedim, cevaben "ben değil, Semra seçtirdi", "Semra hanım sizin eşiniz" deyince, "orasını karıştırmayınız" dedi.

Aile efradına sövenler meselesine gelince; "kim bunlar" dedik. Cevaben "onlardan birisi eski ANAP Ordu milletvekili Şadi Pehlivan'dır" dedi. "Niçin" deyince, cevaben "Ordu ili onu milletvekili istemedi, ben de listeye koyamadım ama Türk Ticaret Bankası Yönetim Kurulu Başkanı yaptım. Daha çok kazandırdım. Buna rağmen arkamızdan küfür edip, durmaktadır. İşte bunun gibi olanlar."

Merhum Turgut Özal çok dertli idi. Bizimle uzun bir sohbet yaptı. Gözünde hizmetin pırıltıları vardı. ANAP'ın Genel Başkanı Mesut Yılmaz ve ekibine de itimadı kalmamış, yeni parti kurma çalışmalarını başlatmıştı. Ama ömrü vefa etmedi.

81 ilde sudaki arsenik seviyesi ölçülecek

81 ilde sudaki 'arsenik' seviyesi ölçülecek


Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Ankara ve İzmir’de "içme sularında insan sağlığını tehdit eden bulgular olduğu" yönündeki iddialar üzerine, "Türkiye genelinde 81 ilde içme sularındaki arsenik seviyelerini tekrar kontrol ettiriyorum, arkadaşlarıma bu talimatı verdim" dedi.
Hekimevi’nde sağlık muhabirleri ile bir araya gelen Akdağ, gazetecilerin sağlık gündemine ilişkin sorularını yanıtladı.
Ankara’nın su ihtiyacını karşılamak üzere Büyükşehir Belediyesince Kızılırmak’tan getirilen suda "arsenik oranının yüksek çıktığı" yönündeki iddialara açıklık getiren Akdağ, Ankara’nın içme suyunun, Ankara İl Sağlık Müdürlüğü ve bu müdürlüğe bağlı Halk Sağlığı Laboratuvarı hem de Hıfzıssıhha tarafından düzenli olarak kontrol edildiğini söyledi.
Akdağ, Ankara halkına verilen içme suyu incelenirken, belediyenin tesislerindeki çıkış noktasından ve gün içerisinde de çeşitli semtlerde musluklardan akan sulardan numune alınarak inceleme yapıldığını belirterek, "Sağlık Bakanlığı, şu ana kadar Ankara’ya verilen içme suyunda standartların üstünde hiçbir kimyasala, standartların üstünde
hiçbir ölçüme rastlamış değildir" dedi. Yapılan açıklamalara rağmen, toplumda hassasiyet oluştuğu için,
ölçümlerin AB standartlarının belirttiğinden daha sık aralıklarla yapıldığını anlatan Akdağ, şunları kaydetti:
"Hafta bir yerine biz her gün numune alıyoruz. Ankara suyunda sağlığı tehdit edeci hiçbir unsur yok. Tarım ilacı açısından da suda hiçbir sorun çıkmadı. Arseniğin de yönetmeliğimize göre 10 mikrogram litrenin üstüne çıkmaması lazım. Tahlillerde arsenik açısından da tespit edilen en yüksek değer 4 mikrogram litredir. Tüm bunlar, Ankara suyunun gerek mikrobiyolojik gerek diğer açılardan güvenle içilebilecek bir su olduğunu göstermektedir.
Yarın başka bir şey tespit edilirse bunu da anında toplumla paylaşır, Belediyemizi ve vatandaşımızı uyarırız. Benim
Sağlık Bakanı olarak vatandaşa karışı sorumluluğum, vatandaşı doğru bilgilendirmektir. Şu anda içilen suda herhangi bir problem yok. Vatandaşımızın rahatlıkla içebileceği sudur."

"SÜLFAT MİKTARI DA TAKİP EDİLECEK"

Bakan Akdağ, bir gazetecenin "Sudaki sülfat miktarının da şu an tehlikeli olmadığı, ancak diğer barajlardaki suyun azalması halinde Ankara suyuna karıştırılan Kızılırmak suyunun artırılması durumunda sudaki sülfat miktarının da artacağı belirtiliyor. Artan sülfat miktarının bir zararı var mı?" sorusu üzerine, "Sülfat için üst değer 250 miligram litredir. Kızılırmak suyu yüzde 20 katılmaya başlandıktan sonra Ankaralımızın içtiği suda sülfat değeri 50-60 miligram litre civarında. Bu takip edilecek" dedi. Kızılırmak suyunun içme suyuna daha yüksek oranlarda katılması durumunda
da sudaki sülfat oranlarının ne kadar artacağının yapılacak çalışmalarla yakından takip edileceğini belirten Akdağ, "Laboratuvarlarımız güvenlidir. Emin olun ki, gözümüz sürekli bu işin üzerinde" diye konuştu.

"BENİM DE ÇOCUKLARIMIN DA MUSLUKTAN SU İÇTİĞİMİZ OLDU"

Akdağ, bir gazetecinin, "Siz evinizde normal şebeke suyunu içiyor musunuz" sorusuna, "Ben, Ankara’ya geldiğim günden itibaren büyük damacana sularını soğutan bir cihaz var, onu kullanıyorum. Ancak damaca suyunun kalmadığı durumlarda benim de çocuklarımın da musluktan su içtiğimiz oldu" cevabını verdi. Suyun sağlıklı olması kadar tadının da önemli olduğunu anlatan Akdağ, "Sağlıklı suyu içebilirsiniz ama tadını beğenmediğiniz için tercih etmiyor olabilirsiniz. Artık alışkanlık haline geldiği için genellikle kaynak suyu tüketiliyor. Bu ağız tadı ile ilgili yoksa suyun sağlıklı olup olmadığı ile bir ilgisi yok" diye konuştu.

"İSHAL VAKALARINDA ARTIŞ YOK"

Akdağ, bir gazetecinin, "Kızılırmak suyunun verilmesinin ardından, ishal vakalarında bir artış oldu mu?" soru üzerine "Ankara’nın suyunda mikrobiyolojik açıdan hiçbir sıkıntı yok. Buna bağlı olarak hastanelerimizde artan bir ishal vakası falan da söz konusu değil" dedi. Daha önceki yıllarda Ankara ishal vakaları görüldüğünü anımsatan Akdağ, bunların sebebinin Ankara çayı ile bazı kuyu suları ile sulanan sebzelerin tüketilmesinden kaynaklandığını söyledi.
Akdağ, bunun tespit edilmesinden sonra, belediyenin bu konuda uyarıldığını ve gerekli tedbirlerin alındığını ifade ederek, "Bu sularla sulanan sebzelerin vatandaşa ulaşması engellendi ve o problem ortadan kalktı" diye konuştu.

İÇME SUYUNDA ARSENİK İNCELEMESİ

İzmir’in suyu ilgili olarak iddialarda iddiaların söz konusu olduğunun hatırlatılması üzerine Akdağ, şunları kaydetti:
"Bu tartışmaları, böyle siyasi polemik haline getirilmesiyle, açık söylüyorum vatandaşımıza büyük bir haksızlık yapılıyor. Şimdi ben şunu yaptırıyorum. Madem toplumda böyle bir hassasiyet oluştu, İzmir de dahil olmak üzere Türkiye genelinde 81 ilde içme sularındaki arsenik seviyelerini tekrar kontrol ettiriyorum, arkadaşlarıma bu
talimatı verdim. Dolayısıyla, bu şehirlerimizde belediye pompalarından su numunelerini, belediyeler ile il valiliği ile birlikte alacağız. Bu konu öyle sağa sola çekilemez. Hatta gerekirse basını da araya götürecek ve numuneleri
beraber alacağız. Ondan sonra hangi ilin suyunda arsenik oranı fazlaymış onu göreceğiz. Çünkü vatandaşa haksızlık yapılmamalı, fazla ise fazla denilmeli. İster Ankara’da, ister İstanbul, ister İzmir ya da Türkiye’nin neresinde
olursa olsun; belediye başkanları ister AK Parti’li ister başka partiden olsun, içme suyu ile ilgili vatandaşın sağlığını tehdit edebilecek herhangi bir bulguya rastlandığında bunun üstüne ciddi olarak gidileceğinin bilinmesini istiyorum. Vatandaşa sağlıklı içme suyu temin etmek belediyelerin görevidir ama Sağlık Bakanlığı olarak da elbette biz bunu denetliyoruz ve denetlemeye devam edeceğiz." Akdağ, "arıtılamayacak su olmadığını" da ifade ederek, "İster Ankara,
ister başka belediye olsun herhangi bir suyu halkına içirirken bu limitlerin üstüne çıkabilecek bir su ile karşılaştıklarında, bu suyu arıtarak halka verebilirler. Bugün yapılan arıtmalarını daha ileri bir arıtma düzeyine de getirebilirler" dedi.

Büyükanıt'tan veda gibi sözler

Büyükanıt'tan veda gibi sözler


Genelkurmay Karargahı’ndaki törende Orgeneral Büyükanıt, duygulu konuştu:

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, TSK adına takım halinde veya ferdi olarak 2007 yılında katıldıkları yarışmalarda başarılı olan sporcuları ödüllendirdi.

Genelkurmay Karargahı’ndaki törende Orgeneral Büyükanıt, duygulu konuştu:

“Görev süremin dolmasıyla seneye yapılacak ödül töreninde burada olmayacağım. Ancak ben aranızda olmasam da sizler daha kalabalık bir grup halinde ve daha büyük başarılarla yine burada olacaksınız. Yaptıklarınızla yalnız ben değil tüm ulusumuz gurur duyacak, mutlu olacak. Nerede olursak olalım yarınlara güvenle bakmamızı sağlayacak. Bu başarıların haberleri bizleri mutlu edecek.’’ Toplam 76 personelin ödül aldığı törende komuta kademesi tam kadro hazır bulundu.

'Google davası' sanal alemde dalga konusu oldu

'Google davası' sanal alemde dalga konusu oldu


AK Parti'nin savunmasını Anayasa Mahkemesi'ne sunmasının ardından yapılan pek çok haberde “Google davası” başlığının kullanılması üzerine, guguuk.com isimli bir internet sitesi kuruldu.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın iddianamesini oluştururken Google arama motorundan sıkça faydalandığının ortaya çıkması, özellikle AKP'nin Anayasa Mahkemesi'ne sunduğu savunmasındaki "deliller Google'dan toplanmıştır" ifadesi gündemi ateşledi.

Sanal alemde espri konusu oldu

Bir grup internet kullanıcısının oluşturduğu guguuk arama motoru, “kolaya alışanların işini daha da kolaylaştırmak için” tasarlanmış.


Aranacak kelimelerin yazılması gereken yerde ise “lütfen delilinizi seçin” ifadesi ve alt tarafında, “başörtüsü, Kur'an kursu, burası devlet hastanesi, Mesude Ergürbüz, Hatice Sultançiftliği” seçenekleri yer alıyor. Guguuk'un ana sayfasında “Siyasi parti nedir, parti kapatma, google nasıl kullanılır” gibi kısa yollar bulunuyor.

Bu ifadelerden birisi seçilerek, yan taraftaki “delil bul” butonuna tıklandığında, arama motoru google'a yönlenerek, delil yerine geçecek sonuçları ekrana getiriyor.


Google'a benzer şekilde tasarlanan sayfanın üst tarafında “delil bulma”, “parti kapatma”, “suçlama yapma” bölümleri bulunuyor.

Çiçek: Zenginler klübü yapınca entel işi oluyor

Çiçek: Zenginler klübü yapınca entel işi oluyor


Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil
Çiçek, "Biz anayasa değişikliği çalışması yapınca anayasal düzeni
değiştirme ithamı ile karşılaşıyoruz, zenginler kulübü yapınca, TÜSİAD
yapınca entel bir iş oluyor" dedi.
Bakan Çiçek, bir etkinliğe katılmak üzere Erzincan’ın Kemaliye ilçesine
giderken Malatya’nın Arapgir ilçesinde belediye başkanı Halit Konukçu’yu
ziyaret etti.
Çiçek, gazetecilerin TÜSİAD’ın dünkü yüksek istişare kurulu
toplantısında anayasa değişikliği önerisi yapıldığının hatırlatması
üzerine şunları söyledi:
"Dün onlar bir anayasa konvansiyonu konusunda bir toplantı yaptılar.
Anayasa konusunu gündeme getirmiş olmalarını memnuniyetle karşılıyoruz.
Hatırlarsanız biz bir sene evvel bu konu ile ilgili kamuoyuna açıklama
yaptık. O zaman bizim anayasa taslağı hazırlamamızı birçok kişi
yadırgadı. Ama şimdi memnuniyetle görüyoruz ki TÜSİAD da bu konuyu bir
önemli mesele olarak gündeme alıyor.
Biz bundan dolayı memnun oluruz, ama aynı konuda TOBB başkanlığındaki
başka kuruluşların da meslek kuruluşlarının da çalışmaları var. Bu
çalışmalar birbirine paralel gitmelidir."
Birlikte çalışma yürütülmediği taktirde çalışmaların başlamadan
öleceğini vurgulayan Çiçek, şöyle devam etti:
"O zaman da böylesine önemli bir konu maalesef Türkiye’nin gündeminde
çözümsüz olarak kalır. Onun için gündeme gelmesini
memnuniyetle karşılıyoruz, ama daha yapılması gereken çok iş var. En
başta bu çalışmalara siyasi partilerin de destek vermesi lazım. Anayasa
değişikliğine en hazır parti AK Parti’dir. Çünkü biz bu konuda
hazırlığımızı daha seçimlerden önce başlattık ve seçimlerden sonra da bu
çalışmaları yaptık."
Anayasa değişikliği ile ilgili çalışma yaptıkları için anayasal düzeni
değiştirmekle itham edildiklerini belirten Çiçek, "Biz anayasa
değişikliği çalışması yapınca anayasal düzeni değiştirme ithamı ile
karşılaşıyoruz. Zenginler kulübü yapınca, TÜSİAD yapınca entel bir iş
oluyor. Ama yapılan her işte bir olumlu yön vardır. Ben olumlu buluyorum
bunu" diye konuştu.

Özbudun: Siyasete girmesi gerekmeyenler boğazlarına kadar siyasette

Özbudun: Siyasete girmesi gerekmeyenler boğazlarına kadar siyasette


Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ergun Özbudun, "Siyasete girmesi gerekmeyenler boğazlarına kadar
siyasetin içine girmişlerdir" dedi.
Iğdır Barosu tarafından, Iğdır Kültür Merkezinde düzenlenen, "Demokrasi, Hukuk Devleti ve Yeni Bir Anayasa Arayışı" konulu panelde konuşan Özbudun, 1924 Anayasası’nda TBMM’de tek parti bulunduğunu, 1961 ve 1982’de asker tesiriyle anayasa yapıldığını, her iki anayasada geniş katılım rahat tartışmaların olmadığını ifade etti.
Bu anayasaların halkın özgürlükleriyle, değerleriyle tam uyumlu olmadığını öne süren Prof. Dr. Özbudun, "Bu son alınan Anayasa Mahkemesi kararı, parlamentonun anayasa yapma ve anayasa değişikliğini, Anayasa Mahkemesinin onayına mahkum etmiştir" dedi. Tüm sivil toplum kuruluşlarının çağa uygun bir anayasa ihtiyacı olduğunda hem fikir göründüklerini ifade eden Özbudun, şöyle devam etti:

"Genel olarak iki eğilim var. Biri evrensel normlara uygun olan, özgürlükleri ön plana çıkaran, diğeri ise 1982 Anayasası’nın kurduğu bir çeşit vesayet hükümetinin devam ettirmek istediği anlayış. Cumhurbaşkanlığı makamı bir vesayet makamı haline getirilmiştir. Yetkiler ona göre düzenlenmiştir. Yargı ve üniversitelerde atama yetkileri buna örnek verilebilir. Kenan Evren darbeyle gelen bir cumhurbaşkanı olmasına rağmen, tarafsız cumhurbaşkanı olabilmiştir. Bu bağlamda da hakkını teslim etmeyi hakşinaslık adına söyleyebilirim. Hazırlamış olduğumuz yeni Anayasa taslağıyla Cumhurbaşkanlığı makamını, görev ve sorumluluklarının kısıtlandığı sembolik bir makam haline
getirmeyi amaçlıyoruz."

-DOÇ. DR. YAZICI-
Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Serap Yazıcı ise konuşmasında,
demokrasi, hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı konularına değinerek,
Türkiye’de acil bir anayasaya ihtiyaç olduğunu ifade etti.
1980 yılında Turgut Özal ile başlayan değişim ve dönüşüm hareketinin bir
döneme damgasını vurduğunu belirten Yazıcı, şöyle devam etti:
"Bugün değişen Türkiye’de toplum, anayasal bilgileri öğrenmek istiyor.
Fakat vatandaşın bilgi kirliliği karşısında kafası karışmış durumda.
Yargının ve hukukun bağımsızlığı önemlidir. Hukuk devletinin amacı
devlet karşısında bireylerin varlığını, hakkını koruyabilmektir. Sanki
yasama ve yürütme sürekli yanlış yapar, yargı da buna gerekirse hukuk
dışına da çıkarak engel olur gibi yanlış bir anlayış var. Anayasa
Mahkemesine yürütme durdurma yetkisi verilmemiştir. Yargının
bağımsızlığı demek anayasanın dışında bir yetki var saymak demek
değildir. Bugün yargı organları, yayınladıkları bildirilerle ülkenin
siyasi düzenine yön vermeye çalışmaktadırlar."


-PROF. DR. ARSLAN-
Güvenlik Bilimleri Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zühtü Arslan da
konuşmasında, "Darbe deyince aklımıza Hasan Mutlucan’ın kahramanlık
türküleri ve siyasi partiler ile TBMM’nin kapısına kilit vurulması
gelmektedir. Ama yargının yetkilerini aşması da bir darbedir" dedi.
Anayasa Mahkemesinin son başörtüsü kararıyla bizzat anayasa kurucu ve
anayasaya norm koyma halini ortaya koyduğunu ve hukuk dışına çıktığını
öne süren Arslan, şöyle devam etti:
"Bu karar yürürlüğü olmayan bir uygulamanın durdurulmasıdır ve çok
gariptir. Anayasa Mahkemesinin almış olduğu son karar 367. madde
kararında olduğu gibi bir yargı darbesidir. Anayasaya uyması ve
anayasayı koruması gerekli olan bir kurum, açıkça anayasa dışına
çıkmıştır. Anayasa Mahkemesi kendisini her türlü yetkinin üstünde
görerek anayasanın 11. maddesini görmezden gelmiştir. Anayasa Mahkemesi
gerekçesini yazmadan kararını açıklayamaz hükmü açıkça ihlal
edilmiştir." Ardından panelin soru cevap kısmında
katılımcıların sorularını cevaplayan konuşmacılardan Özbudun, DTP VE AK
Parti’nin kapatılması süreciyle ilgili bir soruya, "DTP ve AK Parti
kapatılmasın inancındayım. Kapatma hukuki mi siyasi mi belli değil.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurulursa kazanılacağına inanıyorum.
Fakat bu karar uygulanır mı belli değil" diye konuştu.
Prof. Dr. Zühtü Arslan da yargı kararlarına uyulması konusunda bir
soruya, "Anayasa Mahkemesi demokrasinin olmazları arasında değildir.
Köklü demokrasilerde Anayasa Mahkemesi yoktur. Bugünkü Anayasa Mahkemesi
temel hak ve özgürlükleri geçersiz kılarak aksi yönde kararlar alıyor" dedi.

Arınç: AKP kapatılmayacak, dava reddedilecek

Arınç: AKP kapatılmayacak, dava reddedilecek
Mikail PELİT/MALATYA, (DHA)

TBMM eski Başkanı ve AKP Manisa Milletvekili Bülent Arınç, AKP’nin kapatma davasından başarıyla çıkacağını ve davanın reddedileceğini söyledi. Kendisine soru soran basın mensuplarına da tepki gösteren Arınç, “Bir kapatma kapatma diye tutturmuşsunuz, siz önce ağzınızı kapatın” dedi.
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hayati Yazıcı ile AKP Manisa Milletvekili Bülent Arınç, bu yıl 7'ncisi düzenlenen Somuncu Baba ve Hulusi Efendi Kültür Etkinlikleri'ne katılmak için Malatya’nın Darende İlçesi'ne geldi. Arınç ve Yazıcı burada bir dizi açılışa akıtldı. Açılışlar sonrası basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Bülent Arınç, AKP’nin kapatma davası ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.
Kapatma davasında sürecin uzamasının söz konusu olmadığını belirten Arınç, “Dava süreci normal şartlar altında ilerliyor, AK Parti savunmasını süre dolmadan verdi. Parti olarak iddanemeye çok hukuki ve mükemmel bir cevap verdik. AK Parti bu davadan başarıyla çıkacak, dava reddedilecek” dedi.
AKP’nin kapatılmasına ihtimal bile vermeyen Arınç, basın mensuplarına, “Bir kapatma kapatma diye tutturmuşsunuz, siz önce ağzınızı kapatın” dedi. Yaşananları bir spekülasyon olarak değerlendiren Arınç, açılan kapatma davasıyla ilgili “Boş bir dava açılmış ve devam ediyor. Büyütecek bir şey yok, AK Parti kapatılamayacak” diye konuştu.

reklam izle kazan

SPONSOR REKLAMLAR