Bütün insanlar hür, haysiyet ve haklar bakımından eşit doğarlar.
Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasi veya diğer herhangi bir akide, milli veya içtimai menşe, servet, doğuş veya herhangi diğer bir fark gözetilmeksizin işbu Beyannamede ilan olunan tekmil haklar ve hürriyetlerden istifade etme, hakkına sahiptir.
Yaşamak, hürriyet ve kişi emniyeti her ferdin hakkıdır.
Hiç kimse kölelik veya kulluk altında bulundurulamaz; kölelik ve köle ticareti her türlü şekliyle yasaktır.
Hiç kimse işkenceye, zalimane, gayri insani, haysiyet kırıcı cezalara veya muamelelere tabi tutulamaz.
Herkes her nerede olursa olsun hukuk kişiliğinin tanınması hakkını haizdir.
Kanun önünde herkes eşittir.
Her şahsın kendine anayasa veya kanun ile tanınan ana haklara aykırı muamelelere karşı fiilli netice verecek şekilde milli mahkemelere müracaat hakkı vardır.
Hiç kimse keyfi olarak tutuklanamaz, alıkonulamaz veya sürülemez.
Herkes, haklarının, vecibelerinin veya kendisine karşı cezai mahiyette herhangi bir isnadın tespitinde, tam bir eşitlikle, davasının bağımız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil bir şekilde ve açık olarak görülmesi hakkına sahiptir.
Bir suç işlemekten sanık herkes, savunması için kendisine gerekli bütün tertibatın sağlanmış bulunduğu açık bir yargılama ile kanunen suçlu olduğu tespit edilmedikçe masum sayılır.
Hiç kimse işlendikleri sırada milli veya milletlerarası hukuka göre suç teşkil etmeyen fiillerden veya ihmallerden ötürü mahkum edilemez.
Hiç kimse özel hayatı, ailesi, meskeni veya yazışması hususlarında keyfi karışmalara, şeref ve şöhretine karşı tecavüzlere maruz bırakılamaz. Herkesin bu karışma ve tecavüzlere karşı kanun ile korunmaya hakkı vardır.
Herkes, herhangi bir devletin sınırları dahilinde serbestçe dolaşma ve yerleşme, kendi memleketi de dahil, herhangi bir memleketi terk etmek ve memleketine dönmek hakkına haizdir.
Herkesin zulüm karşısında başka memleketlerden mülteci olarak kabulü talep etmek ve memleketler tarafından mülteci muamelesi görmek hakkını haizdir.
Her ferdin bir uyrukluk hakkı vardır, hiç kimse keyfi olarak uyrukluğundan ve uyrukluğunu değiştirmek hakkından mahrum edilemez.
Irk, uyrukluk veya din bakımından hiçbir kısıtlamaya tabi olmaksızın her erkek ve kadın evlenme konusunda, evlilik süresince ve evliliğin sona ermesinde eşit hakları haizdir.
Her şahıs tek başına veya başkalarıyla birlikte mal ve mülk sahibi olmak hakkını haizdir ve hiç kimse keyfi olarak mal ve mülkünden mahrum edilemez.
Her şahsın, fikir, vicdan ve din hürriyetine hakkı vardır; bu hak, din veya kanaat değiştirmek hürriyeti, dinini veya kanaatini tek başına veya topluca, açık olarak veya özel surette, öğretim, tatbikat, ibadet ve ayinlerle izhar etmek hürriyetini içerir.
Her ferdin fikir ve fikirlerini açıklamak hürriyetine hakkı vardır.
Her şahıs saldırısız toplanma ve dernek kurma ve derneğe katılma serbestisine malik olup, hiç kimse bir derneğe mensup olmaya zorlanamaz.
Her şahıs, doğrudan doğruya veya serbestçe seçilmiş temsilciler vasıtasıyla, memleketin kamu işleri yönetimine katılmak hakkını ve kamu hizmetlerine eşitlikle girme hakkını haizdir.
Her şahsın çalışmaya, işini serbestçe seçmeye, adil ve elverişli çalışma şartlarına ve işsizlikten korunmaya, hiçbir fark gözetilmeksizin, eşit iş karşılığında eşit ücret hakkına ve menfaatlerinin korunması için sendikalar kurmaya ve bunlara katılmaya hakkı vardır.
Her şahsın dinlenmeye, eğlenmeye, ücretli tatillere hakkı vardır.
Her şahsın, gerek kendisi gerekse ailesi için, yiyecek, giyim, mesken, tıbbi bakım, gerekli sosyal hizmetler dahil olmak üzere sağlığı ve refahını temin edecek uygun bir hayat seviyesine ve işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk, ihtiyarlık veya geçim imkânlarından iradesi dışında mahrum bırakacak diğer hallerde güvenliğe hakkı vardır.
Ana ve çocuk özel ihtimam ve yardım görmek hakkına, bütün çocuklar, evlilik içinde veya dışında doğsunlar, aynı sosyal korunmadan faydalanma hakkına sahiptir.
Her şahsın öğrenim hakkı vardır. Ana baba, çocuklarına verilecek eğitim türünü seçmek hakkını öncelikle haizdirler.
Herkes, topluluğun kültürel faaliyetine serbestçe katılmak, güzel sanatları tatmak, ilim sahasındaki ilerleyişe iştirak etmek ve bundan faydalanmak hakkını haizdir.
Herkesin, işbu Beyannamede derpiş edilen hak ve hürriyetlerin tam tatbikini sağlayacak bir sosyal ve milletlerarası nizama hakkı vardır.
29 Kasım 2008 Cumartesi
Kur'an Hasreti
Kur'an Hasreti
Sovyetler Birliği dağılmış, kardeş Türk toplulukları arasındaki asırlık özlemler geride kalmıştı. Diyanet İşleri Başkanlığımız, soydaşlarımızın dini ihtiyaçlarının karşılanması için on din görevlisini Kırım'a görevlendirmişti.
Gönüllü Din Görevlileri Projesi kapsamında, bir dizi sınavdan ve hizmet içi eğitimden sonra Kırım'a gidecektik. 15.02.1993 günü saatler 00.15'i gösterirken Kırım'ın başşehrinde bulunan Akmescit Havalimanı'na inmiştik. Geceyi Kırım Müftülüğü'ne ait Kebir Camii'nde geçirmiştik. Kasetten okunduğunu öğrendiğimiz ezan sesi, Kırım semalarında yankılanıyordu. Bu çağrıya koşan soydaşlarımızla kucaklaşmıştık. Yılların vermiş olduğu hasretin, vuslata dönüştüğü bir andı bu. Adeta dondurulmuş olan tarih yeniden çözülmeye başlamıştı. Coşkulu namazların kılınacağı, unutulmaz iftar sofralarının kurulacağı, bülbül sesli Kur'an talebelerinin yetişeceği görev yerime gelmiştim. Burası, nüfusunun yarısını Kırım'lı Türklerin oluşturduğu, şirin ve yeşil, yirmi bin nüfuslu Eski Kırım Beldesiydi. Elleri semada, dilleri duada olan, sımsıcak bakışlı, uhreviliğe açık gönüllerle karşılanmıştık.
Bütün yüküm birkaç valizdi. Bu şirin beldeye getirebildiğim kadar Kur'an-ı Kerim ve Kur'an dili getirmiştim. Çok geçmeden Ramazan başlamıştı. İftar sofraları evin en müstesna köşelerinde kuruluyordu. Kırım'ın her yerinde çok hoş bir şekilde karşılanıyorduk.
Okul öğrencilerine haftada bir saat Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri vermeye başlamıştım. Edebiyat öğretmenleri de bize eşlik ediyordu. Aramızdaki şive farklılığı öğrencilerin çok dikkatini çekmişti. Cumartesi ve Pazar günleri, sayıları elli ile yetmiş arasında değişen öğrencilerimize camide Kur'an-ı Kerim dersleri veriyordum. Öğrencilerim aramızdaki iletişim problemini gidermek için bana Rusça öğretmeye başlamıştı. Onların içten tavırları, güleç yüzleri ve tatlı Kırım-Tatar şiveleri ilk günden gönlüme taht kurmuştu.
Eşimin bana orada refakat ediyor olması, işlerimi büyük ölçüde kolaylaştırıyordu. Aradan birkaç ay geçmiş, ortama oldukça alışmıştık. Her gün ikindi namazından sonra ayrı bir köye derse gidiyorduk. Bir Kırım Türkü olan Hasan ağabey ve emekli öğretmen olan eşi Meryem abla bizim elimiz ayağımız olmuştu. Bu hasbi insanlar ev sahiplerimiz olmalarının yanı sıra bizim şoförlüğümüzü de yapıyorlardı.
Geldiğimiz ilk günden itibaren "Her an, her zaman emrinizdeyiz. Gece gündüz fark etmez. Siz bizim için geldiniz, bizim milletimiz için geldiniz" diyerek bizlere hizmet insanları olduklarını her seferinde belirtmeye çalışıyorlardı. Biliyordum, bu ilgi ve yakınlık sadece şahsıma münhasır değil, dinime, milletime ve ülkeme olan sevginin bir tezahürüydü. Merhum cumhurbaşkanımız Turgut Özal vefat ettiğinde "Acınızı bütün kalbimizle paylaşıyoruz, başınız sağ olsun, dualarımızla sizlerin yanındayız" diyerek taziyeye gelen bu insanların Anadolu'yu, insanımızı ne kadar sevdiklerini o zaman daha iyi anlamıştım.
Kur'an'ı öğrenme arzusu yediden yetmişe herkesi sarmıştı. Oradakiler için sahip olunabilecek en güzel şey bir Kur'an'dı. Hatta gelin kızların çeyizlerinin olmazsa olmazı idi. Kur'an bulunup çeyizde yerini alana kadar düğün tehir edilirdi. Onlar için bu kadar önemli olan bu kutsiyeti bulmak da oldukça zordu. Elimde az sayıda Kur'an-ı Kerim kalmıştı ve ancak Kur'an okumayı öğrenenlere hediye edebiliyordum.
Her evin en güzel köşesinde Kur'an-ı Kerim çantası asılıydı. Yalnız bu çantaların içlerinin boş olma ihtimali de vardı. Bu üzücü olaya bir defasında misafiri olduğum bir evde tanık oldum. Kur'an okumak için elimi uzattığım ve çantanın boş olduğunu fark ettiğim andaki yaşanan karşılıklı mahcubiyeti gidermek için yanımda bulunan Allah kelamını hediye ettim. Çantaların dolu olması halinde de, Kur'an-ı Kerim'i çıkarıp birkaç ayet okuduğunuz ve geçmişlerine bağışladığınız anda, evlerinde yetmiş yıldır Kur'an okunmayan bu insanların "Allah'ım bana bugünleri de gösterdin" diye hıçkıra hıçkıra ağladıklarına defalarca şahit oldum.
Bir gün Hasan ağabey beni yetmiş yaşlarında bir nineye götürdü. Nine gözlerimin içine bir süre baktı. Sessiz, sözsüz konuşuyorduk, kelimeler vasıta olmakta aciz kalmışlardı. Başucundan eskimiş Kur'an-ı Kerim'ini bana uzattı. Yenisiyle değiştirmek istediğini anlamıştım. Adımı çoktan öğrenmişti. "Bana bu Kur'an-ı Kerim'i İstanbul'dan elli beş yıl önce gelen hocam hediye etmişti. O hocamın adaşı olduğunu öğrenince seni hemen çağırttım yavrum. Sen onun nesi oluyorsun?" dedi. Karşılıklı ruh teatisine girmiştik. Gözyaşlarımıza engel olamıyorduk. Kim bilir benim ismim ninede hangi anıları canlandırmıştı? Nineye yeni Kur'an'ını takdim ettikten sonra oradan ayrıldım. Aradan birkaç ay geçtikten sonra bu ninenin vefat haberini üzülerek aldım. Cenazesine gittiğimde yakınları bana, her gün benim ismimi sayıkladığını, benim için bol bol dua ettiğini ve ölmeden önce bana selamını gönderdiğini ilettiler.
Oralarda cennet ülkemizdeki bolluktan eser yoktu. Özellikle beyaz ekmeğe hasret kalmıştık. Sebze sınırlıydı. Bunların dışında rafine edilmemiş ayçiçeği yağı karne ile alınıyordu. Bulaşık deterjanı yoktu. Eşim Türkiye'den getirdiğim şampuanları bulaşık yıkamak için kullanıyordu. Tüm bu sıkıntılara rağmen hizmetimizin kutsiyetine halel gelsin istemiyor, dişimizi sıkıyorduk. Tabi ki Allah'a şükredecek nimetimiz de çoktu.
18 Mayıs, Kırım Türkleri'nin vatanlarından sürüldüğünün 48. yılı… Onların deyimiyle "Kara Gün!" Bir gece, 15 dakika içerisinde evlerinden zorla çıkartılan, yanlarına sadece Kur'an'larını alabilen bu insanların vatanlarından sürgün edilmelerinin hazin hikâyelerini dinleyebilmeniz için tahammülünüzün sınırlarını zorlamanız gerekir. Ne var ki bir davet esnasında, yemekten önce söylenen ve iştahları kesen bir sürgün türküsü tahammül sınırlarının da hayli üzerinde oluyordu.
Ak yılan karayılan, bu dünya bizge yalan.
(Ak yılan, karayılan, bu dünya bize yalan.)
Acep bar mı bizim kibik, vetanından ayrılan.
(Acep var mı bizim gibi vatanından ayrılan.)
Penceremden bakanda Ural Dağı körünür.
(Penceremden bakınca Ural Dağı görünür)
Üreciğim dayanalmaz, közyaşlarım tökülür.
(Yüreciğim dayanamaz, gözyaşlarım dökülür)
Al şalım yeşil şalım, dağları dolaşalım.
(Al şalım yeşil şalım, dağları dolaşalım.)
Dünyada kavuşalmadık, ahrette kavuşalım
(Dünyada kavuşamadık, ahirette kavuşalım)
Al şalın allığına, mor şalın morluğuna,
(Al şalım allığına, mor şalın morluğuna,)
Sevinmenin siz zalimler, halkımın horluğuna.
(Sevinmeyin siz zalimler, halkımın horluğuna)
Al eline kalemi, yaz başına kelgeni.
(Al eline kalemi, yaz başına geleni)
Acep nerde gömerler, gurbet elde öleni.
(Acep nereye gömerler, gurbet elde öleni)
Son bir yılımda radyo programları hazırlayacak kadar Rusça ve Tatarca'yı öğrendim. Mübarek gecelerde de televizyon ve radyodan gecenin önem ve anlamını anlatıyordum. Ezan hasretiyle yanıp tutuşan insanlara haftada bir kere radyodan ezan okuyordum. Bir Aşr-i Şerif ve Kur'an-ı Kerim meali okuyordum.
2.5 senelik Kırım hizmetimin ardından Diyanet İşleri Başkanlığımızın takdiriyle görev yerim Ukrayna'nın başkenti Kiev olarak değiştirildi. 1,5 sene de Büyükelçiliğimizin bünyesinde yaptığım çalışmalardan sonra bavullarımı toplama zamanı gelmişti artık. Acısıyla, tatlısıyla aradan geçen 4 yılın ardından uçaktaki yerimi alırken yine dilimde bir Kırım Türküsü vardı…
Aluştadan esken yeller, yuzume urdu.
(Aluşta'dan esen yeller, yüzüme vurdu.)
Balalıktan ösken evim aklıma tuştü
(Çocuklukta büyüdüğüm ev aklıma geldi)
Men bu yerde yaşalmadım,
(Ben bu yerde yaşayamadım,)
Çok yerlerni körelmedim,
(Çok yerlerini göremedim)
Vetanıma hasret boldım,
(Vatanıma hasret kaldım,)
Ey guzel Kırım.
(Ey güzel Kırım.)
Bahçaların, meyvaların balınen şerbet.
(Bahçelerin, meyvelerin bal ile şerbet.)
Toya toya suvlarından içelmedim men.
(Kana kana sularından içemedim ben.)
Kucağını aç sen mana.
(Kucağını aç sen bana.)
Kaytıp keldi Tatar sana.
(Dönüp geldi Tatar sana.)
Yeşil dağlar küldü mana
(Yeşil dağlar güldü bana.)
Ey guzel Kırım.
(Ey güzel Kırım.)
Ziya Hayta - 17.11.2008
Sovyetler Birliği dağılmış, kardeş Türk toplulukları arasındaki asırlık özlemler geride kalmıştı. Diyanet İşleri Başkanlığımız, soydaşlarımızın dini ihtiyaçlarının karşılanması için on din görevlisini Kırım'a görevlendirmişti.
Gönüllü Din Görevlileri Projesi kapsamında, bir dizi sınavdan ve hizmet içi eğitimden sonra Kırım'a gidecektik. 15.02.1993 günü saatler 00.15'i gösterirken Kırım'ın başşehrinde bulunan Akmescit Havalimanı'na inmiştik. Geceyi Kırım Müftülüğü'ne ait Kebir Camii'nde geçirmiştik. Kasetten okunduğunu öğrendiğimiz ezan sesi, Kırım semalarında yankılanıyordu. Bu çağrıya koşan soydaşlarımızla kucaklaşmıştık. Yılların vermiş olduğu hasretin, vuslata dönüştüğü bir andı bu. Adeta dondurulmuş olan tarih yeniden çözülmeye başlamıştı. Coşkulu namazların kılınacağı, unutulmaz iftar sofralarının kurulacağı, bülbül sesli Kur'an talebelerinin yetişeceği görev yerime gelmiştim. Burası, nüfusunun yarısını Kırım'lı Türklerin oluşturduğu, şirin ve yeşil, yirmi bin nüfuslu Eski Kırım Beldesiydi. Elleri semada, dilleri duada olan, sımsıcak bakışlı, uhreviliğe açık gönüllerle karşılanmıştık.
Bütün yüküm birkaç valizdi. Bu şirin beldeye getirebildiğim kadar Kur'an-ı Kerim ve Kur'an dili getirmiştim. Çok geçmeden Ramazan başlamıştı. İftar sofraları evin en müstesna köşelerinde kuruluyordu. Kırım'ın her yerinde çok hoş bir şekilde karşılanıyorduk.
Okul öğrencilerine haftada bir saat Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri vermeye başlamıştım. Edebiyat öğretmenleri de bize eşlik ediyordu. Aramızdaki şive farklılığı öğrencilerin çok dikkatini çekmişti. Cumartesi ve Pazar günleri, sayıları elli ile yetmiş arasında değişen öğrencilerimize camide Kur'an-ı Kerim dersleri veriyordum. Öğrencilerim aramızdaki iletişim problemini gidermek için bana Rusça öğretmeye başlamıştı. Onların içten tavırları, güleç yüzleri ve tatlı Kırım-Tatar şiveleri ilk günden gönlüme taht kurmuştu.
Eşimin bana orada refakat ediyor olması, işlerimi büyük ölçüde kolaylaştırıyordu. Aradan birkaç ay geçmiş, ortama oldukça alışmıştık. Her gün ikindi namazından sonra ayrı bir köye derse gidiyorduk. Bir Kırım Türkü olan Hasan ağabey ve emekli öğretmen olan eşi Meryem abla bizim elimiz ayağımız olmuştu. Bu hasbi insanlar ev sahiplerimiz olmalarının yanı sıra bizim şoförlüğümüzü de yapıyorlardı.
Geldiğimiz ilk günden itibaren "Her an, her zaman emrinizdeyiz. Gece gündüz fark etmez. Siz bizim için geldiniz, bizim milletimiz için geldiniz" diyerek bizlere hizmet insanları olduklarını her seferinde belirtmeye çalışıyorlardı. Biliyordum, bu ilgi ve yakınlık sadece şahsıma münhasır değil, dinime, milletime ve ülkeme olan sevginin bir tezahürüydü. Merhum cumhurbaşkanımız Turgut Özal vefat ettiğinde "Acınızı bütün kalbimizle paylaşıyoruz, başınız sağ olsun, dualarımızla sizlerin yanındayız" diyerek taziyeye gelen bu insanların Anadolu'yu, insanımızı ne kadar sevdiklerini o zaman daha iyi anlamıştım.
Kur'an'ı öğrenme arzusu yediden yetmişe herkesi sarmıştı. Oradakiler için sahip olunabilecek en güzel şey bir Kur'an'dı. Hatta gelin kızların çeyizlerinin olmazsa olmazı idi. Kur'an bulunup çeyizde yerini alana kadar düğün tehir edilirdi. Onlar için bu kadar önemli olan bu kutsiyeti bulmak da oldukça zordu. Elimde az sayıda Kur'an-ı Kerim kalmıştı ve ancak Kur'an okumayı öğrenenlere hediye edebiliyordum.
Her evin en güzel köşesinde Kur'an-ı Kerim çantası asılıydı. Yalnız bu çantaların içlerinin boş olma ihtimali de vardı. Bu üzücü olaya bir defasında misafiri olduğum bir evde tanık oldum. Kur'an okumak için elimi uzattığım ve çantanın boş olduğunu fark ettiğim andaki yaşanan karşılıklı mahcubiyeti gidermek için yanımda bulunan Allah kelamını hediye ettim. Çantaların dolu olması halinde de, Kur'an-ı Kerim'i çıkarıp birkaç ayet okuduğunuz ve geçmişlerine bağışladığınız anda, evlerinde yetmiş yıldır Kur'an okunmayan bu insanların "Allah'ım bana bugünleri de gösterdin" diye hıçkıra hıçkıra ağladıklarına defalarca şahit oldum.
Bir gün Hasan ağabey beni yetmiş yaşlarında bir nineye götürdü. Nine gözlerimin içine bir süre baktı. Sessiz, sözsüz konuşuyorduk, kelimeler vasıta olmakta aciz kalmışlardı. Başucundan eskimiş Kur'an-ı Kerim'ini bana uzattı. Yenisiyle değiştirmek istediğini anlamıştım. Adımı çoktan öğrenmişti. "Bana bu Kur'an-ı Kerim'i İstanbul'dan elli beş yıl önce gelen hocam hediye etmişti. O hocamın adaşı olduğunu öğrenince seni hemen çağırttım yavrum. Sen onun nesi oluyorsun?" dedi. Karşılıklı ruh teatisine girmiştik. Gözyaşlarımıza engel olamıyorduk. Kim bilir benim ismim ninede hangi anıları canlandırmıştı? Nineye yeni Kur'an'ını takdim ettikten sonra oradan ayrıldım. Aradan birkaç ay geçtikten sonra bu ninenin vefat haberini üzülerek aldım. Cenazesine gittiğimde yakınları bana, her gün benim ismimi sayıkladığını, benim için bol bol dua ettiğini ve ölmeden önce bana selamını gönderdiğini ilettiler.
Oralarda cennet ülkemizdeki bolluktan eser yoktu. Özellikle beyaz ekmeğe hasret kalmıştık. Sebze sınırlıydı. Bunların dışında rafine edilmemiş ayçiçeği yağı karne ile alınıyordu. Bulaşık deterjanı yoktu. Eşim Türkiye'den getirdiğim şampuanları bulaşık yıkamak için kullanıyordu. Tüm bu sıkıntılara rağmen hizmetimizin kutsiyetine halel gelsin istemiyor, dişimizi sıkıyorduk. Tabi ki Allah'a şükredecek nimetimiz de çoktu.
18 Mayıs, Kırım Türkleri'nin vatanlarından sürüldüğünün 48. yılı… Onların deyimiyle "Kara Gün!" Bir gece, 15 dakika içerisinde evlerinden zorla çıkartılan, yanlarına sadece Kur'an'larını alabilen bu insanların vatanlarından sürgün edilmelerinin hazin hikâyelerini dinleyebilmeniz için tahammülünüzün sınırlarını zorlamanız gerekir. Ne var ki bir davet esnasında, yemekten önce söylenen ve iştahları kesen bir sürgün türküsü tahammül sınırlarının da hayli üzerinde oluyordu.
Ak yılan karayılan, bu dünya bizge yalan.
(Ak yılan, karayılan, bu dünya bize yalan.)
Acep bar mı bizim kibik, vetanından ayrılan.
(Acep var mı bizim gibi vatanından ayrılan.)
Penceremden bakanda Ural Dağı körünür.
(Penceremden bakınca Ural Dağı görünür)
Üreciğim dayanalmaz, közyaşlarım tökülür.
(Yüreciğim dayanamaz, gözyaşlarım dökülür)
Al şalım yeşil şalım, dağları dolaşalım.
(Al şalım yeşil şalım, dağları dolaşalım.)
Dünyada kavuşalmadık, ahrette kavuşalım
(Dünyada kavuşamadık, ahirette kavuşalım)
Al şalın allığına, mor şalın morluğuna,
(Al şalım allığına, mor şalın morluğuna,)
Sevinmenin siz zalimler, halkımın horluğuna.
(Sevinmeyin siz zalimler, halkımın horluğuna)
Al eline kalemi, yaz başına kelgeni.
(Al eline kalemi, yaz başına geleni)
Acep nerde gömerler, gurbet elde öleni.
(Acep nereye gömerler, gurbet elde öleni)
Son bir yılımda radyo programları hazırlayacak kadar Rusça ve Tatarca'yı öğrendim. Mübarek gecelerde de televizyon ve radyodan gecenin önem ve anlamını anlatıyordum. Ezan hasretiyle yanıp tutuşan insanlara haftada bir kere radyodan ezan okuyordum. Bir Aşr-i Şerif ve Kur'an-ı Kerim meali okuyordum.
2.5 senelik Kırım hizmetimin ardından Diyanet İşleri Başkanlığımızın takdiriyle görev yerim Ukrayna'nın başkenti Kiev olarak değiştirildi. 1,5 sene de Büyükelçiliğimizin bünyesinde yaptığım çalışmalardan sonra bavullarımı toplama zamanı gelmişti artık. Acısıyla, tatlısıyla aradan geçen 4 yılın ardından uçaktaki yerimi alırken yine dilimde bir Kırım Türküsü vardı…
Aluştadan esken yeller, yuzume urdu.
(Aluşta'dan esen yeller, yüzüme vurdu.)
Balalıktan ösken evim aklıma tuştü
(Çocuklukta büyüdüğüm ev aklıma geldi)
Men bu yerde yaşalmadım,
(Ben bu yerde yaşayamadım,)
Çok yerlerni körelmedim,
(Çok yerlerini göremedim)
Vetanıma hasret boldım,
(Vatanıma hasret kaldım,)
Ey guzel Kırım.
(Ey güzel Kırım.)
Bahçaların, meyvaların balınen şerbet.
(Bahçelerin, meyvelerin bal ile şerbet.)
Toya toya suvlarından içelmedim men.
(Kana kana sularından içemedim ben.)
Kucağını aç sen mana.
(Kucağını aç sen bana.)
Kaytıp keldi Tatar sana.
(Dönüp geldi Tatar sana.)
Yeşil dağlar küldü mana
(Yeşil dağlar güldü bana.)
Ey guzel Kırım.
(Ey güzel Kırım.)
Ziya Hayta - 17.11.2008
TURGUTLU LİSEİ 2008-2009 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI TÜRK EDEBİYATI DERSİ 12. SINIFLAR 1. DÖNEM 1.
TURGUTLU LİSEİ 2008-2009 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI
TÜRK EDEBİYATI DERSİ 12. SINIFLAR 1. DÖNEM 1. YAZILI CEVAP ANAHTARI
DENEME MAKALE FIKRA
Yazar, anlattıklarını kanıtlamak zorunda değildir. Yazar, anlattıklarını kanıtlamak zorundadır. Yazar, anlattıklarını kanıtlamak zorunda değildir
Nesnel verilerden yararlanma zorunluluğu yoktur. Subjektif(öznel) olunabilir. Okuyucuya konunun önemini kavratabilmek nesnel verilerden yararlanmalıdır. Nesnel olma (objektif yaklaşım) mecburiyeti yoktur.
Anlatım tekniklerinden ve düşünceyi geliştirme yollarından en çok açıklama, öyküleme ve betimleme kullanılır.Her şey konu olarak seçilebilir. Samimi ve sade bir dil kullanılır. Anlatım tekniklerinden ve düşünceyi geliştirme yollarından en çok kanıt gösterme,örnekleme ve tartışma kullanılır. Öğretici metinlerdir.Genelde Sade bir dil kullanılır. Anlatım tekniklerinden ve düşünceyi geliştirme yollarından en çok açıklama, öyküleme ve betimleme kullanılır.Genellikle konusu güncel olaylar ve durumlardır. Dil sadedir.
1.Tablonun doldurulmuş şekli yukarıdadır.
2. DENEME yazarı, olay, olgu, durum ve eşyalarda sıradan insanların göremediği, farkına varamadığı ayrıntıları, dikkat etmediği hususları, incelikleri, güzellikleri, harikaları, olağanın altında yatan olağanüstülükleri görebilen, hissedebilen, düşüncesiyle ve deneyimleriyle onları okuyucular için ilginç görülebilecek şekilde samimi bir şekilde yazıya dökebilen insandır.
Nurullah ATAÇ yazmaya Yahya Kemal Beyatlı'nın yönettiği Dergâh dergisinde yayınlanan şiir ve yazılarıyla başladı. Daha sonra yalnızca deneme ve eleştiri türünde ürünler verdi ve çeviriler yaptı. Eski Türk edebiyatı ile çağdaş Batı edebiyatını inceledi. Yeni bir kültür, edebiyat ve dil arayışı içinde oldu. Çoğulcu bir düşünce yapısına ulaşmak için Batı hümanizmi ve demokratikleşme sürecini sindirmek gerektiğini savundu. Türkiye'de ulusal benliği koruyan bir Batılalaşma modeli uygulanmasını önerdi. Eleştirmenin okura sezinleyemediği güzellikleri tanıtması gerektiğini savundu. Kendi türettiği sözcükleri, devrik tümceleri ve kendine özgü biçemiyle dili bir uygarlık sorunu olarak ele aldı. Batılılaşma, Divan şiiri, yeni şiir, eleştiri gibi çeşitli konularda, kişisel yönü ağır basan yazılarındaki kuşkucu ve cesur tavrıyla pek çok genç yazarı etkiledi.
3. Edebiyat yaşamına gençlik yıllarında yazdığı skeçlerle başladı. "Töhmet" adlı ilk öyküsü Yedigün dergisinde "Haldun Yağcıoğlu" takma ismiyle 1946'da yayınlandı. New York Herald Tribune Gazetesi'nin 1953'te İstabul'da düzenlediği öykü yarışmasında "Şişhaneye Yağmur Yağıyordu" öyküsüyle birinci oldu. 1956'da Varlık dergisinin araştırmasında yılın en beğenilen öykücüsü seçildi. Öykülerinde bireyin toplumdaki yaşam biçimleri üzerinde durdu. Bunların aksayan yanlarını mizah unsurları kullanarak anlattı. Eski ve yeni yaşam biçimi arasında kalmış insanların, sonradan görme zenginlerin yaşamlarını ele aldı. Toplumun değişik kesimlerden seçtiği kişilerin tutarsızlıklarını, çelişkilerini ikiyüzlülüklerini sergiledi. Öykülerinin arka planında da çoğunlukla İstanbul manzaraları oldu. Tiyatrodaki ilk eserlerinde dramatik türün başarılı örneklerini verdi. Ardından epik tiyatro denemelerine girişti. "Keşanlı Ali" adlı oyunu Türk Tiyatrosu’ndaki ilk epik tiyatro örneğidir. Bu oyun Türkiye'nin yanısıra Almanya, İngiltere, Çekoslovakya, Yugoslavya'nın çeşitli kentlerinde oynandı. Daha sonraki dönemlerde konularını güncel olaylardan alan siyasal-sosyal taşlamaların ağır bastığı oyunlar yazdı. Zeki Alasya ve Metin Akpınar ile Devekuşu Kabare Tiyatrosu’nu, Ahmet Gülhan ile Tef Tiyatro Grubu’nu kurdu. Türk ortaoyunu ve tuluat tiyatrosu ögelerinden de yararlanarak toplumsal olayları alaylı bir dille eleştirdiği oyunlarıyla büyük başarı kazandı.
ESERLERİ: Yaşasın Demokrasi (1949) Tuş (1951) Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu (1953) Ayışığında Çalışkur (1954) Onikiye Bir Var (1954) Konçinalar (1967) Sancho’nun Sabah Yürüyüşü (1969) Kızıl Saçlı Amazon (1970) Yalıda Sabah (1983)
OYUN: Günün adamı-Dışardakiler (1957) Ve Değirmen Dönerdi (1958) Fazilet Eczanesi (1960) Lütfen Dokunmayın (1961) Huzur Çıkmazı (1962) Keşanlı Ali Destanı (1964) Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım (1964) Zilli Zarife (1966) Vatan Kurtaran Şaban (1967) Bu Şehr-i Stanbul Ki (1968) Sersem Kocanın Kurnaz Karısı (1971)Astronot Niyazi (1970) Ha Bu Diyar (1971) Dün Bugün (1971) Aşk-u Sevda (1973) Dev Aynası (1973) Yâr Bana Bir Eğlence (1974) Ayışığında Şamata (1977) Hayırdır İnşallah (1980) Eşeğin Gölgesi
4. Çoğunluğu sade dille yazılmış öğretici metinlerdir.
Bu dönemde yazılan eserlerde konu olarak Anadolu, Anadolu insanı seçilmiştir.
Bu dönemde toplumsal meseleler gerçekçi gözle yansıtılmıştır.
5. Y,D,Y,D,Y
6.Tuna’dan Batıya---İsmail Habip Sevük, Günlerin Getirdiği----Nurullah ATAÇ, Şişhaneye Yağmur Yağıyordu---H. Taner, Kiralık Konak---Y.Kadri Karaosmanoğlu, Yalnızız----P.Safa
7. a. Bu dönemd yazılan eserlerin en belirgin motifi Anadolu’dur.
b. Anadolu’nun yüzyıllardır ihmal edilmiş olduğunun farkına varmaları,
Anadolu’yu işlenmemiş bir cevher bir kaynak olarak görmeleri.
Anadolu insanın dili, samimiliği, kültür zenginliği,
Devrin şartları( Milli olma, öze dönüş v.b.)
c.Bu dönmede yazılan eserlerin dili oldukça sadedir. Yazarlar halkın anlayabileceği durulukta, açıklıkta, yalınlıkta ve tutarlılıkta eserler vermişlerdir. Bu dönemde yazılan eserlerin öğretici yanının ağır basması da dil üzerinde etkili olmuştur. Dil yabancı sözcüklerden nispeten kurtulmuş, halkın günlük yaşamda kullandığı ifadeler(Sözcük ve tamlamalar)eserlerde yer almaya başlamıştır.
d.
TÜRK EDEBİYATI DERSİ 12. SINIFLAR 1. DÖNEM 1. YAZILI CEVAP ANAHTARI
DENEME MAKALE FIKRA
Yazar, anlattıklarını kanıtlamak zorunda değildir. Yazar, anlattıklarını kanıtlamak zorundadır. Yazar, anlattıklarını kanıtlamak zorunda değildir
Nesnel verilerden yararlanma zorunluluğu yoktur. Subjektif(öznel) olunabilir. Okuyucuya konunun önemini kavratabilmek nesnel verilerden yararlanmalıdır. Nesnel olma (objektif yaklaşım) mecburiyeti yoktur.
Anlatım tekniklerinden ve düşünceyi geliştirme yollarından en çok açıklama, öyküleme ve betimleme kullanılır.Her şey konu olarak seçilebilir. Samimi ve sade bir dil kullanılır. Anlatım tekniklerinden ve düşünceyi geliştirme yollarından en çok kanıt gösterme,örnekleme ve tartışma kullanılır. Öğretici metinlerdir.Genelde Sade bir dil kullanılır. Anlatım tekniklerinden ve düşünceyi geliştirme yollarından en çok açıklama, öyküleme ve betimleme kullanılır.Genellikle konusu güncel olaylar ve durumlardır. Dil sadedir.
1.Tablonun doldurulmuş şekli yukarıdadır.
2. DENEME yazarı, olay, olgu, durum ve eşyalarda sıradan insanların göremediği, farkına varamadığı ayrıntıları, dikkat etmediği hususları, incelikleri, güzellikleri, harikaları, olağanın altında yatan olağanüstülükleri görebilen, hissedebilen, düşüncesiyle ve deneyimleriyle onları okuyucular için ilginç görülebilecek şekilde samimi bir şekilde yazıya dökebilen insandır.
Nurullah ATAÇ yazmaya Yahya Kemal Beyatlı'nın yönettiği Dergâh dergisinde yayınlanan şiir ve yazılarıyla başladı. Daha sonra yalnızca deneme ve eleştiri türünde ürünler verdi ve çeviriler yaptı. Eski Türk edebiyatı ile çağdaş Batı edebiyatını inceledi. Yeni bir kültür, edebiyat ve dil arayışı içinde oldu. Çoğulcu bir düşünce yapısına ulaşmak için Batı hümanizmi ve demokratikleşme sürecini sindirmek gerektiğini savundu. Türkiye'de ulusal benliği koruyan bir Batılalaşma modeli uygulanmasını önerdi. Eleştirmenin okura sezinleyemediği güzellikleri tanıtması gerektiğini savundu. Kendi türettiği sözcükleri, devrik tümceleri ve kendine özgü biçemiyle dili bir uygarlık sorunu olarak ele aldı. Batılılaşma, Divan şiiri, yeni şiir, eleştiri gibi çeşitli konularda, kişisel yönü ağır basan yazılarındaki kuşkucu ve cesur tavrıyla pek çok genç yazarı etkiledi.
3. Edebiyat yaşamına gençlik yıllarında yazdığı skeçlerle başladı. "Töhmet" adlı ilk öyküsü Yedigün dergisinde "Haldun Yağcıoğlu" takma ismiyle 1946'da yayınlandı. New York Herald Tribune Gazetesi'nin 1953'te İstabul'da düzenlediği öykü yarışmasında "Şişhaneye Yağmur Yağıyordu" öyküsüyle birinci oldu. 1956'da Varlık dergisinin araştırmasında yılın en beğenilen öykücüsü seçildi. Öykülerinde bireyin toplumdaki yaşam biçimleri üzerinde durdu. Bunların aksayan yanlarını mizah unsurları kullanarak anlattı. Eski ve yeni yaşam biçimi arasında kalmış insanların, sonradan görme zenginlerin yaşamlarını ele aldı. Toplumun değişik kesimlerden seçtiği kişilerin tutarsızlıklarını, çelişkilerini ikiyüzlülüklerini sergiledi. Öykülerinin arka planında da çoğunlukla İstanbul manzaraları oldu. Tiyatrodaki ilk eserlerinde dramatik türün başarılı örneklerini verdi. Ardından epik tiyatro denemelerine girişti. "Keşanlı Ali" adlı oyunu Türk Tiyatrosu’ndaki ilk epik tiyatro örneğidir. Bu oyun Türkiye'nin yanısıra Almanya, İngiltere, Çekoslovakya, Yugoslavya'nın çeşitli kentlerinde oynandı. Daha sonraki dönemlerde konularını güncel olaylardan alan siyasal-sosyal taşlamaların ağır bastığı oyunlar yazdı. Zeki Alasya ve Metin Akpınar ile Devekuşu Kabare Tiyatrosu’nu, Ahmet Gülhan ile Tef Tiyatro Grubu’nu kurdu. Türk ortaoyunu ve tuluat tiyatrosu ögelerinden de yararlanarak toplumsal olayları alaylı bir dille eleştirdiği oyunlarıyla büyük başarı kazandı.
ESERLERİ: Yaşasın Demokrasi (1949) Tuş (1951) Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu (1953) Ayışığında Çalışkur (1954) Onikiye Bir Var (1954) Konçinalar (1967) Sancho’nun Sabah Yürüyüşü (1969) Kızıl Saçlı Amazon (1970) Yalıda Sabah (1983)
OYUN: Günün adamı-Dışardakiler (1957) Ve Değirmen Dönerdi (1958) Fazilet Eczanesi (1960) Lütfen Dokunmayın (1961) Huzur Çıkmazı (1962) Keşanlı Ali Destanı (1964) Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım (1964) Zilli Zarife (1966) Vatan Kurtaran Şaban (1967) Bu Şehr-i Stanbul Ki (1968) Sersem Kocanın Kurnaz Karısı (1971)Astronot Niyazi (1970) Ha Bu Diyar (1971) Dün Bugün (1971) Aşk-u Sevda (1973) Dev Aynası (1973) Yâr Bana Bir Eğlence (1974) Ayışığında Şamata (1977) Hayırdır İnşallah (1980) Eşeğin Gölgesi
4. Çoğunluğu sade dille yazılmış öğretici metinlerdir.
Bu dönemde yazılan eserlerde konu olarak Anadolu, Anadolu insanı seçilmiştir.
Bu dönemde toplumsal meseleler gerçekçi gözle yansıtılmıştır.
5. Y,D,Y,D,Y
6.Tuna’dan Batıya---İsmail Habip Sevük, Günlerin Getirdiği----Nurullah ATAÇ, Şişhaneye Yağmur Yağıyordu---H. Taner, Kiralık Konak---Y.Kadri Karaosmanoğlu, Yalnızız----P.Safa
7. a. Bu dönemd yazılan eserlerin en belirgin motifi Anadolu’dur.
b. Anadolu’nun yüzyıllardır ihmal edilmiş olduğunun farkına varmaları,
Anadolu’yu işlenmemiş bir cevher bir kaynak olarak görmeleri.
Anadolu insanın dili, samimiliği, kültür zenginliği,
Devrin şartları( Milli olma, öze dönüş v.b.)
c.Bu dönmede yazılan eserlerin dili oldukça sadedir. Yazarlar halkın anlayabileceği durulukta, açıklıkta, yalınlıkta ve tutarlılıkta eserler vermişlerdir. Bu dönemde yazılan eserlerin öğretici yanının ağır basması da dil üzerinde etkili olmuştur. Dil yabancı sözcüklerden nispeten kurtulmuş, halkın günlük yaşamda kullandığı ifadeler(Sözcük ve tamlamalar)eserlerde yer almaya başlamıştır.
d.
TURGUTLU LİSEİ 2008-2009 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI TÜRK EDEBİYATI DERSİ 12. SINIFLAR 1. DÖNEM 1. YAZILI SORULARI
TURGUTLU LİSEİ 2008-2009 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI
TÜRK EDEBİYATI DERSİ 12. SINIFLAR 1. DÖNEM 1. YAZILI SORULARI
NO: Sınıf: 12/
1. Yukarıdaki tabloda boş bırakılan yerlere uygun ifadeleri yazınız.
2. Aşağıdaki paragrafta boş bırakılan yere uygun ifadeyi yazınız.
...................... yazarı, olay, olgu, durum ve eşyalarda sıradan insanların göremediği, farkına varamadığı ayrıntıları, dikkat etmediği hususları, incelikleri, güzellikleri, harikaları, olağanın altında yatan olağanüstülükleri görebilen, hissedebilen, düşüncesiyle ve deneyimleriyle onları okuyucular için ilginç görülebilecek şekilde samimi bir şekilde yazıya dökebilen insandır.
.......................yazmaya Yahya Kemal Beyatlı'nın yönettiği Dergâh dergisinde yayınlanan şiir ve yazılarıyla başladı. Daha sonra yalnızca deneme ve eleştiri türünde ürünler verdi ve çeviriler yaptı. Eski Türk edebiyatı ile çağdaş Batı edebiyatını inceledi. Yeni bir kültür, edebiyat ve dil arayışı içinde oldu. Çoğulcu bir düşünce yapısına ulaşmak için Batı hümanizmi ve demokratikleşme sürecini sindirmek gerektiğini savundu. Türkiye'de ulusal benliği koruyan bir Batılalaşma modeli uygulanmasını önerdi. Eleştirmenin okura sezinleyemediği güzellikleri tanıtması gerektiğini savundu. Kendi türettiği sözcükleri, devrik tümceleri ve kendine özgü biçemiyle dili bir uygarlık sorunu olarak ele aldı. Batılılaşma, Divan şiiri, yeni şiir, eleştiri gibi çeşitli konularda, kişisel yönü ağır basan yazılarındaki kuşkucu ve cesur tavrıyla pek çok genç yazarı etkiledi.
3. Haldun Taner’in edebi kişiliği ve eserleri hakkında bilgi veriniz
4. Cumhuriyet Dönemi’nde ortaya konan metinlerin ortak noktalarından üç tanesini yazınız.
1..................................................................................................................................................................
2..................................................................................................................................................................
3..................................................................................................................................................................
5.Aşağıdaki ifadeler doğru ise karşısına (D), yanlışsa (Y) yazınız.
*Cumhuriyet döneminde yazı diliyle konuşma dili arasındaki fark giderek artmış,dildeki
sadeleşme çalışmaları sonuçsuz kalmıştır.( )
*Edebiyatımız bu dönemde toplumcu bir karakter kazanmış gerçekçi bir anlayış
güdülmüştür.( )
*Hece ölçüsünün yerini aruz ölçüsü almış, şiirlerde de günlük konuşma dili kullanılmıştır. Yine bu dönemde şiirin biçimce daha da serbestleşmesi sağlanmıştır.( )
* Şiir, roman, hikaye ve tiyatro gibi türlerde önemli gelişmeler olmuştur. ( )
*Cumhuriyetin kuruluşuyla 1940 (İkinci Dünya Savaşı) yılları arasında eser veren şair ve yazarlar genellikle daha önceki Milli Edebiyat akımının etkisinde tam anlamıyla “yerli” ve “halka doğru”; veya Doğu’nun, özellikle Arap ve İran edebiyatının etkisinde kişisel yollarında yürümüşlerdir.( )
6. Aşağıda Cumhuriyet döneminde yazılmış eserler verilmiştir. Yazarlarını karşılarındaki boşluğa yazınız.yazınız.
1Yalnız senin gezdiğin bahçede açmaz çiçek,
Bizim diyarımızda bin bir baharı saklar!
Kolumuzdan tutarak sen istersen bizi çek
İncinir düz caddede dağda gezen ayaklar
2 Sen kubbesinde ince bir mozaik ararda
Gezersin kırk asırlık mabedin içini
Bizi sarsar bir sülüs yazı görsek duvarda,
Bize heyecan verir bir parça yeşil çini
SANAT
3 Sen raksına dalarken için titrer derinden
Çiçekli bir sahnede bir beyaz kelebeğin
Bizimde kalbimizi kımıldatır derinden
Toprağa diz vuruşu dağ gibi bir zeybeğin
4 Fırtınayı andıran orkestra sesleri
Bir ürperiş getirir senin sinirlerine,
Istırap çekenlerin acıklı nefesleri
Bizde geçer en yanık bir musiki yerine
5 Sen anlayan bir gözle süzersin uzun uzun
Yabancı bir şehirde bir kadın heykelini,
Biz duyarız en büyük zevkini ruhumuzun
Görünce bir köylünün kıvrılmayan belini...
6 Başka sanat bilmeyiz karşımızda dururken
Yazılmamış bir destan gibi Anadolumuz
Arkadaş, biz bu yolda türküler tuttururken
Sana uğurlar olsun... ayrılıyor yolumuz
Faruk Nafiz Çamlıbel
7. Faruk Nafiz Çamlıbel’e ait yukarıdaki “Sanat” şiirinden ve Cumhuriyet döneminde yazılan diğer eserlerden yola çıkarak aşağıdaki soruları cevaplayınız.
a. Bu dönemde yazılan eserlerde en belirgin motifi nedir?
b. Şair ve yazarların Anadolu’ya yönelişinin sebepleri nelerdir?
c. Bu dönmede yazılan eserlerin dil özellikleriyle ilgili neler söylenebilir?
d. Yukarıdaki metinden (Sanat) birer tane terim, kavram ve günlük kullanıma örnek ifade bulunuz.
Not. Her sorunun doğru cevabı 10 puandır.
Başarılar dilerim.
TÜRK EDEBİYATI DERSİ 12. SINIFLAR 1. DÖNEM 1. YAZILI SORULARI
NO: Sınıf: 12/
1. Yukarıdaki tabloda boş bırakılan yerlere uygun ifadeleri yazınız.
2. Aşağıdaki paragrafta boş bırakılan yere uygun ifadeyi yazınız.
...................... yazarı, olay, olgu, durum ve eşyalarda sıradan insanların göremediği, farkına varamadığı ayrıntıları, dikkat etmediği hususları, incelikleri, güzellikleri, harikaları, olağanın altında yatan olağanüstülükleri görebilen, hissedebilen, düşüncesiyle ve deneyimleriyle onları okuyucular için ilginç görülebilecek şekilde samimi bir şekilde yazıya dökebilen insandır.
.......................yazmaya Yahya Kemal Beyatlı'nın yönettiği Dergâh dergisinde yayınlanan şiir ve yazılarıyla başladı. Daha sonra yalnızca deneme ve eleştiri türünde ürünler verdi ve çeviriler yaptı. Eski Türk edebiyatı ile çağdaş Batı edebiyatını inceledi. Yeni bir kültür, edebiyat ve dil arayışı içinde oldu. Çoğulcu bir düşünce yapısına ulaşmak için Batı hümanizmi ve demokratikleşme sürecini sindirmek gerektiğini savundu. Türkiye'de ulusal benliği koruyan bir Batılalaşma modeli uygulanmasını önerdi. Eleştirmenin okura sezinleyemediği güzellikleri tanıtması gerektiğini savundu. Kendi türettiği sözcükleri, devrik tümceleri ve kendine özgü biçemiyle dili bir uygarlık sorunu olarak ele aldı. Batılılaşma, Divan şiiri, yeni şiir, eleştiri gibi çeşitli konularda, kişisel yönü ağır basan yazılarındaki kuşkucu ve cesur tavrıyla pek çok genç yazarı etkiledi.
3. Haldun Taner’in edebi kişiliği ve eserleri hakkında bilgi veriniz
4. Cumhuriyet Dönemi’nde ortaya konan metinlerin ortak noktalarından üç tanesini yazınız.
1..................................................................................................................................................................
2..................................................................................................................................................................
3..................................................................................................................................................................
5.Aşağıdaki ifadeler doğru ise karşısına (D), yanlışsa (Y) yazınız.
*Cumhuriyet döneminde yazı diliyle konuşma dili arasındaki fark giderek artmış,dildeki
sadeleşme çalışmaları sonuçsuz kalmıştır.( )
*Edebiyatımız bu dönemde toplumcu bir karakter kazanmış gerçekçi bir anlayış
güdülmüştür.( )
*Hece ölçüsünün yerini aruz ölçüsü almış, şiirlerde de günlük konuşma dili kullanılmıştır. Yine bu dönemde şiirin biçimce daha da serbestleşmesi sağlanmıştır.( )
* Şiir, roman, hikaye ve tiyatro gibi türlerde önemli gelişmeler olmuştur. ( )
*Cumhuriyetin kuruluşuyla 1940 (İkinci Dünya Savaşı) yılları arasında eser veren şair ve yazarlar genellikle daha önceki Milli Edebiyat akımının etkisinde tam anlamıyla “yerli” ve “halka doğru”; veya Doğu’nun, özellikle Arap ve İran edebiyatının etkisinde kişisel yollarında yürümüşlerdir.( )
6. Aşağıda Cumhuriyet döneminde yazılmış eserler verilmiştir. Yazarlarını karşılarındaki boşluğa yazınız.yazınız.
1Yalnız senin gezdiğin bahçede açmaz çiçek,
Bizim diyarımızda bin bir baharı saklar!
Kolumuzdan tutarak sen istersen bizi çek
İncinir düz caddede dağda gezen ayaklar
2 Sen kubbesinde ince bir mozaik ararda
Gezersin kırk asırlık mabedin içini
Bizi sarsar bir sülüs yazı görsek duvarda,
Bize heyecan verir bir parça yeşil çini
SANAT
3 Sen raksına dalarken için titrer derinden
Çiçekli bir sahnede bir beyaz kelebeğin
Bizimde kalbimizi kımıldatır derinden
Toprağa diz vuruşu dağ gibi bir zeybeğin
4 Fırtınayı andıran orkestra sesleri
Bir ürperiş getirir senin sinirlerine,
Istırap çekenlerin acıklı nefesleri
Bizde geçer en yanık bir musiki yerine
5 Sen anlayan bir gözle süzersin uzun uzun
Yabancı bir şehirde bir kadın heykelini,
Biz duyarız en büyük zevkini ruhumuzun
Görünce bir köylünün kıvrılmayan belini...
6 Başka sanat bilmeyiz karşımızda dururken
Yazılmamış bir destan gibi Anadolumuz
Arkadaş, biz bu yolda türküler tuttururken
Sana uğurlar olsun... ayrılıyor yolumuz
Faruk Nafiz Çamlıbel
7. Faruk Nafiz Çamlıbel’e ait yukarıdaki “Sanat” şiirinden ve Cumhuriyet döneminde yazılan diğer eserlerden yola çıkarak aşağıdaki soruları cevaplayınız.
a. Bu dönemde yazılan eserlerde en belirgin motifi nedir?
b. Şair ve yazarların Anadolu’ya yönelişinin sebepleri nelerdir?
c. Bu dönmede yazılan eserlerin dil özellikleriyle ilgili neler söylenebilir?
d. Yukarıdaki metinden (Sanat) birer tane terim, kavram ve günlük kullanıma örnek ifade bulunuz.
Not. Her sorunun doğru cevabı 10 puandır.
Başarılar dilerim.
KONYA MUHİTTİN GÜZELKILINÇ LİSESİ 2008-2009 EĞT-ÖĞRT. YILI 1.DÖNEM 1. YAZILI
Nem varsa,evim anam
Çocukluğum hatıram
Ve ne sevdalar serde,
Bıraktım gerilerde
Kaçar gibi yangından..
…. (N.F.Kısakürek-Çile)
1-Yukarıdaki manzum parçada geçen söz sanatlarını bularak açıklayınız.(10p)
2-Yukarıdaki manzum parçanın ölçüsünü üzerinde gösteriniz.(5p)
3-Yukarıdaki parçanın kafiye örgüsünü ve çeşitlerini üzerinde gösteriniz.(5p)
4-Aşağıdaki eserlerin yazarlarını eşleştiriniz.(20p)
1-Yaşadığım Gibi: Haldun TANER
2-Biz İnsanlar: Cahit Sıtkı TARANCI
3-Günlerin Getirdiği: Nurullah ATAÇ
4-Ömrümde Sükût: Peyami SAFA
5-On İkiye Bir Var: A.Hamdi TANPINAR
5-Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı’nın özelliklerini maddeler halinde yazınız.(10p)
6-Aşağıdaki terimler hakkında bilgi veriniz.(20p)
a-Motif:
b-Entüisyonizm:
7-Öz Şiir Anlayışını sürdüren şiirin özellikleri nelerdir?Maddeler halinde yazınız.(10p)
8-Aşağıdaki boşlukları doğru olarak tamamlayınız.(20p)
a)Edebiyatımızda ilk makale örneği …………………’nin ………………………’dir.
b)Dünyanın en ünlü fabl yazarları ……………….ve ………………………..’dir.
c)Dünya Edebiyatı’nda gezi yazısının ilk örnekleri sayılabilecek eserleri verenlerin başında……………….., …………………….., ve ……………………… gelir.
d)Bir yazarın başından geçen ya da tanık olduğu olay ve olguları bilgilerine, gözlemlerine dayanarak anlattığı yazı türüne ………………………… denir.
Başarı dileklerimle…☺
Çocukluğum hatıram
Ve ne sevdalar serde,
Bıraktım gerilerde
Kaçar gibi yangından..
…. (N.F.Kısakürek-Çile)
1-Yukarıdaki manzum parçada geçen söz sanatlarını bularak açıklayınız.(10p)
2-Yukarıdaki manzum parçanın ölçüsünü üzerinde gösteriniz.(5p)
3-Yukarıdaki parçanın kafiye örgüsünü ve çeşitlerini üzerinde gösteriniz.(5p)
4-Aşağıdaki eserlerin yazarlarını eşleştiriniz.(20p)
1-Yaşadığım Gibi: Haldun TANER
2-Biz İnsanlar: Cahit Sıtkı TARANCI
3-Günlerin Getirdiği: Nurullah ATAÇ
4-Ömrümde Sükût: Peyami SAFA
5-On İkiye Bir Var: A.Hamdi TANPINAR
5-Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı’nın özelliklerini maddeler halinde yazınız.(10p)
6-Aşağıdaki terimler hakkında bilgi veriniz.(20p)
a-Motif:
b-Entüisyonizm:
7-Öz Şiir Anlayışını sürdüren şiirin özellikleri nelerdir?Maddeler halinde yazınız.(10p)
8-Aşağıdaki boşlukları doğru olarak tamamlayınız.(20p)
a)Edebiyatımızda ilk makale örneği …………………’nin ………………………’dir.
b)Dünyanın en ünlü fabl yazarları ……………….ve ………………………..’dir.
c)Dünya Edebiyatı’nda gezi yazısının ilk örnekleri sayılabilecek eserleri verenlerin başında……………….., …………………….., ve ……………………… gelir.
d)Bir yazarın başından geçen ya da tanık olduğu olay ve olguları bilgilerine, gözlemlerine dayanarak anlattığı yazı türüne ………………………… denir.
Başarı dileklerimle…☺
Motorlu Taşıt Sürücü Adayları Sınavı soru ve cevapları
Motorlu Taşıt Sürücü Adayları Sınavı
* 05 Temmuz 2008 Tarihli MTSA Sınavı Soruları ve Cevap Anahtarları
* 19 Nisan 2008 Tarihli MTSA Sınavı Soruları ve Cevap Anahtarları
* 16 Şubat 2008 Tarihli MTSA Sınavı Soruları ve Cevap Anahtarları
* 27 Ekim 2007 Tarihli MTSA Sınavı Soruları ve Cevap Anahtarları
* 25 Ağustos 2007 Tarihli MTSA Sınavı Soruları ve Cevap Anahtarları
* 07 Temmuz 2007 Tarihli MTSA Sınavı Soruları ve Cevap Anahtarları
* 21 Nisan 2007 Tarihli MTSA Sınavı Soruları ve Cevap Anahtarı Y Testi (PDF Formatında)
* 9 Aralık 2006 Tarihli MTSA Sınavı Soruları ve Cevap Anahtarı (PDF Formatında)
* 14 Ekim 2006 Tarihli MTSA Sınavı Soruları ve Cevap Anahtarı (PDF Formatında)
* 26 Ağustos 2006 Tarihli MTSA Sınavı Soruları ve Cevap Anahtarı (PDF Formatında)
* 08 Temmuz 2006 Tarihli MTSA Sınavı Soruları ve Cevap Anahtarı (PDF Formatında)
* 22 Nisan 2006 Tarihli MTSA Sınavı Soruları ve Cevap Anahtarı (PDF Formatında)
* 18 Şubat 2006 Tarihli MTSA Sınavı Soruları ve Cevap Anahtarı (PDF Formatında)
* 10 Aralık 2005 Tarihli MTSA Sınavı Soruları ve Cevap Anahtarı (PDF Formatında)
* 22 Ekim 2005 Tarihli MTSA Sınavı Soruları ve Cevap Anahtarı (PDF Formatında)
* 28 Ağustos 2005 Tarihli MTSA Sınavı Soruları ve Cevap Anahtarı (PDF Formatında)
* 1 Temmuz 2005 Tarihli MTSA Sınavı Soruları ve Cevap Anahtarı (PDF Formatında)
* 24 Nisan 2005 TarihliMTSA Sınavı Soruları ve Cevap Anahtarı (PDF Formatında)
* 19 Şubat 2005 Tarihli MTSA Sınavı Soruları ve Cevap Anahtarı (PDF Formatında)
* 18 Aralık 2004 Tarihli MTSA Sınavı Soruları ve Cevap Anahtarı (PDF Formatında)
* 23 Ekim 2004 Tarihli MTSA Sınavı Soruları ve Cevap Anahtarı(PDF Formatında)
* 28 Ağustos 2004 Tarihli MTSA Sınavı Soruları Soruları ve Cevap Anahtarı(PDF Formatında)
* 03 Temmuz 2004 Tarihli MTSA Sınavı Soruları ve Cevap Anahtarı (PDF Formatında)
* 11 Nisan 2004 Tarihli MTSA Sınavı Soruları Soruları ve Cevap Anahtarı(PDF Formatında
* 05 Temmuz 2008 Tarihli MTSA Sınavı Soruları ve Cevap Anahtarları
* 19 Nisan 2008 Tarihli MTSA Sınavı Soruları ve Cevap Anahtarları
* 16 Şubat 2008 Tarihli MTSA Sınavı Soruları ve Cevap Anahtarları
* 27 Ekim 2007 Tarihli MTSA Sınavı Soruları ve Cevap Anahtarları
* 25 Ağustos 2007 Tarihli MTSA Sınavı Soruları ve Cevap Anahtarları
* 07 Temmuz 2007 Tarihli MTSA Sınavı Soruları ve Cevap Anahtarları
* 21 Nisan 2007 Tarihli MTSA Sınavı Soruları ve Cevap Anahtarı Y Testi (PDF Formatında)
* 9 Aralık 2006 Tarihli MTSA Sınavı Soruları ve Cevap Anahtarı (PDF Formatında)
* 14 Ekim 2006 Tarihli MTSA Sınavı Soruları ve Cevap Anahtarı (PDF Formatında)
* 26 Ağustos 2006 Tarihli MTSA Sınavı Soruları ve Cevap Anahtarı (PDF Formatında)
* 08 Temmuz 2006 Tarihli MTSA Sınavı Soruları ve Cevap Anahtarı (PDF Formatında)
* 22 Nisan 2006 Tarihli MTSA Sınavı Soruları ve Cevap Anahtarı (PDF Formatında)
* 18 Şubat 2006 Tarihli MTSA Sınavı Soruları ve Cevap Anahtarı (PDF Formatında)
* 10 Aralık 2005 Tarihli MTSA Sınavı Soruları ve Cevap Anahtarı (PDF Formatında)
* 22 Ekim 2005 Tarihli MTSA Sınavı Soruları ve Cevap Anahtarı (PDF Formatında)
* 28 Ağustos 2005 Tarihli MTSA Sınavı Soruları ve Cevap Anahtarı (PDF Formatında)
* 1 Temmuz 2005 Tarihli MTSA Sınavı Soruları ve Cevap Anahtarı (PDF Formatında)
* 24 Nisan 2005 TarihliMTSA Sınavı Soruları ve Cevap Anahtarı (PDF Formatında)
* 19 Şubat 2005 Tarihli MTSA Sınavı Soruları ve Cevap Anahtarı (PDF Formatında)
* 18 Aralık 2004 Tarihli MTSA Sınavı Soruları ve Cevap Anahtarı (PDF Formatında)
* 23 Ekim 2004 Tarihli MTSA Sınavı Soruları ve Cevap Anahtarı(PDF Formatında)
* 28 Ağustos 2004 Tarihli MTSA Sınavı Soruları Soruları ve Cevap Anahtarı(PDF Formatında)
* 03 Temmuz 2004 Tarihli MTSA Sınavı Soruları ve Cevap Anahtarı (PDF Formatında)
* 11 Nisan 2004 Tarihli MTSA Sınavı Soruları Soruları ve Cevap Anahtarı(PDF Formatında
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













