Facebook son zamanların en popüler sitelerinden biri. Buna rağmen site hakkında konuşulanlar da oldukça çeşitli. Amerika’nın gizli bilgilerimizi toplamak için yaptığı bir proje olduğu en popüler dedikodu. Bundan dolayı facebook’a bir şekilde üye olup artık üyeliğini iptal etmek isteyenler mevcut. Peki Facebook üyeliği nasıl iptal edilir?
Aslında oldukça basit. Öncelikle üyeliğinize oturum açacaksınız. Menünün üst kısmında sağ taraftaki seçeneklerden account’u seçiyoruz. Açılan sayfada en altta Deactivate Account seçeneğini işaretliyoruz. Yine bir sayfa açılacak. Burada size Facebook üyeliğinizi neden iptal etmek istediğinize dair sorular soruyorlar. Herhangi bir seçeneği seçin. Örneğin “I don’t feel safe on the site.” seçeneğini seçerek Facebook’u güvenli bulmadığınızı belirtebilirsiniz. Bunu da işaretledikten sonra deactivate butonuna basıyoruz ve Facebook üyeliğimizi iptal etmiş oluyoruz.
Tabi Facebook’un artık Türkçe olarak kullanılabilmesi sonucu önce burada anlatılan adımlarla Facebook’u Türkçeleştirebilir ve üyelik iptalinizi ondan sonra daha rahat gerçekleştirebilirsiniz.
31 Temmuz 2008 Perşembe
Dailymotion’a nasıl girerim?dailymotion yasağını delmek
Ülkemizde kapanan sitelere her gün yenisi ekleniyor. Youtube‘un kapanması kanıksandıktan sonra insanların video sitesi arayaşlarında bulunan en büyük cevap Dailymotion olmuştu. Ve beklenen gelişme oldu. Dailymotion da kapatıldı. Bu sitelere girmek için birden fazla yol var. Biz bunlardan en belli başlı olanları tekraren not edelim.
http://www.ninjacloak.com/
http://www.ktunnel.com
Üstteki sitelerden birine girerek sitenin alt tarafında bulunan kutucuğa dailymotion.com ya da girmek istediğiniz başka bir sitenin adresini yazıp Go’ya basarsanız istediğiniz site açılır.
Etiketler: dailymotion, İnternet, proxy, yasak, youtube
http://www.ninjacloak.com/
http://www.ktunnel.com
Üstteki sitelerden birine girerek sitenin alt tarafında bulunan kutucuğa dailymotion.com ya da girmek istediğiniz başka bir sitenin adresini yazıp Go’ya basarsanız istediğiniz site açılır.
Etiketler: dailymotion, İnternet, proxy, yasak, youtube
27 Temmuz 2008 Pazar
Halk Edebiyatı Özellikleri
1. Hem şiir hem de düzyazı alanında ürünler verilmekle birlikte, şiir daha da ağırlıktadır.
2. Halk öykülerinin, eski destanlarından, halk şiirlerinin koşuk ve sagulardan İzler taşıdığına bakarak, bu edebiyatın, İslamiyet öncesi Türk edebiyatının bir devamı olduğunu düşünebiliriz.
3. Masal ve destanlardaki olağanüstülükler dışında konular genelde somut ve gerçekçidir. Halk edebiyatında biçimden çok konu önem taşır.
4. Aşk, doğa sevgisi, gurbet, ayrılık, özlem, din ve tasavvuf, kahramanlık, mizah Halk edebiyatının başlıca konularıdır.
5. Şiirler işlenen konulara göre güzelleme, taşlama, ağıt, koçaklama gibi adlar alır.
6. Dil halkın konuştuğu Türkçe olmakla birlikte, bazı ozanların dilinde yöresellik de gözlenir.
7. Koşma, türkü, mani,destan semai gibi değişik nazım biçimleri kullanılmıştır.
8. Nazım birimi dörtlük, kullanılan ölçü hecedir. Hecenin daha çok 7′li, 8′li ve 11′1İ kalıpları kullanılmıştır.
9. Halk ozanlarından bazıları, birtakım etkilenmeler bir sonucu aruzu da kullanmıştır. Divan ve tasavvuf şiirinden etkilenen halk ozanlarının şiirlerinde Arapça ve Farsça sözcükler daha çoktur.
10. Anlatım canlı, yalın ve içtendir.
11. Şiirler bir saz eşliğinde, bir hazırlık olmaksızın doğaçlama olarak söylenmiştir.
12. Kimi şiirlerde, Divan şiir ölçüsünde olmamakla birlikte zaman zaman söz sanatları ve kalıplaşmış sözler de kullanılmıştır. Ancak bunter genellenmeyecek kadar azdır.
* Halk Edebiyatı
* → Halk Edebiyatı Özellikleri
* Tasavvuf (Tekke) Edebiyatı
* Aşık Edebiyatı
* Anonim (Ortak) Halk Edebiyatı
2. Halk öykülerinin, eski destanlarından, halk şiirlerinin koşuk ve sagulardan İzler taşıdığına bakarak, bu edebiyatın, İslamiyet öncesi Türk edebiyatının bir devamı olduğunu düşünebiliriz.
3. Masal ve destanlardaki olağanüstülükler dışında konular genelde somut ve gerçekçidir. Halk edebiyatında biçimden çok konu önem taşır.
4. Aşk, doğa sevgisi, gurbet, ayrılık, özlem, din ve tasavvuf, kahramanlık, mizah Halk edebiyatının başlıca konularıdır.
5. Şiirler işlenen konulara göre güzelleme, taşlama, ağıt, koçaklama gibi adlar alır.
6. Dil halkın konuştuğu Türkçe olmakla birlikte, bazı ozanların dilinde yöresellik de gözlenir.
7. Koşma, türkü, mani,destan semai gibi değişik nazım biçimleri kullanılmıştır.
8. Nazım birimi dörtlük, kullanılan ölçü hecedir. Hecenin daha çok 7′li, 8′li ve 11′1İ kalıpları kullanılmıştır.
9. Halk ozanlarından bazıları, birtakım etkilenmeler bir sonucu aruzu da kullanmıştır. Divan ve tasavvuf şiirinden etkilenen halk ozanlarının şiirlerinde Arapça ve Farsça sözcükler daha çoktur.
10. Anlatım canlı, yalın ve içtendir.
11. Şiirler bir saz eşliğinde, bir hazırlık olmaksızın doğaçlama olarak söylenmiştir.
12. Kimi şiirlerde, Divan şiir ölçüsünde olmamakla birlikte zaman zaman söz sanatları ve kalıplaşmış sözler de kullanılmıştır. Ancak bunter genellenmeyecek kadar azdır.
* Halk Edebiyatı
* → Halk Edebiyatı Özellikleri
* Tasavvuf (Tekke) Edebiyatı
* Aşık Edebiyatı
* Anonim (Ortak) Halk Edebiyatı
Halk Edebiyatı
Kaynağı halk kültürüdür. Geleneğe bağlı olarak gelişen sözlü bir edebiyattır. Kökleri Türklerin İslamiyeti kabul edişi öncesine kadar dayanır. Bugün de varlığını az çok sürdürmektedir. Bu edebiyat halkın duygu ve düşüncelerini, yaşama ve dünyaya bakışını yansıtır. Halk diliyle oluşturulmuştur.Yaratıcıları belli olan Aşık ve Tekke edebiyatı ürünleri, sözlü gelenekte ortaya çıkan ve halkın ortak malı olmuş ninniler, türküler, bilmeceler, masallar, halk öyküleri, seyirlik halk oyunları (Karagöz, Ortaoyunu, Meddah ) bu edebiyatın içinde yer alır.
Halk edebiyatı üç ana bölümde incelenir:
1. Anonim (Ortak) Halk Edebiyatı
2. Aşık Edebiyatı
3. Tekke (Tasavvuf) Edebiyatı
* → Halk Edebiyatı
* Halk Edebiyatı Özellikleri
* Tasavvuf (Tekke) Edebiyatı
* Aşık Edebiyatı
* Anonim (Ortak) Halk Edebiyatı
* Halk Masalları
* Halk Hikayeleri
* Dede Korkut Hikayeleri
Halk edebiyatı üç ana bölümde incelenir:
1. Anonim (Ortak) Halk Edebiyatı
2. Aşık Edebiyatı
3. Tekke (Tasavvuf) Edebiyatı
* → Halk Edebiyatı
* Halk Edebiyatı Özellikleri
* Tasavvuf (Tekke) Edebiyatı
* Aşık Edebiyatı
* Anonim (Ortak) Halk Edebiyatı
* Halk Masalları
* Halk Hikayeleri
* Dede Korkut Hikayeleri
20 Temmuz 2008 Pazar
İçki, kadınlar ve eğitim!.."EKREM KIZILTAŞ MİLLİ GAZETE
İçki, kadınlar ve eğitim!.."
Siz ne düşünürsünüz bilmem ama: “Türkiye’deki giderek sivrileşen laik-dindar ayrışmadaki en büyük çatlak hatlar, içki, kadınlar ve eğitim ile ilgilidir” şeklindeki bir tesbit, ilginç bir tesbittir. Hele bu tesbit, The Economist tarafından yapılmış ise... Bu tesbit bana, Fransa’da yayınlanan bir dergi adına Türkiye’ye araştırma yapmaya gelmiş Mısır asıllı bir gazeteciyle, 80’lerin son çeyreğinde yaptığımız bir konuşmayı hatırlattı. Gazeteci, uzun süren konuşmamızın sonunda, Türkiye’deki laik kesimle dindar kesim arasında ne gibi temel problemler bulunduğunu, sormuştu. Ben de, ‘aslında, her iki kesim de eninde sonunda ülkenin iyiliğini istiyor olduğuna göre, çok temel problemlerin olmaması gerektiğini ama içki ve kadın hususunda ciddi sıkıntıların var olduğunu söyleyebileceğimizi; laik kesimin içki içmiyor bile olsa, her yerde mutlaka içki bulunması ve içilebilmesi; gözlerinin görebileceği alanda bulunan bütün kadınların da mutlaka açık olmaları gerektiğini düşündüklerini...” söylediğimde, Mısırlı gazeteci gülüyordu. Merakla, neden güldüğünü sorduğumda da, şunu anlattı: “Sizden önce, çok meşhur bir belediye başkanınız ve çok satan gazetelerinizden birinin başyazarı ile aynı konuda birer konuşma yaptım. Onlar bana bu hususta bir sürü şey anlatıp durdular. Konuşmalarının sonunda, İkisine de, anlattıkları hemen her şeyin aslında iki noktaya; içki ve kadın noktasına dayandığını söylemiştim, şaşırmışlardı; onun için gülüyorum...” Giriş paragrafında alıntıladığımız tesbit, daha taze; İngiltere’nin meşhur The Economist Dergisi’nin geçen hafta yayınlanan son sayısındaki, Türkiye ile ilgili uzun ve imzasız bir makaleden. ‘Bayraklar, Peçeler ve Şeriat’ başlığını taşıyan makale, medyamızın ciddi şekilde ilgisini çekti ve makaleyi konu alan birçok haber yapıldı... çünkü AKP’ye açılan kapatma davası temel alınarak bazı yorumlar yapılan yazıda, yenilir yutulur cinsten olmayan bazı iddialara yer veriliyordu. Hürriyet İnternet Sitesi de,18 Temmuz’da “The Economist’ten inanılmaz bir Türkiye yalanı” şeklinde makaleyi haberleştirdi. Haberi hazırlayanlara göre, The Economist bu makale ile, ‘Türkiye’nin AKP ile İslamlaşmadığını, zaten İslamlaşmaya başladığı için AKP’nin iktidarda olduğu tezini ispatlamak için’ bu durumu; “Hıristiyanların (Rum ve Ermenilerin) katledilmesine ve sürülmesine“ bağlamış. Anadolu’nun İslamlaşmasını, burada vaktiyle bulunan gayrimüslim nüfusun katledilmiş ve sürülmüş olmasına bağlayan dergi; buna güya delil olarak da, feminist bir aktivistin, “büyükannem vaktiyle kentte (Kars’ta) büyük bir rahatlıkla şarap içip, çarliston dans ettiklerini anlatırdı” şeklindeki sözlerini vermiş. Derginin, Anadolu’nun İslamlaşması ile ilgili olarak ortaya attığı ‘katliam ve sürgün’ şeklindeki temel argüman, tabii ki yanlış. Anadolu’nun İslamlaşması, büyük çapta dışardan içeriye ve bunun tersine gerçekleşen göçlerle alakalı bir husustur ve şimdi torunlarının şikayet eder gibi gözüktükleri bu durumun müsebbibi de; kardeşçe birarada yaşayan insanları, birbirlerine düşman edebilmek için akıl almaz yöntemlere başvuran, zamanın batılı güçleridir. 1915’e kadar kardeş kardeş yaşayan insanların arasına nasıl karakedi(ler) sokulduğu ve o yıllarda tam olarak nelerin yaşandığı, ciddi bir mesele. The Economist’in sözkonusu makalesinde, bu büyük yalanın dışında yer alan ve yine çoğu yalan ve yanlış olan diğer argümanların kaynağının bizim medyamız olması da, bir başka önemli mesele!.. Ama The Economist’in: “Türkiye’deki giderek sivrileşen laik-dindar ayrışmadaki en büyük çatlak hatlar, içki, kadınlar ve eğitim ile ilgilidir” şeklindeki yorumu, ilginç. çok ilginç
Siz ne düşünürsünüz bilmem ama: “Türkiye’deki giderek sivrileşen laik-dindar ayrışmadaki en büyük çatlak hatlar, içki, kadınlar ve eğitim ile ilgilidir” şeklindeki bir tesbit, ilginç bir tesbittir. Hele bu tesbit, The Economist tarafından yapılmış ise... Bu tesbit bana, Fransa’da yayınlanan bir dergi adına Türkiye’ye araştırma yapmaya gelmiş Mısır asıllı bir gazeteciyle, 80’lerin son çeyreğinde yaptığımız bir konuşmayı hatırlattı. Gazeteci, uzun süren konuşmamızın sonunda, Türkiye’deki laik kesimle dindar kesim arasında ne gibi temel problemler bulunduğunu, sormuştu. Ben de, ‘aslında, her iki kesim de eninde sonunda ülkenin iyiliğini istiyor olduğuna göre, çok temel problemlerin olmaması gerektiğini ama içki ve kadın hususunda ciddi sıkıntıların var olduğunu söyleyebileceğimizi; laik kesimin içki içmiyor bile olsa, her yerde mutlaka içki bulunması ve içilebilmesi; gözlerinin görebileceği alanda bulunan bütün kadınların da mutlaka açık olmaları gerektiğini düşündüklerini...” söylediğimde, Mısırlı gazeteci gülüyordu. Merakla, neden güldüğünü sorduğumda da, şunu anlattı: “Sizden önce, çok meşhur bir belediye başkanınız ve çok satan gazetelerinizden birinin başyazarı ile aynı konuda birer konuşma yaptım. Onlar bana bu hususta bir sürü şey anlatıp durdular. Konuşmalarının sonunda, İkisine de, anlattıkları hemen her şeyin aslında iki noktaya; içki ve kadın noktasına dayandığını söylemiştim, şaşırmışlardı; onun için gülüyorum...” Giriş paragrafında alıntıladığımız tesbit, daha taze; İngiltere’nin meşhur The Economist Dergisi’nin geçen hafta yayınlanan son sayısındaki, Türkiye ile ilgili uzun ve imzasız bir makaleden. ‘Bayraklar, Peçeler ve Şeriat’ başlığını taşıyan makale, medyamızın ciddi şekilde ilgisini çekti ve makaleyi konu alan birçok haber yapıldı... çünkü AKP’ye açılan kapatma davası temel alınarak bazı yorumlar yapılan yazıda, yenilir yutulur cinsten olmayan bazı iddialara yer veriliyordu. Hürriyet İnternet Sitesi de,18 Temmuz’da “The Economist’ten inanılmaz bir Türkiye yalanı” şeklinde makaleyi haberleştirdi. Haberi hazırlayanlara göre, The Economist bu makale ile, ‘Türkiye’nin AKP ile İslamlaşmadığını, zaten İslamlaşmaya başladığı için AKP’nin iktidarda olduğu tezini ispatlamak için’ bu durumu; “Hıristiyanların (Rum ve Ermenilerin) katledilmesine ve sürülmesine“ bağlamış. Anadolu’nun İslamlaşmasını, burada vaktiyle bulunan gayrimüslim nüfusun katledilmiş ve sürülmüş olmasına bağlayan dergi; buna güya delil olarak da, feminist bir aktivistin, “büyükannem vaktiyle kentte (Kars’ta) büyük bir rahatlıkla şarap içip, çarliston dans ettiklerini anlatırdı” şeklindeki sözlerini vermiş. Derginin, Anadolu’nun İslamlaşması ile ilgili olarak ortaya attığı ‘katliam ve sürgün’ şeklindeki temel argüman, tabii ki yanlış. Anadolu’nun İslamlaşması, büyük çapta dışardan içeriye ve bunun tersine gerçekleşen göçlerle alakalı bir husustur ve şimdi torunlarının şikayet eder gibi gözüktükleri bu durumun müsebbibi de; kardeşçe birarada yaşayan insanları, birbirlerine düşman edebilmek için akıl almaz yöntemlere başvuran, zamanın batılı güçleridir. 1915’e kadar kardeş kardeş yaşayan insanların arasına nasıl karakedi(ler) sokulduğu ve o yıllarda tam olarak nelerin yaşandığı, ciddi bir mesele. The Economist’in sözkonusu makalesinde, bu büyük yalanın dışında yer alan ve yine çoğu yalan ve yanlış olan diğer argümanların kaynağının bizim medyamız olması da, bir başka önemli mesele!.. Ama The Economist’in: “Türkiye’deki giderek sivrileşen laik-dindar ayrışmadaki en büyük çatlak hatlar, içki, kadınlar ve eğitim ile ilgilidir” şeklindeki yorumu, ilginç. çok ilginç
DEVLETTE GİZLİ BELGE PANİĞİ
ÖZEL DOSYALAR MEDYAYA GÖNDERİLİYOR
Belge savaşları devlet zaafiyetine dönüştü. Kozmik bilgilerin bile havada uçuşması bazı kurumlarda paniğe yol açıyor. Gizli kalması gereken bilgiler hatta komutanların şahsi sağlık raporları internette yayınlanıyor
Türkiye yaklaşık 6 aydır “gizli belge” savaşlarına sahne oluyor.
Devletin en gizli kalması gereken bilgileri, belgeleri, komutanların şahsi sağlık raporları bile internete düşüyor. Kuzey Irak’a yönelik kara harekatının tarihi bile Youtube’a düştü. Son belge sızması olayı ise Hava Kuvvetleri’nde yürütülen bir soruşturmayla ilgili. MİT’in “çok gizli”’ ibareli ve “hassas” uyarılı raporu Ergenekon Operasyonu kapsamında İşçi Partisi’nde ele geçirildi.
Belgeler yağmur gibi yağdı
Son derece gizli belgelerin nasıl sızdığı tartışması yapılırken Genelkurmay Başkanlığı; 2’si kurmay 20 subayın başını çektiği yapılanma haberiyle ilgili sert bir açıklama yaparak, “TSK’ya yöneltilen hukuk dışı saldırılara karşı Türk milletinin yasal ve demokratik tepki göstermesi doğal bir beklentidir” dedi. Bu beklentinin muhatabı ve tepkinin şekli net değil ama net olan bir şey var devletin güvenliğini bile tehlikeye sokacak kadar önemli bilgi ve belgeler yağmur olup yağıyor. Türkiye’de birtakım bilgi ve belgelerin çeşitli yerlere sızdırılması hep yaşandı. Fakat son 6 aydır özellikle de internet gizli belge ve kayıt kaynıyor.
En çarpıcı örnek ise şüphesiz Tuğgeneral Münir Erten’in ses kaydıydı. Türk ordusunun en hassas birimi sayılan Genelkurmay GES Komutanlığı’nın başındaki Erten’in konuşmaları kaydedilmişti. Beklide dünya tarihine geçecek bir konuydu. Çünkü Kuzey Irak’a yönelik kara operasyonunun tarihi operasyon başlamadan Youtube’dan ifşa edilmişti. Üstelik Paşa karargah ile ilgili son derece mahrem bilgileri ilan etmişti. Yapılan incelemede kayıtların telefon dinlemesi olmadığı resmen belgelendi.
Yani komutanlık içerisinde kayıt yapılıp internete yayılmıştı. Her birisi en az GES Komutanı’nın ses kaydı kadar önemli çok sayıda evrak ise Genelkurmay Karargahı’ndan çıktı yakın tarihte. Bugün hararetle tartıştığımız emekli Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek’in günlükleri de internete düşmüştü. Yine aynı tarihlerde karargahın hazırladığı ve medyayı andıçladığı çalışması da dergilerde sayfa sayfa yayınlandı.
Zarflarla medyaya dağıtım yapılıyor
Hemen akabinden ise Genelkurmay’ın yargıyı ve medyayı yönlendirmek, TSK muhaliflerini yıpratmak amacıyla hazırladığı “Lahika” gazetelerde yer aldı. Daha bu sızmaların nasıl olduğu anlaşılamadan müstakbel Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ ile Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt’ün karargahtaki görüşmesi basın organlarında haber oldu. Üstelik de sızmanın içeriden olduğunu düşündürecek son derece çarpıcı ayrıntılarla.
Yine aynı günlerde Org. Başbuğ’un Kudüs’te Ağlama Duvarı önünde çekilmiş fotoğrafları basına sızdırıldı. Çok sıkı korunan Başbuğ’un hemen yanı başında birilerinin çekmesi muhtemel olan ve biraz da şahsi sayılan fotoğrafları zarflarla medyaya dağıtılmıştı. Bugünlerde sağlık durumu tekrar tartışma konusu olan Genelkurmay 2. Başkanı Org. Ergin Saygun’un son derece gizli kalması gereken sağlık raporları da internete düştü ki bu bilgilere ulaşabilecek insanların sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Yine Dağlıca baskınına ait çok önemli rapor ve belgeler de medyada yer aldı.
Kafalardaki soru işaretleri
Ege Ordu Komutanlığı’nın çok önemli kozmik dosyaları da Ergenekon operasyonu kapsamında yapılan baskınlarda İşçi Partili bazı yöneticilerde çıkmıştı. Tartışmaları alevlendiren son olayda yani MİT’in Hava Kuvvetleri’nde ki yapılanmaya yönelik uyarı raporunun İşçi Partisi’nde çıkmasında yine sızdırma hadisesi dikkat çekiyor. Çünkü devletin istihbarat örgütü ordu içerisinde bir yapılanmayı tespit edip muhatabına bildiriyor. Raporda İşçi Partili bazı yöneticilerin bu yapılanmada aktif rol aldığı uyarısını da yaparak. Fakat karargaha teslim edilen bu rapor Ergenekon soruşturması sırasında İP’de çıkıyor. Genelkurmay da sert bir açıklamayla çıkan haberlere tepki gösterdi. Fakat asıl kafalarda ki soru işareti şu:
“Devletin en önemli kurumunda, en gizli kalması gereken bilgi ve belgeler nasıl oluyor da sızıyor? Medya mensuplarının bu belgelere kendi imkanlarıyla ulaşmasının mümkün olmadığı ortada olduğuna göre eleştirilmesi - tartışılması gereken konunun haber yapılması değil bilgilerin güvenliğinin neden sağlanamadığı ya da bu tip haberlerin neden hep ağustos öncesi patladığı, bilgilerin bazı emekli paşaların şahsi bilgisayarından çıktığı?”
BUGÜN
Belge savaşları devlet zaafiyetine dönüştü. Kozmik bilgilerin bile havada uçuşması bazı kurumlarda paniğe yol açıyor. Gizli kalması gereken bilgiler hatta komutanların şahsi sağlık raporları internette yayınlanıyor
Türkiye yaklaşık 6 aydır “gizli belge” savaşlarına sahne oluyor.
Devletin en gizli kalması gereken bilgileri, belgeleri, komutanların şahsi sağlık raporları bile internete düşüyor. Kuzey Irak’a yönelik kara harekatının tarihi bile Youtube’a düştü. Son belge sızması olayı ise Hava Kuvvetleri’nde yürütülen bir soruşturmayla ilgili. MİT’in “çok gizli”’ ibareli ve “hassas” uyarılı raporu Ergenekon Operasyonu kapsamında İşçi Partisi’nde ele geçirildi.
Belgeler yağmur gibi yağdı
Son derece gizli belgelerin nasıl sızdığı tartışması yapılırken Genelkurmay Başkanlığı; 2’si kurmay 20 subayın başını çektiği yapılanma haberiyle ilgili sert bir açıklama yaparak, “TSK’ya yöneltilen hukuk dışı saldırılara karşı Türk milletinin yasal ve demokratik tepki göstermesi doğal bir beklentidir” dedi. Bu beklentinin muhatabı ve tepkinin şekli net değil ama net olan bir şey var devletin güvenliğini bile tehlikeye sokacak kadar önemli bilgi ve belgeler yağmur olup yağıyor. Türkiye’de birtakım bilgi ve belgelerin çeşitli yerlere sızdırılması hep yaşandı. Fakat son 6 aydır özellikle de internet gizli belge ve kayıt kaynıyor.
En çarpıcı örnek ise şüphesiz Tuğgeneral Münir Erten’in ses kaydıydı. Türk ordusunun en hassas birimi sayılan Genelkurmay GES Komutanlığı’nın başındaki Erten’in konuşmaları kaydedilmişti. Beklide dünya tarihine geçecek bir konuydu. Çünkü Kuzey Irak’a yönelik kara operasyonunun tarihi operasyon başlamadan Youtube’dan ifşa edilmişti. Üstelik Paşa karargah ile ilgili son derece mahrem bilgileri ilan etmişti. Yapılan incelemede kayıtların telefon dinlemesi olmadığı resmen belgelendi.
Yani komutanlık içerisinde kayıt yapılıp internete yayılmıştı. Her birisi en az GES Komutanı’nın ses kaydı kadar önemli çok sayıda evrak ise Genelkurmay Karargahı’ndan çıktı yakın tarihte. Bugün hararetle tartıştığımız emekli Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek’in günlükleri de internete düşmüştü. Yine aynı tarihlerde karargahın hazırladığı ve medyayı andıçladığı çalışması da dergilerde sayfa sayfa yayınlandı.
Zarflarla medyaya dağıtım yapılıyor
Hemen akabinden ise Genelkurmay’ın yargıyı ve medyayı yönlendirmek, TSK muhaliflerini yıpratmak amacıyla hazırladığı “Lahika” gazetelerde yer aldı. Daha bu sızmaların nasıl olduğu anlaşılamadan müstakbel Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ ile Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt’ün karargahtaki görüşmesi basın organlarında haber oldu. Üstelik de sızmanın içeriden olduğunu düşündürecek son derece çarpıcı ayrıntılarla.
Yine aynı günlerde Org. Başbuğ’un Kudüs’te Ağlama Duvarı önünde çekilmiş fotoğrafları basına sızdırıldı. Çok sıkı korunan Başbuğ’un hemen yanı başında birilerinin çekmesi muhtemel olan ve biraz da şahsi sayılan fotoğrafları zarflarla medyaya dağıtılmıştı. Bugünlerde sağlık durumu tekrar tartışma konusu olan Genelkurmay 2. Başkanı Org. Ergin Saygun’un son derece gizli kalması gereken sağlık raporları da internete düştü ki bu bilgilere ulaşabilecek insanların sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Yine Dağlıca baskınına ait çok önemli rapor ve belgeler de medyada yer aldı.
Kafalardaki soru işaretleri
Ege Ordu Komutanlığı’nın çok önemli kozmik dosyaları da Ergenekon operasyonu kapsamında yapılan baskınlarda İşçi Partili bazı yöneticilerde çıkmıştı. Tartışmaları alevlendiren son olayda yani MİT’in Hava Kuvvetleri’nde ki yapılanmaya yönelik uyarı raporunun İşçi Partisi’nde çıkmasında yine sızdırma hadisesi dikkat çekiyor. Çünkü devletin istihbarat örgütü ordu içerisinde bir yapılanmayı tespit edip muhatabına bildiriyor. Raporda İşçi Partili bazı yöneticilerin bu yapılanmada aktif rol aldığı uyarısını da yaparak. Fakat karargaha teslim edilen bu rapor Ergenekon soruşturması sırasında İP’de çıkıyor. Genelkurmay da sert bir açıklamayla çıkan haberlere tepki gösterdi. Fakat asıl kafalarda ki soru işareti şu:
“Devletin en önemli kurumunda, en gizli kalması gereken bilgi ve belgeler nasıl oluyor da sızıyor? Medya mensuplarının bu belgelere kendi imkanlarıyla ulaşmasının mümkün olmadığı ortada olduğuna göre eleştirilmesi - tartışılması gereken konunun haber yapılması değil bilgilerin güvenliğinin neden sağlanamadığı ya da bu tip haberlerin neden hep ağustos öncesi patladığı, bilgilerin bazı emekli paşaların şahsi bilgisayarından çıktığı?”
BUGÜN
ABDÜLLATİF ŞENER'E SOĞUK DUŞ !
ABDÜLLATİF ŞENER'E SOĞUK DUŞ !
AK Partili eski milletvekillerinin, yeni parti kurma sürecini başlatan Şener’e destek verdiği konuşuluyordu. Fakat vekillerden Şener'e kötü haber geldi
AK Parti’de 22 Temmuz seçimlerinde liste dışı kalan eski milletvekilleri arasında Abdüllatif Şener çatlağı çıktı. 22 Temmuz seçimleri öncesinde AK Parti’den 9 milletvekili kendi isteğiyle aday olmazken, 155 kişi de liste dışı bırakılmıştı. Eski vekillerin, geçen hafta AK Parti MKYK’dan istifa ederek yeni bir siyasi parti kurma sürecini başlatan Şener’e destek verdiği konuşuluyordu. Özellikle bazı isimlerin Şener’le birlikte yurt içi gezilerine katılması bu iddiayı güçlendirdi. Ancak eski vekillerin de AK Parti ve Şener arasında ikiye bölündüğü ortaya çıktı. Şener’e destek vermeyen milletvekilleri AK Parti Genel Merkezi ve Meclis’teki toplantılara daha sık katılmaya başladılar. Bazı isimler ise yaklaşan yerel seçimlerde aday olmak için çalışma yürütüyor.
Şener’e destek verenler
155 eski AK Partili vekil içinde Şener’e destek verenlerin sayısı 10 ila 15 arasında değişiyor. Şener’le görüşen ve kuracağı partiye destek vermesi beklenenler şunlar: Halil Özyolcu, Mehmet Soydan, Osman Nuri Filiz, Abdülbaki Türkoğlu, Ahmet Işık, Mahmut Kaplan, Mustafa Öztürk, Sebahattin Yıldız, Maliki Ejder Arvas, Mustafa Nuri Akbulut, Cavit Torun.
Eski vekiller, Genel Merkez ve Meclis’te daha fazla ziyaret etmeye başladı. Özellikle Salı günleri yapılan AK Parti Grup toplantılara katılmaya başlayan AK Partili eski milletvekilleri Erdoğan’a “seninleyiz” mesajı veriyorlar.
İçel eski Milletvekili Mustafa Eyiceoğlu, “Ben Erdoğan’la birlikteyim. Belediye seçimlerinde büyükşehir belediye başkanlığı için aday adayıyım. Partim aday gösterir veya göstermez. Başka bir kişinin yapacağı çalışmada yer almıyorum, almam” dedi.
samanyo
AK Partili eski milletvekillerinin, yeni parti kurma sürecini başlatan Şener’e destek verdiği konuşuluyordu. Fakat vekillerden Şener'e kötü haber geldi
AK Parti’de 22 Temmuz seçimlerinde liste dışı kalan eski milletvekilleri arasında Abdüllatif Şener çatlağı çıktı. 22 Temmuz seçimleri öncesinde AK Parti’den 9 milletvekili kendi isteğiyle aday olmazken, 155 kişi de liste dışı bırakılmıştı. Eski vekillerin, geçen hafta AK Parti MKYK’dan istifa ederek yeni bir siyasi parti kurma sürecini başlatan Şener’e destek verdiği konuşuluyordu. Özellikle bazı isimlerin Şener’le birlikte yurt içi gezilerine katılması bu iddiayı güçlendirdi. Ancak eski vekillerin de AK Parti ve Şener arasında ikiye bölündüğü ortaya çıktı. Şener’e destek vermeyen milletvekilleri AK Parti Genel Merkezi ve Meclis’teki toplantılara daha sık katılmaya başladılar. Bazı isimler ise yaklaşan yerel seçimlerde aday olmak için çalışma yürütüyor.
Şener’e destek verenler
155 eski AK Partili vekil içinde Şener’e destek verenlerin sayısı 10 ila 15 arasında değişiyor. Şener’le görüşen ve kuracağı partiye destek vermesi beklenenler şunlar: Halil Özyolcu, Mehmet Soydan, Osman Nuri Filiz, Abdülbaki Türkoğlu, Ahmet Işık, Mahmut Kaplan, Mustafa Öztürk, Sebahattin Yıldız, Maliki Ejder Arvas, Mustafa Nuri Akbulut, Cavit Torun.
Eski vekiller, Genel Merkez ve Meclis’te daha fazla ziyaret etmeye başladı. Özellikle Salı günleri yapılan AK Parti Grup toplantılara katılmaya başlayan AK Partili eski milletvekilleri Erdoğan’a “seninleyiz” mesajı veriyorlar.
İçel eski Milletvekili Mustafa Eyiceoğlu, “Ben Erdoğan’la birlikteyim. Belediye seçimlerinde büyükşehir belediye başkanlığı için aday adayıyım. Partim aday gösterir veya göstermez. Başka bir kişinin yapacağı çalışmada yer almıyorum, almam” dedi.
samanyo
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)