15 Nisan 2009 Çarşamba

MASTURBASYONDAN KURTULMANIN ÇARELERİ

MASTURBASYONDAN KURTULMANIN ÇARELERİ
A) Ergenlik Çağına Girince Evlenmek:
Rüsvay edici bu adetten kurtulmanın en kestirme yolu budur. Aynı zamanda bu en tabii bir yol ve çaredir.
B) Nafile Oruç Tutmak:
Ortada ergenlik çağına girince evlenmeye engel birtakım sebepler sözkonusu olduğunda, İslam, evlenme imkanı bulamayanlara nafile oruç tutmalarını tavsiye eder. Çünkü oruç, şehvetin galeyanını durdurur, isteği azaltır, cinsel duygunun hiddetini kırar; aynı zamanda kendinin ilahi murakabe (kontrol) altında bulunduğunu hem ilham, hem takviye eder. Allah’tan saygı ile korkmayı hatırlatır. Böylesine güzel irşad Resülüllah (a.s.) Efendimizin hadislerinde yer almıştır:
“Ey gençler topluluğu! Sizden kim evlenmeye güç getirip imkan bulabiliyorsa evlensin; çünkü evlenmek gözü haramdan sakınmaya, yummaya daha uygun, namus ve iffeti korumaya daha elverişlidir. Kim de evlenmeye güç getiremiyor, imkan bulamıyorsa, kendisine oruç tutmak gerekir; çünkü oruç, şehveti kesicidir.”
C) Cinsel Duyguyu Tahrik Eden Yayınlardan ve Sokaklardan Kaçınmak, Uzaklaşmak:
İçinde yaşadığımız toplum ve çağda bir sürü bozuk, kirli ve gayr-i ahlaki basın ve yayınlarla gençliğin ruhu dejenere edilmektedir. Hiç şüphe yok ki, genç kimse, bu fitne saçan rezilliklerin peşine takılınca, derin bir bataklığa saplanıp kendini,kaybetmekte, yolunu şaşırmaktadır. Ahlakı değişmekte, doğru yolundan sapmakta, acemi ya da yabani hayvan gibi ne yaptığını, nereye daldığını bilmez hale gelmektedir.
Artık bu durumda terbiyecilere, eğitimcilere düşen görev, öğüt ve sıkı bir iş ve çalışma devresine girmek, uyarı ve sakındırıcı yollara başvurmaktır. Bu yalnız terbiyecilere vacib değil, aynı zamanda terbiye etme hakkını yüklenen, bu sorumluluğu duyan herkese vacibtir. Sık sık gençlerin kulağına: “Yarıçıplak kadınlara, kırıtarak gezen kadınlara, etini teşhir’ edenlere bakmak; fotoromanlar okumak, şehveti tahrik edip iç duyguları harekete geçiren cinsel konulu kitapları okumak, yine insanı şehvet alemine götüren, duyguları bu doğrultuya çekip kamçılayan çalgıları, nağmeleri dinlemek, kafayı ciddi konulardan alıp havai şeyler peşine takmayı sonuçlandırır, diye fısıldamaları gerekmektedir.
Çünkü bu tür yayınlar ahlakı bozmakta, anlayışı zayıflatmakta, hafızayı kısırlaştırmakta, cinsel duyguları harekete geçirmekte ve kişiliği kaybettirmektedir.
D) Boş Vakitleri Yararlı Şeylerle Doldurup Değerlendirmek:
Terbiyeciler ve eğitimciler, çocuk boş kalıp bir işle meşgul olmadığı zaman kötü-yıkıcı düşüncelere, gerçekleşmesi zor hayallere dalar; cinsel konular üzerinde kafa yorup düşler kurar. Bu durumda eğer ergenlik çağına girmişse, ister istemez şehveti harekete geçer. İşte bu sırada başka tatmin olacak bir şey bulamayınca, masturbasyona tevessül edecek, bu kötü adeti devam ettirmeye yönelecektir. Çünkü ancak böylece şehvetin azgınlığını teskin edebilir.
O halde bu gibi hayal ve düşüncelere dalmasını önlemek için ne yapmak, nasıl bir çare bulmak lazımdır?
Çare Şu Olabilir:
Önce ergen olan çocuğa vaktini nasıl değerlendirebileceğini öğretmemiz, boş vakitlerini ne ile doldurup yararlı duruma getirmesi gerektiğini anlatmamız gerekmektedir.
Vakti değerlendiren, boş zamanları yararlı şeylerle dolduran kitap, dergi, broşür ve benzeri birçok yayınlar vardır. Ayrıca bedeni güçlendiren, adaleleri kuvvetlendiren, insana sağlık kazandıran birtakım ölçülü spor hareketleri yapmalarını, ancak güvenilir, terbiyeli arkadaşlarla bu işi sürdürmeleri telkin edilir. Çok yararlı kitapları okumaya alışmaları ise bilgi ve kültürlerini artırıp genişletir. Bununla birlikte bazı el işleri, el sanatlarını öğrenmeleri, ahlakı güzelleştiren dini ders ve sohbetlere katılmalarını sağlamayı da ihmal etmemek gerekir.
Bunlardan başka düşünceleri berraklaştırıp gıdalandıracak, ruhu arındıracak, bedeni kuvvetlendirecek, ahlakı yüceltecek şeylerle çocukların boş vakitlerini değerlendirmeye özen gösterilmelidir. Bunun için zihnin daima yüksek meselelerle meşgul edilmesi, aklın, kalbin ve duyguların olumlu ve faydalı çalışmalarda yoğunlaştırılması, yaratılış gayesinin daima hatırda tutulması, hayatın ve ölümün manasının devamlı olarak düşünülmesi, bütün vakit ve enerjinin sürekli ve başka şeylere yer bırakmayan yoğunluktaki faaliyetlere yönlendirilmesi, güzel hobi ve alışkanlıkların kazandırılması faydalıdır.
E) İyi Huylu, Güzel Ahlaklı, Uyumlu Arkadaş Seçmek:
Terbiyecilerin, eğitimcilerin önemle üzerinde duracakları bir husus da, ergenlik çağına girmiş bir çocuğa iyi ahlaklı, uyumlu arkadaşlar arayıp bulmak, seçip beğenmektir. Çocuk unuttuğu zaman ona hatırlatırlar, saptığı zaman ona doğru yolu gösterirler; düzenli olmaya çalıştığında ona yardımcı olurlar; başına bir dert, bir sıkıntı geldiğinde onu teselli edip iradesini güçlendirmeye çalışırlar.
Denilebilir ki, sözünü ettiğin vasıfta arkadaş çok azdır, özellikle günümüzde bunlar parmakla gösterilecek kadar mahduddur. Öyle ama, hemen her mahallede ve yerde bu azları bulmak mümkündür, hepsi de simalarından tanınırlar, alınlarında secde eseri bulunuyordur; yüksek ahlaklarıyla diğer çocuklardan ayrılmakta ve ayırd edilmekteler. O halde bir gencin bu gibi arkadaş ve dostları bulup onlarla arkadaşlık kurması ne güzel olur! Böylece hayatın fitne ve fesadına karşı ona yardımda bulunurlar, sır vermeye layık güvenilir bir topluluk oluştururlar.
Hiç şüphe yok ki, kişi yakın dostunun dini üzeredir; yakın arkadaş, kendi ölçüsündeki arkadaşına çoğu şeylerde uyar. Kuşlar ancak kendi şeklindeki kuşların kafilesinde yer alır. Resulüllah (a.s.) Efendimiz ne doğru buyurmuştur:
“Kişi yakın dostunun dini üzeredir. O halde sizden her biriniz kimi yakın dost ediniyorsa ona dikkatle baksın.” (Tirmizi)
Bilinen bir gerçektir ki, ahlaksız, günahkar, asi ve müfsid kimseyle arkadaşlık eden kimseyi onlar eninde sonunda sapıklığa çekip götürürler, onu ancak derin çukurlara, bataklıklara iterler, onunla ancak kişisel çıkarlarından dolayı dostluk kurarlar, arkadaşlık ederler, ancak dünyevi yararlardan dolayı ona yaklaşırlar.
O halde gençlerimiz, böylesine adi ve kötü arkadaş ve dostlardan sakınsınlar, şerli kişileri arkadaş edinmesinler. Salih bir dost, mümin bir cemaat bulmak ne saadet! Böylesine bir arkadaşlık ve dostluk her iki alemde mutluluğa ve ahirette kurtulmaya vesiledir. Allah (c.c.) kendi muhkem kitabında ne kadar doğru buyurmuştur:
“O gün yakın dostlar birbirine düşmandır. Ancak takva üzere olanlar (Allah’tan korkup kötü kişilerden sakınan, iyileri dost edinenler) müstesna.” (Kur’an-ı Kerim, Zuhruf: 67.)
F- İlmi ve Ameli Yönden Korunma Çareleri:
1- Şehvet hislerini kamçılayıcı başı bozuk eserler değil, ciddi ve faydalı eserler okunmalıdır. İnsan hangi konuda eser okursa, düşünce ve duyguları az-çok onun te’sirinde kalır. Mesela; kahramanlık eserleri okuyan, bunlara biraz devam ederse, kahramanlık hisleriyle yoğrulur. Ahlaki eserler okuyan, ahlak kaidelerine uyma arzusu gösterir. Aşk romanları okuyan, aşık olma hissini duyar.
2- Dar pantolon veya dar şort giymemelidir. Cinsel organlarını sıkıştıracak kadar dar olan elbiseler, şehvet hislerini dürter. Bu da genci masturbasyona davet eder. Zaten dar elbiseler insanı hiç rahat bırakmaz, sıkıntı verir. Sağlığını düşünenler, daracık elbiselere özenmemelidir.
3- Kasık tüyleri iki-üç haftada veya ayda bir kere olsun temizlenmelidir. Bunların uzaması neticesinde kaşıntılar meydana gelir.
4- Yatarken, bacaklar mümkün olduğu kadar açık tutulmalıdır. Zira cinsel organı sıkıştırılmazsa, şehvet hissi daha kolay kontrole alınabilir.
5- Yatarken, ihtiyaç duyulunca hemen gidip su dökmelidir. İdrar sıkıntısı olduğu zaman, bunun yanı sıra şehvet hisleri de kabarır. Bu durumda gencin mastürbasyon arzusu uyanabilir. O halde hemen kalkıp su dökmek, yerinde bir tedbirdir.
6- Şehvet hissi kabarıp mastürbasyon akla geldiği zaman, bu arzunun yatıştırılması için iyi bir çare de, cinsel organ bölgesinin soğuk suyla iyice yıkanmasıdır.
Yıkanmak için banyoluğa giren gençler, çok defa burada -şartlar müsait olduğundan- mastürbasyon tehlikesiyle karşılaşırlar. Burada bundan korunmak için en güzel çare, hemen ilk anda belden aşağısını soğuk suyla yıkamak, hatta mümkünse bütün vücuduna soğuk su dökünmektir. Bundan sonra banyo muamelesine geçilmelidir. Önceden asla tenasül organı ellenmemelidir. Nefsine hakim olanlar için bunlar mes’ele değilse de, hislerine mağlup olanların bu hususlara dikkat etmesi gerekmektedir.
Bazen şehvet hislerini tahrik edici, herhangi bir durum karşısında fazla duygulanan gençleri, az sonra kasık bölgelerinde -kanın fazla toplanmasından olacak ki- bir ağrı başlar. Bazen bu ağrı artarak yürümeyi dahi güçleştirebilir. Böyle bir durumda boşalma olursa bu ağrı geçer, fakat bu da gerekmez. Kasık bölgeleri soğuk suyla iyice yıkanırsa veya banyo yapılırsa, birkaç saat içinde bu durum kendiliğinden geçer.
7- Bir işle meşgul olmalı, başıboş ve avare kalmamalıdır. Masturbasyona en çok müptela olanlar, umumiyetle başıboş kalanlar, meşguliyeti az olanlardır.
8- Sportif faaliyetlerde bulunmalıdır. Her genç, bünyesine uygun en az bir sporu mutlaka yapmalıdır. Maçları izlemek spor yapmak değildir.
9- Bekarlık sırasında fındık, fıstık, çikolata, muz vs. gibi şehvet arttırıcı gıdalara düşkünlük gösterilmemesi iyi olur.
10- Şehvet verici sohbetlerden uzak kalmalıdır. Aksilik ya… gençlerin ekseriyeti şehvet edebiyatını merak eder. Böyle olunca da edep yerleri onları rahat bırakmaz! Her şeye rağmen, şehvet azdıran bahislerden uzak kalmak gerek.
11- Masturbasyona başka türlü son veremeyen bekarlar, yaşları ve halleri müsaitse evlenmelidirler. Fakat… evlendikten sonra da bu illeti mutlaka bırakmalıdır. Evlilik esastır ama, icaplarını yerine getirmek de şarttır.
G) Ailevi Yönden:
1- Bekarlık hayatında masturbasyona devam etmiş kimseler, evlilik hayatlarında cinsel münasebetlere gereken önemi vermeli, mastürbasyonu kesinlikle terk etmelidir. Bazı kimselerin evlilik hayatlarında dahi mastürbasyon ile meşgul olarak, eşlerinin cinsel ihtiyaçlarına ehemmiyet vermedikleri bilinen bir gerçektir. Kadın olsun erkek olsun, artık evlendikten sonra da bu illetin devam ettirilmesi, tamamen anormal ve aile saadeti için tehlikelidir.
2- Mastürbasyon devresinden sonra evlenmiş kimseler, kavuştukları gül bahçeleri dururken, gübrelikte nefes harcamanın budalalık olduğunu iyice idrak etmelidirler.
3- Buluğ çağındaki çocuklara, koruyucu öğütler verilmelidir. Masturbasyona yakalanma devresi, ekseriya buluğ çağında başladığından, bu çağda onlara faydalı öğütler vermek, onları cinsel konularda hepten cahil bırakmamak lazımdır. Ne var ki, bu konular çok naziktir. Bu mevzularda öğretilen bilgiler, çocukların cinsel iştahlarını kamçılayıcı mahiyette değil, onları her türlü kötü ve zararlı cinsel faaliyetlerden uzaklaştırıcı ciddiyette olmalıdır. (Bunun da temeli, İslam terbiyesine dayanır.)
4- Çocukları başıboş salıvermemeli, buluştukları arkadaşlarına dikkat etmelidir. Zira mastürbasyon ve diğer kötü alışkanlıklar, ekseriyetle çevredeki yaramaz çocuklar tarafından diğerlerine bulaştırılmaktadır.
5- Hastane ve hapishane gibi kapalı yerlerde mecburen gün dolduranlar, mastürbasyonun, dertlerine dert katmaktan başka bir faydası olmadığını idrak etmelidirler. Mastürbasyonun, insan üzerinde bir üzüntü ve can sıkıntısı bıraktığı bilinmektedir. O halde aslen biraz üzgün olanların, üzüntü ve ezginliklerini, mastürbasyon ile daha da artırmaktan sakınmaları gerekmektedir.
6- Gerçeklere bağlı kalarak, çocuklara, gençlere mastürbasyonun zararları ve korunma çareleri öğretilmelidir. Gençleri fazla korkutmamak ve ümitsizliğe düşürmemek şartıyla, ilmi ve terbiyevi mahiyette, mastürbasyon hakkında mühim gerçeklerin öğretilmesi gerekmektedir. Bu mühim vazife de daha ziyade hekimlere ve eğitimcilere düşmektedir.
H) Dînî-manevi Çareler:
1- Zaruret olmadıkça mastürbasyon yapmanın, günah ve ilahi cezaya müstahak olduğu idrak edilmelidir.
2- Körü körüne mastürbasyon yapıp günaha girerek manevi değerini aşağı düşürmektense, biraz sabredip nefsin bu arzusunu yenmekle manevi cepheyi sağlamlaştırmak, insan için bir üstünlüktür.
3- Oruç tutmanın şehvet hislerini yatıştırmak için önemli te’siri olduğundan, bazen oruç tutarak mastürbasyondan korunmak mümkündür. Böylece hem oruç sevabı, hem de mastürbasyondan uzaklaşma sevabı kazanılmış olur.
4- Mastürbasyon edepsizliğinde bulunurken, bu halin Allah ve melekler tarafından görüldüğünü unutmamalı; mecbur kalmadıkça, bu vaziyette onlara görünmekten utanç duymalıdır!..
Mastürbasyonu önlemenin -evlilik münasebetleri haricinde-kat’i bir çaresi mevcut değildir. Ancak bu mes’elede, gerçeklere vakıf olmak ve korunma çarelerine riayet etmek, gençlerin bu yoldaki arzularını frenleyebilir. Bunun için en başta, nefse ve cinsi hislere hakimiyet şarttır.
Sonuç olarak: Mastürbasyon, devam edildikçe insanı kendine çeken, bırakıldıkça belası eksilen zararlı bir illettir. Hiç masturbasyona bulaşmamak, yegane ve ideal tavsiyedir. Zaruret halinde istemeyerek yapılan mastürbasyonlar da, birkaç hafta arasında oluşan ihtilam (rüyada boşalma) ları önleyecek dereceye varmamalıdır. Zira bekarlıktaki cinsi ihtiyacın normal ve sıhhatli giderme yolu, arasıra vuku bulan tabii ihtilamlardır.
l) Tıbbi Öğütleri, Koruyucu Hekimliği Alıp Öğrenmek:
Tabiblerin ısrarla üzerinde durduğu hususlardan biri de, iç dürtünün te’sirini hafifletmek, şehvetin serkeşliğini frenlemek için şu tavsiyelere uyulmasıdır:
1- Yaz mevsiminde soğuk su ile banyo yapmayı artırmak. Diğer mevsimlerde tenasül aletinin üzerine sık sık soğuk su dökmek.
2- Sportif hareketleri çoğaltmak, beden eğitimine önem verip üzerinde ısrarla durmak.
3- Şehveti tahrik edici mahiyette olan baharat ve benzeri şeylerden kaçınmak.
4- Sinirleri uyaran çay, kahve benzeri meşrubatı terketmek, ya da azaltmak.
5- Et ve yumurta yemeği azaltmak.
6- Sırt üstü, yüzü koyun uyumamak, sünnet sayılan sağ yan üzeri kıbleye yönelik olarak uyumak.
İ) Son Olarak Da Şanı Yüce Allah (c.c.) Korkusu Şuurunu Uyandırmak:
Herkesçe kabul edilen bir gerçek var ki, genç kişi vicdaninin derinliğinde, Allah’ın her an kendisini denetleyip gördüğünü, gizli açık her halini bildiğini, hain gözleri ve kalblerin gizli tuttuklarını da bildiğini düşünür ve bunun şuurunu taşırsa, çok sürmez kendi kendini denetlemeye başlar; bir işi, bir hizmeti noksan mı yaptı, aşırı mı giti? Sapıttı mı, kaydı mı? Üzerinde O yüce kudretin kendisini denetlediğine inanır, kusur ve günah işlediyse veya aşırı gittiyse Allah’ın bu yüzden kendisini hesaba çekeceği, sapıttığında veya kayıp yanlış bir iş yaptığında kendisini cezalandıracağı inancı hakim olursa, şüphe yok ki, bu genç kendini helak edici yollardan ve fiillerden çirkin işlerden alıkor; her türlü kötülükten ve terbiyesizlikten sakınır.
Bilindiği gibi, ilim ve zikir meclislerine hazır olmak, farz ve nafile namazlara devam etmek; geceleri insanlar uyurken kalkıp teheccüd namazı kılmak; sünnet ve mendup oruçlara devam göstermek; Ashab-ı Kiram ile Selef-i Salihin’in hal tercümelerini, hizmetlerini, ahlak ve faziletlerini dinlemek; ahlaklı faziletli kişileri arkadaş edinmek; mü’min bir cemaatle irtibat halinde olmak; ölümü ve ötesini hatırlamak, bütün bunlar mü’minde Allah (c.c.) korkusunu, O’na karşı saygı ve sevgi duygusunu kuvvetlendirir. Allah’ın yegane denetleyici olduğunu idrak ettirir ve böylece Allah’ın azameti karşısında şuurlanmasını sağlar.
O halde mü’min gence layık olan şudur ki: Ruhunda Allah’ın denetlemede bulunduğu inancını kuvvetlendirip sözü edilen yolda yürümek, Allah (c.c.) korkusunu O’na olan sevgi ve saygı havası içinde kalbin derinliğine indirmektir. Ta ki, bir sürü oyalayıcı, aldatıcı şeyler onu kendi yörüngesinden koparıp başka bir yörüngeye sokmasın. Dünya hayatının zineti onu fitnelere düşürmesin, sakıncalı ve haram olan nesnelere dalmasın. Böylece Allah’ın şu buyruğunu iki gözünün üstüne koyarak yolunu aydınlatsın:
“Artık kim dünya hayatını seçerek tercih etmişse, elbette Cehennem onun varacağı yerdir. Kim de Rabbının (yüce) makamından korkmuş da nefsini havai şeylerden alıkoymuşsa, şüphesiz ki Cennet onun varacağı yerdir.” (Kur’an-ı Kerim, Naziât: 37-40.)

ŞEHVET

ŞEHVET



Arzu, istek, temayül, aşırı sevgi; nefsin değer verdiği istekler; cinsel arzu ve istekler. Kelime olarak çok geniş bir anlam alanını kapsayan şehvet, insan nefsinin arzuladığı, elde etmek istediği her şeyi içine almasına rağmen, konuşma dilinde daha çok cinsel arzular anlamında kullanılmaktadır.

Kur'an'da, "Kadınlara, oğullara, kantar kantar altın ve gümüşe, nişanlı atlara, develere ve ekinlere karşı aşırı sevgi (hubbü'ş-şehavat) insanlar için süslü gösterildi. Bunlar dünya hayatının geçici metaıdır. Asıl varılacak güzel ver, Allah'ın yanındadır. Deki: Bunlardan daha iyisini size söyleyeyim mi, Allah'tan korkanlar için Rableri katında altlarından ırmaklar akan, içinde sürekli kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah'ın rızası vardır" (Âlî İmrân, 3/14, 15) âyeti şehvetin sadece cinsel bir arzu, bir dürtü değil, dünya nimetlerine karşı insanın şiddetle arzuladığı elde etme hırsı olduğunu göstermektedir. Kur'an'ın birçok yerinde dünyaya aşırı düşkünlük gösteren insanlar eleştirilmiş (Tâhâ, 20/31), âhireti gözardı ederek sadece dünyevî zevklere dalanların âhiretteki nimetlerden yoksun kalacağı bildirilmiştir (Âlî İmran, 3/145, 180). Ama bunun yanında aşırıya kaçmamak, âhireti unutmamak, bencil davranmamak ve helal sınırlar içinde, sözü edilen dünya nimetlerinden yararlanmanın insânî bir özellik olduğu vurgulanarak Allah'ın helal kıldığı şeyleri "nefsi terbiye etmek" adına kimsenin haram kılamayacağı da en açık ifadelerle haber verilmiştir (el-A'râf, 7/32). Çamurdan yaratılan insan bedeni bu "çamur"luk özelliği dolayısıyla dünya hayatının devamını sağlayabilmek için birtakım dürtülerle donatılmıştır (Âlî İmran, 3/14). İnsan bu yönüyle hayvanlardan farklı değildir. Hatta, insan, hayvanlardan ayrı olarak aşırı bir şekilde mal edinme, diğer insanlardan üstün olma, beğenilme, hırs, bencillik, cimrilik gibi nefsânî özellikler taşıyan bir canlıdır. Ama bütün bu hayvânî-nefsânî özelliklerinin yanında, insana bu istekleri kontrol altına alacak ruh, akıl, iyiyi kötüden ayırma, merhamet, sevgi, cömertlik gibi melekî sıfatlar da verilmiş; bunun tek başına hayvanî isteklere engel olamayacağını bilen Yüce Allah onun bu melekî yönünü desteklemek için yol gösterici peygamberler eşliğinde kitaplar göndererek, insanın hayvanlık seviyesine düşmesini engellemek istemiştir.

İnsanın madde ve ruhtan yaratıldığını bildiren İslâm (es-Secde, 32/7-9), dünya nimetlerinden yararlanmayı kötü görmediği gibi israfa kaçmamak şartıyla bunu teşvik de eder (el-A'raf, 7/31). İnsanın cinsel arzularını doğal karşılayan İslâm, bu duygunun nikâh bağıyla birbirine helâl olan erkek-kadın ikilisinin meydana getireceği evlilik müessesesi içinde değerlendirilmesini ister (eş-Şûra, 42/11), ama onu yasaklamaz, tamamen serbest ve başı boş da bırakmaz. Yine İslâm, insanın mal - mülk edinmesini, zengin olmasını doğal karşılar, ama kazancın helâl yollardan elde edilmesini şart koşarken, helâl malın da özel mülkiyet adına kontrolsüzce harcanmasını, israf edilmesini kabul etmez. Ayrıca, servetin kişilerin değil, toplumun malı olduğunu bildiren İslâm, onun sadece varlıklı sınıfların elinde dolaşan bir mülk olmasına engel olur (el-Haşr, 59/7), toplumun üzerinde kontrol mekanizması olan yöneticiler, zayıfları, fakirleri, yetimleri, dulları, kısaca desteğe muhtaç kişileri koruma altına alarak (el-Enfâl, 8/41), gerektiğinde varlıklı sınıfın servetinden alıp, yoksul sınıfla arasındaki dengeyi sağlar (et-Tevbe, 9/103). Yüce Allah, insanın servete karşı aşırı düşkünlüğünü iyi bildiği için, servete karşı şehvet derecesine ulaşan sevgisini önlemek için, infak etmeyi teşvik etmiş, bunu yapanların karşılıklarını Cennette alacaklarını müjdelemiştir (el-Bakara, 2/276 - 277). Bunun karşısında, altını - gümüşü yani serveti biriktirip, Allah yolunda gerekli yerlere harcamayanlar, şiddetli azabla korkutulmuştur (et-Tevbe, 9/34, 35).

Yine evlat sevgisi, karı - koca, arkadaş, anne - baba sevgisi gibi sevgiler İslâm'ın, Allah'ın, Peygamber'in önüne geçmedikçe hoş karşılanan, hatta gerekli olan insanî duygulardır (et- Tevbe, 9/24). Ancak, bu sevgi bağları, insanı Allah'a kulluktan alıkoyuyorsa, insanı âhirette yalnız bırakacaksa, hiçbir anlamı yoktur; çünkü mal ve evlatlar birer imtihandır, geçici dünya nimetleridir. inanç bağıyla desteklenmedikçe, Müslüman, en yakınlarına dahi sevgi besleyemez. Özet olarak, İslâm, insanın fıtrî olan bazı duygularını, ölçülü ve helâl sınırlar içerisinde kalmak şartıyla doğal karşılar, ama bunların kişiyi Allah'ı zikretmekten, O'nun yolunda harcamaktan alıkoyacak derecede kuşatmasına izin vermez.

Aralarında nikâh olmayan erkek ve kadın, birbirine akraba da olsa, yabancı da olsa, şehvet hissiyle bakamaz, dokunamaz. Şehvet hissi olmaksızın, bir erkek, kendisine ebediyyen evlenmenin haram olduğu kendi yakını olan kadınlarla aynı yerde oturabilir, bakabilir, tokalaşabilir. Bunların kimler olduğu Nisa sûresinin 23. âyetinde bildirilmiştir. Buna göre; bir Müslüman erkeğe, anası, kızı, kız kardeşi, halası, teyzesi, erkek kardeşinin kızları, kız kardeşinin kızları, sütannesi, süt kız kardeşi, kayınvalidesi, hanımından dünyaya gelen üvey kızları, öz oğullarının hanımları ile evlenmek ebediyyen haramdır. Bundan dolayı, yabancı kadınlar ile olan ilişkilere nazaran yukarıda sayılan kadınlarla olan ilişkilerde erkek biraz daha serbesttir.

Yine bütün erkekler birbiri ile mahrem yerlerini göstermemeleri şartıyla bir arada bulunabilir, birbirine dokunabilirler. Ancak, bu genel bir hukuk kuralıdır. İslâm, her şeyde olduğu gibi bu konuda da kalplerdeki niyetleri ölçü kabul eder. Genel hukuk açısından helâl olan bir durum, kalpteki kötülük duygusu neticesinde harama dönüşebilir. İslâm insanların sapkınlığa meyilli duygularını ortadan kaldırmak için kötülüğe götüren yolları da kapatmıştır. Bu açıdan normal şartlarda helâl olduğu halde genç, güzel, parlak yüzlü erkek çocuklarla, delikanlılarla olan münasebetlerinde erkekleri daha dikkatli olmaya çağıran İslâm, bugün batı dünyasında yaygın olan sapık ilişkilerin müslümanlar arasında da oluşmasının önüne geçmeyi hedeflemiştir.

Nikâh yoluyla kendisine helâl olmayan birisine şehvetle bakmak veya dokunmak da bir tür zinadır. Nitekim Hz. Peygamber, "Gözlerin zinası bakışmak, ellerinki ise dokunmaktır. Ayaklar bakanın duygularını kamçılayacak şekilde yürümekle; dil, söylediği sözlerle zina eder. Gönül ise istemekle... Neticede cinsiyet organları, bunları ya kabul veya reddeder” buyurmuştur .

Fedakar KIZMAZ

Şehvet denilince akla ilk olarak veya sadece cinsel şehvet gelir. Halbuki şehvetin nice çeşidi vardır

Şehvet denilince akla ilk olarak veya sadece cinsel şehvet gelir. Halbuki şehvetin nice çeşidi vardır.

* Para ve mal şehveti. Zamanımızda bir kısım insanlar (yüzde kaçı?) bu konuda sanki kudurmuştur. Din, hikmet, selim akıl bunu frenlemek için çalışır ama nafile. Toplumdaki bozuklukların, kötülüklerin, çürümüşlüğün, kokuşmanın ana sebebi budur. Bu şehvete mübtelâ olanlarda para, gelir, servet çoğaldıkça hırs ve kuduzluk da artar. Mal matematik diziyle artarken, şehvet ve ihtiras geometrik diziyle fırlar.

* Riyaset/başkanlık şehveti. Bu şehvet bildiğimiz cinsel şehvetten 360 derece fazla ve tahripkârdır. Kişi bir kere buna yakalanmaya görsün, asılarak idam edilmeye râzı olur da yine vaz geçmez. Toplumumuzda böyle şehvetliler çoktur ve Türkiye'yi batırmaktadır. Riyaset şehveti sadece en yüksek yerler için geçerli değildir. Bazen mahalle muhtarlığı derecesinde bir riyasetin hırsı bile kişiyi deli eder.

* Ün şehveti. Böyleleri ün kazanmak, ünlü olmak, insanların kendisini bilmeleri uğrunda neler yapmaz ki. Bunlar bir tür zilli fahişedir. İslâm dini "Şöhret âfettir" diye uyarmıştır ama kim dinler bu hikmetli sözü.

* Yemek şehveti. Zamanımızda gerçekten çok yaygındır. Bu tür şehvetliler yaşamak için yemezler, yemek için yaşarlar. Ye babam ye, tıkın babam tıkın. Endamları bozulur, sağlıkları bozulur, bir sürü israf ve tebzir. Hep yemek için. Öyle basit şeyler yemezler. Bir porsiyon yemezler, bir buçuk veya duble olacak. Aradan yıllar geçer kolesterol artar, gut hastalığı başlar, bin çeşit ârıza ve illet. Yine yerler, yine yerler, geberinceye kadar.

* Benlik şehveti. Kendisi kainatın ortasındadır. Bütün şemsler, âfitablar, kamerler, kevkebler, şihablar, kuyruklu yıldızlar, peykler/uydular etrafında fıldır fıldır dönsünler ister. En çok kullandığı kelime bendir. Ben gidiyorum, ben gidiyorsun, ben gidiyor, ben gidiyoruz, ben gidiyorsunuz, ben gidiyorlar... Böylelerinin ölürken son söz olarakKelime-i Tevhid yerine kocaman ve uzun bir beeeen çekip can vermelerinden korkulur.

* Lüks ve israf şehveti. Geçmişte çektiği yokluk ve sıkıntıların acısını har vurup harman savurarak, lüks giyinerek, lüks alış verişler yaparak çıkartır. Bunlar sanki birer Lüks Nermin'dir. Böyleleri Lüküs Hayat için yaşar ve ölür. Çamaşırı lüks, dış elbisesi lüks, çorabı lüks, ayakkabısı lüks, otomobili lüks, evi lüks, mobilyası lüks, banyosu lüks, helası lüks, yazlığı lüks, çayı lüks, ikindi pastası lüks. Ucuz ve mütevazı bir şeyler yiyip içse zehirlenip geberir mübarek. Böylelerinin mezarları bile lükstür. Bunların her şeyi lükstür ama ciğerleri beş para etmez. Ciğerini söküp fakir sokak kedisine atsan yemez.

Daha bir yığın böyle şehvetler var. İslâm dini, işte insanı bu gibi şehvetlerden korumak için gönderilmiştir. En hayret edilecek taraf nedir bilir misiniz? Adam veya kadın hem koyu Müslüman, sofu, dindar geçinir, hem de şehvetlerin her türlüsüne mübteladır. Bunlar yarı mühtedilerdir.

Fıkhı Sevmek ve Öğrenmek

Fıkıh İslâm'ın ilk asırlarında zuhur etmiş büyük ve mutlak müctehidlerin, Kur'ân'dan ve Sünnet'ten çıkarmış oldukları uygulamaya ait hükümlerin tamamına verilen addır.

İlk asırlarda yirmi küsur mutlak müctehid zuhur etmiş, bunların dördünün fıkıh sistemi Ümmet tarafından benimsenmiş, diğerleri uygulanmamıştır.

Bütün bu mutlak müctehidler muhterem, mübarek, aziz, eli öpülesice, Müslümanların veliyyinimeti, üstadı, rehberi, ışık tutucusu, ebedî saadete götüren yolun kılavuzu, âlim, ihlâslı, takvalı, faziletli, mânen yüksek dereceli kimselerdir. Onları severiz, onlara hürmetsizlik etmeyiz, onlara minnet ve teşekkür borçluyuz. Sa'yleri, hizmetleri makbul olsun. Ruhaniyetleri üzerimize sâyeban olsun.

Resûl-i Kibriya Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) zaman-ı saadetlerinde mezhep yoktu, mezhebe lüzum yoktu. İmana gelip Müslüman olanlar dinin hükümlerini, namazın nasıl kılındığını, abdestin nasıl alındığını ve diğer dinî işleri O'na bakarak, O'ndan bilgi edinerek bilip öğreniyorlardı.

Nihayet "Bugün dininizi tamamladım" ayeti geldi, İslâm bütünüyle tebliğ edildi. Efendimizin vefatından sonra dinimiz hızla yayıldı. Kısa zamanda doğuda Çin sınırlarına, batıda Atlas Okyanusu'na dayandı. Yayan olarak, atla, gemiyle aylarca yolculuk yapılmasını gerektiren uzak iklimlerde Tevhid bayrağı dalgalandı. Arapça bilmeyen, çeşit çeşit lisanlarla konuşan insanlar İslâm ile şereflendi, işte o zaman fıkıh ilmi tesis edildi, mutlak müctehidler, varyantlarıyla beraber yüz binlerce hadîsi taradılar. En temel ve asıl hükümlerden en küçük ve ayrıntıya ait bilgileri ihtiva eden fıkıh ilmini kurdular. Bu ilim bir bahr-i bi-pâyandır, yani kenarı, kıyısı, sahili olmayan muazzam bir okyanustur.

Kur'ân elbette ana kaynağımızdır ama fıkıh bilmeden iki rekat namazı sahih olarak, yanlışsız olarak kılmak mümkün değildir. Resulullah Efendimiz "Beni nasıl namaz kılıyor görüyorsanız, siz de öyle kılınız" buyurmuşlardır.

Kitabullah'ın mücmel (özet, kısa) geçtiği konuları Sünnet açıklar, tamamlar, aydınlatır, tafsil ve teşrif eder.

Bugün mezhepleri inkâr edenler bile, namaz kılabilmek için fıkıhtan yararlanır. Ol mâhiler ki, derya içredir, deryayı bilmezler...

Fıkıh ve hak mezhep düşmanlığı bugünkü İslâm dünyasının en büyük felaketidir. Fıkıhsızlık ve mezhepsizlik en büyük bid'at ve fitnedir.

Peygamber zamanında mezheb yokmuş... Ne ucuz bir gerekçedir bu!.. O saadetli devirde Mushaf, yani tek bir kitap şekline getirilmiş yazılı bir Kur'ân nüshası da yoktu. Kitabullah ayrı ayrı sayfalara, çeşit çeşit malzemeler üzerine yazılmıştı, bunlar dağınık ve perakende idi. Sonra, lüzum ve zaruret üzerine Hz. Ebubekir zamanında Kur'ân tek bir Mushaf halinde yazıldı. Hazreti Osman zamanında bu Mushaf çoğaltıldı, Darülislâm'ın çeşitli bölgelerine gönderildi... Peygamber zamanında Mushaf yoktu diyerek onu da mı bid'at kabul edeceğiz?

Fıkha nasıl ulaşılır? Dört hak mezhep yoluyla...

Cadde-i Kübra'da giden cumhur-i ulema bin küsur yıldan beri dört hak ve doğru mezhep olduğunda ittifak etmişlerdir.

Fıkıh sadece taharetten, ibadetlerden bahs etmez. Fıkıh, insanın bütün faaliyetleriyle ilgili hükümler koyar. Bu hükümler Kur'ân'dan, Sünnet'ten, icmâ-i ümmetten ve kıyas-ı fukahadan elde edilmiştir. Muamelât, nikah ve talak hükümleri, miras, ticaret, ceza hukuku, ahkâm-ı sultaniye daha nice konular.

Her Müslümanın evinde, dört hak mezhepten hangisine bağlı ise, onun fıkhını anlatan muteber ve güvenilir bir kitap bulunmalıdır. Mesela: ÖmerNasuhi Bilmen'in Büyük İslâm İlmihali.

Şehvet

Şehvet
Şehvet kuvveti sebebiyle doğan ruh hastalıkları pek çoktur. Ama Hoca Nasîrî ‘nin belirttiğine göre, şehvetin aşırısı ve ilacı:

Eğer şehvetin ifratı yenecek, içilecek cinsten ise ilacı şudur: Düşünmeli ki, yeme içmenin lezzeti bir anlıktır. Bununla beraber önce ve sonraları zararları sayısızdır. Mesela: İllâ da şunu bunu yiyeceğim diye onu kazanmak için bin bir meşakkate katlanır, rezil kişilere minnet eder, bu sebeple haşmet, vakar ve ağırbaşlılığını kaybeder, hafifliğe düşer zillete yuvarlanır. Salihler, filozoflar ve ârifler, yemek içmek için haysiyetlerini, vakarlarını kaybedip başkalarının minneti altına girmeyi, izzetini zedeleyip zillete düşmeyi doğru bulmamışlardır. Çok yemenin sonradan doğuracağı hoş olmayan sonuçları da vardır. Anlayış eksikliği ve şaşkınlık gibi . Haber de gelmiştir ki: “Çok yemek anlayış ve aklı giderir.” Ayrıca çok yemek pek çok beden hastalıklarının da sebebidir. Tıp kitaplarında yazar: “Mide her derdin başıdır. Uzuvlara hastalık oradan ulaşır. Perhiz etmek ise her dermanın başıdır. Hastalıklara şifa ondan geçer. “Peygamber (s.a.v.)’in sünnetini uygulamayı şiâr edinmiş hekimler demişler ki, tıp ilminin bütün meselelerini ve faydalarını şu üç kelime içine alır: “Yiyiniz, içiniz ama israf etmeyiniz” (Araf/31)Bazı zahidlere dostları ve ahbabı “hiç taam yemezsiniz” deyince şöyle cevap verdiler: “Dünya gözünde büyük bir lezzet olan nefis şeyleri yeyip içmekle istirahatimizi bozup, sonra da iyileşmeye çalışmak ve kazurat yoluyla temizlemeye uğraşmaya değmez.”

Menakıb-ı mevlevide hazret rivayet eder ki:”Emir Muinüddin Pervane Hz. Mevlâna’ya muhabbet eden bir devlet başkanıydı. Büyük bir sema’ tertipleyip Mevlâna ile arkadaşlarını ve dostlarını davet etmişti. Bir ara sema’ yapanlara kaselerle içilecek şerbet sunuldu. Hazır olanlar sema’a ara vererek yemek içmek istediler. Ama Mevlâna hiç o tarafa dönüp bakmıyordu. Buna fazlasıyla üzülen olan Emir kaseyi eline alarak emsalsiz şerbeti Mevlâna hazretlerine tekrar tekrar ikram ediyordu, “buyurunuz, helaldir” diyerek yalvarıyordu. Hz. Mevlâna bardağı eline alıp ağzına yaklaştırıyor, fakat yine içmiyordu. Maarif ve hakikatlerin beyanına devam ediyordu . Bu durum gecenin sonuna kadar böyle devam etti. Sabah yaklaşınca Mevlâna Hazretleri bardağı eline alıp şöyle dedi: “Ey mü’minlerin emiri! Benim beyaz sakalımdan utanmaz mısın ki, beni abdesthaneye girmeye davet edersin!”

Hadisi Şerif’te buyurulmuştur ki: “İnsanoğlunun doldurduğu en kötü bardak kendi karnıdır.”

Hasılı, çok yemenin çirkin bir iş, kemal ve saadet arayanlara kesin bir engel olduğuna dair evliyanın, zahidlerin, mürşidlerin sözü çoktur ve hepsini burada belirtmeye ihtiyaç yoktur. O halde anlaşılmıştır ki çok yemek içmek ve yemeyi içmeyi gaye edinmek bir hastalıktır. Saadete mani olur. Akıllı olan böyle bir hastalığa yakalanmaktan kaçınır.



Cinsi alandaki şehvete gelince, bu konuda da normali aşmak, şer’an ve aklen mübah ve doğru olan mertebeden sapmak faziletin kazanılmasına zıttır. Saadetin gelişmesine aykırıdır.

Bilginler derler ki, bu nev’i şehvetin insan üzerine musallat olması iki faydayı sağlamak içindir:

Birincisi: Cenneti bu nev’iden olan lezzetten haberi olması için. Çünkü dünyadaki meşrû lezzetlerle ahirettekini mukayese edip cenneti hak edecek işlere koşar. Nitekim dünyadaki elemlerle yanıp tutuşmak esas büyük elemlerin işaretidir. Cenâb-ı Hak dünyada ateşi yaratmış ki, ahiretteki cehennem ateşi ile insanlar mukayese imkanını bulsun.

İkincisi: Neslin devam etmesidir. Cenâb-ı Hak tarafından alemin nizamının bekası ve ademoğlunun neslinin devamı için en mükemmel bir şekilde cim’a lezzeti konulmuştur. Bu lezzet konulmasaydı insanların çoğu rağbet etmez ve ölümlerle yok olanların yerini doğanlar doldurmazdı ve dünyada ademoğlunun nesli kesilirdi.

Hemen belirtelim ki, bu kuvvetin ifratından doğan dini, dünyevi, maddi, manevi zararlar aşırı yeme içmeden meydana gelen zararlardan daha çoktur. Kat kat fazladır. Zira bunun çok kişilere musallat olduğu ve ekseri insanların buna meyyal olduğu, terkine sabrının az olduğu bellidir. O halde hikmet gereğidir ki, bunun ifratından doğacak adi hastalıkların vahametini düşünerek bundan sakınmaya çalışmak lazımdır.

İlacı: Düşünmeli ki, bu fiil haddi zatında çirkinlikle muttasıf olduktan başka, bundan ne kadar zararların doğacağı aşikârdır. Bizzat çirkin olması bunun bir necaset ve kazurat kirliliği mahiyetini taşımasıdır. Doğuracağı zararlara gelince, haram olması, her haramın pek çok zararlar doğurduğu ve günah yüklediği gerçeğidir. Her gün cima’ da harama sürüklenmek , dine, cisme, ırza ve namusa pek vahim zararlar açar. Eğer helal yoldaki aşırılık ise bunun da beden kuvvetine, dimağa, akla zararları vardır. Fazilet ve olgunluğu elde etmeye engeldir.

Cinsi şehvette ifrat üç yolla olur:

1. Hayvan ve bu kabilden tab’an münasip ve mahal olmayan yerlerde şehvet çukuruna yuvarlanmak.

2. Kadınlardan nikahsız olarak, yani şer’an caizolan sınırı geçerek fuhşiyata dalıp, günahlarda boğulmak.

3. Çok nikahlanma ve cariye edinme yolunu tutmak.

Her ne kadar taaddüdü zevcata şer’an imkan verilmişse de, aralarında adaleti gerçekleştirmek korkusu varsa, birle yetinmesi Cenab-ı Hak tarafından Kur’an’da beyan edilmiştir. Birle yetinmenin adaletin yokluğuna değil de, adaleti tahakkuk ettirememek korkusuna bağlanmış olması şunu gösterir ki, bir kimse adli tatbik edememek ihtimalini kendisinde görürse, Kur’an’a göre bir evlilik yetinmesi ona vaciptir. Birden fazlası haramdır. Meğer ki, kendisinin adl üzere davranacağı ,na kesin olarak inanmış ve her hususta zulmetmeyeceğine kâni olmuş ola! İşte o zaman birden fazlası ile evlenmeye şer’an ruhsat verilmiştir. Ama iyi düşünmek lazımdır ki, adl göstermekte ve zulümden uzak kalmakta katiyyen derecesinde tatbikata girmek son derece zordur. Eğer bir insan adaletli davranmaya gücü yettiği halde ilk evlendiği hanımına gam çektirmemek için birle yetinip sabrederse bol ecir ve sevap alacağını şeriat uleması bildirmiştir.

İşte bu sahada Şer’in hududunu geçmeyerek, itidalde kalmak akıllı kişinin yapacağı bir iştir. Ahiret uleması bu sahadaki zühdde ihtilaf etmişlerdir. Kimisi yeme ve içmede zaruret miktarıyla yetinmeyi seçtiği gibi, bu sahada da fazlasına gücü yettiği halde azla yetinip burada da zühdesarılmışlardır. Bazı meşayihse bu görüşe katılmamışladır. Mesela Sehl b. Abdullah Tüsteri, “Nikah konusunda zühd muteber değildir.” Demiştir. Zira zahidlerin efendisi, abidlerin senedi Hz. Muhammed Mustafa(s.a.v) bu konuda zühd ile amel buyurmuştur. Eğer nikahta zühdefdal olsaydı o zat bunu terk ile amel eder ve ümmetine örnek olurdu.

Zahidlerin çoğu ve meşayihin ekseriyeti her ne kadarhelal yolda bunu işlemenin mümkün olacağını belirtmekle beraber, zühdü seçmenin fazilet ve kemalâtın kazanılmasında yardımcı olacağını belirmişlerdir. Zira bu konularda fazla meşguliyet kemale mani olur demişlerdi. Tam bir ihlasla celal sahibi Rabbimize teveccühe mani olur şeklinde düşünmüşlerdir.

Cinsi yakınlaşmada aşırı gitmenin bedene, akla ve dimağa zararlarının pek çok olduğu kesin olarak bellidir. İbn-i Sina bunu belirtmiştir. İmam-ı Gazâli hazretleri de cima’ aşırı giden kimseyi hükümdar ve vezirin isteklerini, emirlerini çiğneyerek milleti soyan, vurguncu vergi memuruna benzetir. Bunun gibi şehvet kuvveti de beden de mutlak otorite olup akıl ve temyiz gücünün sultanlığına uymazsa, yani fazilete, iffete bağlı kalmazsa, beden azalarında bulduğu kuvveti isteği yolunda harcayarak sinirleri zayıflatır, dimağın kuvvetlerini hasta eder. Eğer adalet sultanının tedbirleri ve akıl vezirinin tavsiyeleri üzere sarf ederse vergiyi adalet üzere toplayıp maslahat üzere harcayan dürüst bir vergi memuruna benzer.

Geçmiş zamanlarda cima’da israfa gitmek yüzünden helak olan sultanlar ve insanlar çok olmuştur, hem de genç ya da orta yaşlarda. Ve de en güçlü ilaçlar en alim doktorlar bir şifa sağlayamadan.

Bir insanın evinde hanımı varken başka evlerdeki kadınlara göz dikmesi, kendi mutfağında kaynayan yemeği bırakıp başka evlerin mutfağına göz dikmek gibidir. Bu sirf alçaklıktır. Akılsızlığın, delilidir. Nitekim acem şairlerinden biri demiş “ Bir insanın evinde ay yüzlü biri(zevcesi) varken dışarıya yönelmesi divanelikten başka bir şey değildir.”

Şehvetin ifratının zararlarından biri de erkeğin veya güzel bir hanımın aşık olması ve aşkına sahip olarak bu yolla şehvetini giderme isteğidir. Bunun zararları pek çoktur. Bütün saadet yollarını kapar. Hemen tedbirine yönelmek lazımdır. O da kişi kendisine şahsiyet verecek olan değerli bilgilere, san’at ve tefekküre, alimlere, faziletli kimselerle sohbete yönelmek ve geçici aşk hikayelerinden uzaklaşıp meşru nikah altında olan helali ile yetinmek suretiyle hastalığına tedavi yolları bulabilir.

Kişinin helali olmayan kadınlara bakması ve süzmesi de fitne doğurur. Hadis-i Şerifte varid olmuştur ki “Bakış, iblisin oklarından zehirlenmiş bir oktur.” Hz. İsa ‘dan rivayet edilen bir söz ise şöyledir: “Namahreme bakmaktan sakınınız. Kalbe şehvet tohumları eker ve fitne olarak yeter!”

“Zinhâr! Etme çehre-i nâ mahreme nazar

Zira ki, çeşm-i kalbine tohum-u fesad eker.”

Hz. Davud, Süleyman Peygamber ‘e nasihatında şöyle demiştir:

“Arslanın ve siyah yılanın ardından yürü! Ama kadının ardından yürüme!” Yolda yürürken, geçitlerden geçerken karşılaşılan bir kadına zaruri olarak bir defa bakmak, yani karşı karıya gelince ilk bakış affolunmuştur.

Ama ikinci ve üçüncü defadaki bakışlar caiz değildir ve insana zararlıdır. Kalbe fitne açıp, şeytanın oklarından birini yerleştirir. Ve o kişinin çok bakmak sonunda aşık olmak ihtimali belirir. Sonra da şehvetini o vasıta ile gidermeye çalışır. Demek ki birden sonraki ikinci ve üçüncü bakışlar ne büyük zararlar doğurur. Eğer kendine sahip olmayıp şehvetini giderirse, küçük günah olan bakış, büyük günaha çevrilir, ırzı, namusu lekelenir. Allah korusun büyük günaha yuvarlanır. Eğer buna teşebbüs edemezse yine kalbindeki fitne daima uyanık olacak ve çok namahreme bakışın haram yönünden ruhta doğurduğu zararlar kolayca silinemeyecektir. O halde akıllı olanın bu çirkin işten kaçınması lazımdır.

Baz salikler derler ki bazı mecazi aşklar güzelliğine bakıp şehvetini tatminden uzaktır. Mutlak güzelliğin müşahadesine yol olur. Ehli tasavvufun şeyhlerinden bazıları bununla mevsuftur. Evhadüddin Kirmani , Mevlana Abdurrahman Cami sülûklarında bununla meşgul olmuşlar. Ama sonra bundan nehyetmişlerdir. Çünkü bu yol gayet zor ve dakiktir. Bütün Şehvet eserlerinden ve beşeri sıfatlardan soyunmuş olmak ve bunun için son derece mücahede ile riyaza yapmış olmak gerekir. Böyle olmazsa nefs ve şeytan tasavvufa yeni girmiş salikleri esfel-i safiline yuvarlar. İlk zaman (mütekaddimin) şeyhleri müritlerini bundan kat’i olarak men etmişlerdir. Ve müride zararlı bir şey yoktur demişlerdir. Hayatları boyunca mücahede ve riyazatla meşgul olan büyük insanlarda bile bu yoldaki beşeri sıfatlar silinemiyor. Gençlerde ise çok hareketli olan bu kuvveti kontrol altında tutmak şarttır.

13 Nisan 2009 Pazartesi

Turizm ve Turistler Hakkında Genel Bilgi

Sevgili Arkadaşlar!


15-22 Nisan tarihleri arasını Turizm Haftası olarak kutluyoruz. Dinlenmek, eğlenmek, görmek ve tanımak gibi amaçlarla yapılan gezilere turizm, bu gezilere katılan insanlara da turist diyoruz. Ülke içinde yapılan gezilere iç turizm, ülke dışına yapılan gezilere ise dış turizm denir.
Yurt dışı gezilere daha çok, zenginleşen ülkelerin insanları çıkar. Yabancı turistler ülkemize hangi amaçla gelirse gelsinler, para harcarlar. Turistlerin harcadığı yabancı paralara döviz diyoruz. Üretemediğimiz ürünleri yabancı ülkelerden döviz ile satın alırız. Döviz elde etmenin en kolay yollarından biri ise turizmdir. Ülkemize ne kadar çok turist gelirse, o kadar çok döviz elde ederiz.
Asya ve Avrupa kıtaları arasında bir köprü olan yurdumuz, turistlerin ilgi duyduğu bir ülkedir. Ilıman iklimi, zengin bitki örtüsü, eski medeniyetlerin bıraktığı tarihi eser ve anıtlarla yurdumuz, turistler için adeta bir cennet gibidir. Bütün bunlara rağmen ülkemiz, hak ettiği turist sayısına bir türlü ulaşamamıştır. Ülkemize daha çok turist gelebilmesi için, yollarımızın daha güzel, insanlarımızın daha centilmen, ulaşım araçlarının daha gelişmiş, konaklama yerlerinin bol, rahat ve temiz olması gerektiğini biliyoruz. Turistlere karşı güler yüzlü olmak, onları rahatsız etmemek, değerinden yüksek ve zorla satış yapmamak gerekir. Onların memnun ayrılması, ülkemize daha çok turistin gelmesini sağlar. Daha çok turist ise, daha çok döviz demektir.





* Temizlik turizmin, turizm kalkınmanın anahtarıdır.
* Turizm, bacasız fabrikadır.
* Memnun ayrılan turist, daha çok turist demektir.
* Turizmin anahtarı temizlik ve hoşgörüdür.
* Turizm, kalkınmanın lokomotifidir.
* Turizm hizmetle gelişir, sevgi ile büyür.
* Yurdumuzdan hoşnut ayrılan her turist bizim yeni bir dostumuz¬dur.
* Turizm yolu, barış ve kalkınma yoludur.
* Turiste saygı varsa, turizmde kaygı yoktur.
* Bir memnun turist, bin turist yollar.
* Hiç bir mavi Akdeniz'den güzel değildir.

















Turizm ve Turistler Hakkında Genel Bilgi
İnsanların türlü amaçlarla yaptıkları gezilere turizm denir.
Turizm; başka yerleri görmek, tanımak, eğlenmek, dinlenmek ve alıveriş etmek için yapılan gezilerdir. Bu gezilere katılanlara turist denir.
Turizm; iç ve dış turizm olarak ikiye ayrılır. İnsanlar ülke içinde dinlenmek, eğlenmek, alışveriş etmek, gezip görmek için, sürekli yaşadık¬ları kentin dışına çıkarlar. Başka yerlere giderler. Buna iç turizm denir. Dış turizm ise ülkeler arasında yapılan gezilerdir.
Yabancı turist, ülkemize hangi amaçla gelirse gelsin para harcayacak¬tır. Turistin harcadığı paraya döviz denir. Döviz, yabancı ülke parasıdır.
Ülkemizde üretilmeyen ilaç, makine; gereksinme duyduğumuz petrol ve benzeri mallar yabancı ülkelerden alınır. Bunların satın alınabilmesi için dövize gereksinmemiz vardır. Dövizi ürünlerimizin ve ürettiğimiz malların dış ülkelere satışından ya da turizmden sağlarız. Görülüyor ki ülkemizin kalkınmasında turizmin çok önemli bir yeri vardır.
Turist, dinlenmek, eğlenmek, görmek istediği yere çabuk, kolay ve rahat gitmek ister. Bunun için yollarımızın bakımlı, konaklama yerlerinin iyi olması gerekir. Yurdumuz turistlerin ilgi duyduğu bir ülkedir. Yurdumuz kuzey yarımkürede Asya ile Avrupa kıtaları arasında bir köprü durumunda¬dır. Ülkemizin üç yanı denizlerle çevrilidir. Ilıman iklim kuşağındadır. Bitki örtüsü bakımından zengindir. Yurdumuzda dört mevsimin özellikleri görü¬lür. Türkiye'miz aynı zamanda tarihi anıtlar yönünden de çok zengindir. Anadolu'muzda çeşitli uygarlıklar yaşanmıştır. Bu uygarlıkların kalıntıları günümüze dek gelmiş ve korunmuştur.
Yurdumuz, turizm zenginlikleri bakımından dünyanın sayılı ülkelerinden biridir. Bir ülkede turizmin gelişmesi için bazı koşulların gerçekleşmesi zorunludur. Yolların güzel olması, ulaşım araçlarının gelişmiş olması, konaklama yerlerinin bol, rahat ve temiz olması gereklidir. Turist yatacağı yerin temiz olmasını ister.
Ülkemize turist gelmesini istiyorsak, onlara karşı güler yüzlü, iyilikse¬ver, temiz, hoşgörülü olmalıyız. Turistler konuklarımız sayılır. Konuklarımızı rahat ettirmek için her çabayı göstermeliyiz.
Turizmi daha iyi anlayıp değerlendirebilmek için, turizmin tanımında geçen görmek, tanımak, eğlenmek, dinlenmek sözcüklerinin anlamı üstünde iyice düşünelim.
Görmek : İnsanlar, bulundukları yerden uzakta da olsa anıtları, kent¬leri, tarihsel kalıntıları, doğa güzelliklerini, sanat yapılarını yakından görmek ister. İnsanların, bu özlemlerini düşünerek müzeler kurmalı, görülmeye, incelemeye değer kalıntıları ortaya çıkararak onları sergilemeli, bunları görmek için gelen turistlere yardımcı olmalıyız.
Tanımak : Turist, bir ülkeyi bir yöreyi tanımak ister. Orada yaşayan¬ların törelerini, göreneklerini, yaşamlarını bilmek ister. Bu istek insanlar arasında sevgi, arkadaşlık, dostluk bağlarının doğup gelişmesini sağlar. Aslında turizm yalnız ekonomik yararlar sağladığı için değil, insanlar arasın¬da dostluk duygularının doğup gelişmesine yardımcı olduğu için de yararlı¬dır.
Eğlenmek : Dinlenmenin bir çeşididir. Zamanı iyi güzel ve hoş geçir¬mektir. Eğlence yerlerinin temiz, iyi, ucuz, güzel olması turistin o yerde uzun süre kalmasını sağlar.
Dinlenmek : Çalışmaya ara vererek, yorgunluğu gidermektir. Çalışan¬ların belirli bir süre dinlenmek haklarıdır. Bu hak yasalarla güvence altına alınmıştır. Ülkemize dinlenmek için gelen turiste her kolaylığı göstermeli, onları rahat ettirmeliyiz.
Sonuç olarak ülkemizin doğal zenginliklerini, anıtlarını, tarihi kalıntı¬larını, müzelerini görmek güneşinden, denizinden, kaplıcalarından yararlan¬mak, dinlenmek, eğlenmek için gelen turistlere yardımcı olmalıyız.
Turistleri rahatsız etmeyelim. Değişik giysilerini ve davranışlarım hoşgörü ile karşılayalım. Turistlerin karşılaştıkları güçlükleri yenmek için yardımcı olalım. Turistik eşya satımında eşyanın gerçek değerini isteyelim. Bize yapılmasını istemediğimiz hareketlerin turistlere yapılmasını önleyelim.




Cennetim Türkiyem
Cennetim Türkiyem.
Doğu ayrı bir güzeldir,
Efsunlanmış gibidir, Van Kalesi,
Ortasında gölünün, AHTAMARA adası,
Gaziler diyan Antep,
Halil Ibrahim Sofrası,Balıklıgöl,
Tüm mevsimlerin bir arada yaşandığı Hakkâri,.
Zap suyundan geçilemese de
Bakir bir güzeldir Çölemerik.
Kapadokyada. ihlara vadisi,
Gözel bir rüyadır, Peri bacaları,
Toroslardan inilince Güneye
Akdeniz kucaklar bembeyaz suIarıyla,
Karadenizin HA UŞAKLARİNİ unuttum sanma!
Yeşilden başka renk tanımayan,
Finduklar, çaylar, hamsiler diyarı
Cennetim TÜRKİYEM

Münevver Erilmez

15-22 NİSAN TURİZM HAFTASI PROGRAMI

15-22 NİSAN PAZARTESİ GÜNÜ SAAT 10.00’DEABUHARKENT ÇPL’DE
KUTLANACAK OLAN TURİZM HAFTASI PROGRAMIDIR.

Sayın Kaymakamım,
Sayın Garnizon Komutanım,
Sayın Belediye Başkanım,
Değerli Daire Amirleri,
Sevgili Öğretmenlerim ve Öğrenci Arkadaşlarım,

Her yıl 15-22 Nisan’da kutlanan turizm haftası çerçevesinde hazırlanan program nedeniyle burada toplanmış bulunmaktayız.
Hepiniz hoş geldiniz.

Program Arz Ediyorum.

1.Saygı Duruşu ve İstiklal Marşı’nın söylenmesi

2.Günün anlam ve önemini belirten konuşmayı Çok Programlı Lise Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni Öğretmeni Seher Ermiş’in yapması

3.Muhammet YARANGÜME’ nin “Tabiat varlıklarının korunmasının turizme olumlu etkileri” konulu konuşmaları

4.İlçe kaymakamı Sn.Alaattin Aktaş’ın konuşmaları(Tensip buyururlarsa)

5.Ülkemizin turizm ve kültürünü tanıtıcı slayt gösterisi

6.Turizm haftası nedeniyle ilçemizde düzenlenen resim,şiir,kompozisyon yarışmasında 1.seçilen eserlerin okunması.

7.1.seçilenlere ödüllerinin verilmesi

8.Kapanış

1-Türkiye Cumhuriyetinin Kurucusu büyük önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve ebediyete intikal etmiş tüm şehitlerimiz için sizleri bir dakikalık saygı duruşuna ve ardından İstiklal Marşını söylemeye davet ediyorum.

2-Günün anlam ve önemini belirten konuşmalarını yapmak üzere Lise Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni Seher ERMİŞ’i buraya davet ediyorum.

3-Şimdi ise ““Tabiat varlıklarının korunmasının turizme olumlu etkileri” konulu konuşmalarını yapmak üzere Muhammet YARANGÜME’yi mikrofona davet ediyorum.

4-Tensip buyururlarsa İlçe Kaymakamı Sayın Alaattin AKTAŞ’ı konuşma yapacaklardır. Arz ederim.

5-Lise Edebiyat Öğretmeni Halil AKPINAR tarafından hazırlanan Ülkemizin turizm ve kültürünü tanıtıcı slâyt gösterisi

6-Turizm haftası nedeniyle okullarımızda düzenlenen şiir ve kompozisyon yarışmasında dereceye giren eserler okunacaktır.
*Şiir yarışmasında 1. olan eseri ile Zafer İlköğretim Okulu 7-A sınıfı öğrencisi Efe ZEYBEK ‘i dinleyeceğiz.
*Kompozisyon dalındaki eserini okumak üzere Çok Programlı Lise 9/A sınıfı öğrencisi Ayşegül ÇETİN’i buraya davet ediyorum.

7-Şimdi “Turizm haftası” münasebetiyle okullarımızda düzenlenen resim,şiir,kompozisyon dalında 1. seçilenlere ödülleri verilecektir.

Resim dalında 1.seçilen Kamilpaşa İlköğretim Okulu Öğrencisi 3/A
Sınıfı öğrencisi Ömer DEMİRPOLAT’ı ve ona ödülünü vermek üzere Sayın Belediye Başkanı Fevzi UZUN’u buraya davet ediyorum.Arz ederim.

Şiir dalında 1. seçilen Zafer İlköğretim Okulu Öğrencisi 7/A
Sınıfı öğrencisi Efe ZEYBEK’i ve ona ödülünü vermek üzere Sayın Garnizon Komutanı ……………………………………….. buraya davet ediyorum.Arz ederim.

Kompozisyon dalında 1.seçilen Buharkent Çok Programlı Lisesi 9/A sınıfı öğrencisi Ayşegül ÇETİN’i ve ona ödülünü vermek üzere Sayın Kaymakamımız Alaattin AKTAŞ’ı buraya davet ediyorum.Arz ederim.

12 Nisan 2009 Pazar

Sonunda Google'ı da kapatıyoruz!

12.04.2009 11:13
Karakter Boyutu :
Güncel
Sonunda Google'ı da kapatıyoruz!
Türkiyede erişimi yasaklanan paylaşım sitesi YouTubeun ardından Google da kapanma tehlikesiyle karşı karşıya...
Atatürk’ün kişilik haklarına ve manevi şahsiyetine ağır hakaretler içerdiği öne sürülen bir site nedeniyle arama motoru Google da kapanma tehlikesiyle karşı karşıya. Hürriyet'in haberine göre; Atatürkçü Düşünce Derneği, Google’da “Kemalizmin karın ağrısı” yazılarak ulaşılan sitede, Atatürk’e ağır hakaretler içeren ifadelerin yer aldığı gerekçesiyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Bürosu’na suç duyurusunda bulundu.

"TÜRKİYE SANSÜRCÜ ÜLKE OLUYOR" DEDİRTEN GELİŞME

Arama motoru yöneticilerinin cezalandırılması ve Google’ın Türkiye’de erişime kapatılması istenen dilekçede, “Kemalizmin karın ağrısı” yazılarak ulaşılabilen ana başlıklarda, Türkiye’nin kurucusu Atatürk’e kişilik hakları dahil, her alanda hakaret edildiği kaydedildi.

Söz konusu yayınların kimler tarafından siteye konulduğunun tespit edilemediği belirtilen dilekçede, “Ancak sayfanın sonuna sitenin Google tarafından desteklendiği yazılmıştır. Atatürk’ü Koruma Kanunu başta olmak üzere, TCK ve ilgili maddelere aykırı olarak yayın yapan sitenin sorumlularının tespit edilerek, cezalandırılması ve bu sitenin de acilen yayınlarının durdurulması ve kapatılmasını talep ediyoruz” denildi.

Paylaşım sitesi “YouTube”a erişim de, Atatürk’e hakaret içeren görüntüler bulunduğu gerekçesiyle süresiz olarak yasaklanmıştı. Ankara Basın Savcılığı, Atatürk’e hakaret içeren görüntülerin sadece Türkiye veri tabanında kaldırıldığı gerekçesiyle erişime izin vermemişti.

10 Nisan 2009 Cuma

Duman Grubunu protesto ediyoruz

"Lem Yelid Ve Lem Yuled" kısmını "Lem Yelid Ve Löp Yutar" şeklinde değiştiren grup Akparti'ye atıf yaptığı parçasında dini terimleri ve Allah'ın ayetini küçük düşürmeye yönelik ifadeler kullanıyor.


"Duman I" isimli albüm Mart ayında piyasaya çıktı.SONY MUSIC'ten çıkan albüm Kültür Bakanlığı onaylı.İşte "Rezil" isimli parçanın sözleri;





Rezil

Ortada bir yanlış var
Yanlışı yapan yanar
Arkasında sandık var
Değmesin akıncılar

Geri kaç geri kaç, oğlancık
Senin de başın yanar
Ortada bir yanlış var
Memleket uyurgezer

Aldırma geldik oyuna
Kandır beni, kandırsana
Rezil kandırsana

Ortada bir dergah var
Devrilir başın yarar
Arkasında tezgah var
Lem yelid ve löp yutar

Geri kaç geri kaç, oğlancık
Senin de başın yanar
Ortada bir dergah var
Memleket uyurgezer

Aldırma geldik oyuna
Kandır beni, kandırsana
Rezil kandırsana

Ortada bir gerçek var
Gerçeği gören de var
Arkasında mercek var
Ve muhtelif sakıncalar

Geri kaç geri kaç, oğlancık
Senin de başın yanar
Ortada bir gerçek var
Memleket uyurgezer

Aldırma geldik oyuna
Kandır beni, kandırsana
Rezil kandırsana

Söz-Müzik: Kaan Tangöze


Şikayetler için:

Sony Music :

Tel :
+90 212 311 13 00

Fax:
+90 212 251 38 03

Mail:
infotr@sonybmg.com.trBu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır


Kültür Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı:


Telefonlar:
Başkanlık: (+90 312) 309 90 41
309 90 42
Santral: (+90 312) 309 90 35
309 90 36
309 90 38
309 90 39
309 90 40
Faks: (+90 312) 309 90 37
E-posta: teftiskurulu@kulturturizm.gov.trBu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır


İslamigundem.com

Duman Grubu İhlas Suresi Ayetleri ile Alay Ediyor!

Duman Grubu İhlas Suresi Ayetleri ile Alay Ediyor!




--------------------------------------------------------------------------------


Duman Grubu, SONY BMG etiketiyle çıkarmış oldukları son albümlerinde konsept olarak “ateizm” konusunu ele alıyor.

Bu albümdeki bazı şarkılarda “ahiretin olmadığı” şeklinde telkinleri bulunan grubun, “Rezil” isimli şarkıları ise Kur’an-ı Kerim’in bir sûresi olan “İhlas Sûresi” nin bir ayetini dejenere ediyor… Yani ayet ironi ve kinaye karışımı bir konseptin içinde bayağılaştırılıyor… “Lem yelid velem yuled” olarak bildiğimiz sürenin ayetleri Duman tarafından “Lem Yelid Ve Löp Yutar” şeklinde değiştirilmiş… Şarkıda din üzerinden geçinenleri eleştirmek isteyen Duman, bu sefer işi daha fazla ileriye götürerek kantarın topuzunu kaçırmış görünüyor…

Allah’ın bir ayetini böylesi bir kinaye ile değiştirme cüretinde bulunan insanların yaşadığı ülke, Müslüman bir ülke..Danimarka’da yaşanan karikatür krizinin ardından ayağa kalkan dünya Müslümanlarının tepkisi acaba Türkiye’de yaşayan Müslümanları da harekete geçirir mi?Bilemiyoruz.

Bildiğimiz tek şey varki, Allah’ın ayetleri ile oynama, değiştirme veya alay etmek gibi fiiller bir ülkede ya da bölgede işlenmeye başlıyorsa Allah’ın gazabının yavaş yavaş gelmek üzere olduğudur…

Cevrenizdeki bu konuda duyarli olan insanlara bu olayı kınamaları için SONY BMG’nin telefon-fax ve e-mail adresini vermek istiyorum…

Şikayetler için:
Sony Music :


Tel : +90 212 311 13 00
Fax : +90 212 251 38 03
Mail : infotr@sonybmg.com.tr

Tepkisiz Kalmayalım Lütfen

9 Nisan 2009 Perşembe

Ergenkon sanığından kafa karıştıran iddia

İŞKENCE KAYITLARI PAYLAŞILAMIYOR
Ergenkon sanığından kafa karıştıran iddia
Ergenkon sanığından kafa karıştıran iddia
Ergenekon davasının tutuklu sanığı Ümit Oğuztan, işkence gören kişinin Tuncay Güney değil, kendisi olduğunu ileri sürdü.

Ergenekon davasının tutuklu sanığı Ümit Oğuztan, MİT tarafından mahkemeye gönderilen ve mahkeme tarafından çözümü yaptırılan ses CD'lerinde işkence gören kişinin Tuncay Güney değil, kendisi olduğunu ileri süren yazılı basın açıklaması yaptı.

Kemal Kerinçsiz ise iddianameyi hazırlayan savcıların, sanıklar arasında zorla irtibat kurmaya çalıştıklarını ileri sürerek, hatta bazı sanıklarla birlikte 100 metre yol bile alamayacaklarını savundu.

Yazar Orhan Pamuk'un, kitabında Türk milletine hakaret ettiğini, bu kitabın 25 dile çevrilerek dünyaya yayıldığını belirten Kerinçsiz, "Onurlu olan hiçbir insan kendine ve milletine hakaret ettirmez. Biz de bu durum karşısında hukuk çerçevesinde demokratik hakkımızı kullandık." dedi.

Ceza ve Tevfik Evleri Genel Müdürlüğü Silivri kampüsü içerisinde İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yürütülen Ergenekon davasının 72. oturumunda tutuklu sanık avukat Kemal Kerinçsiz savunmasına devam etti.

Geride bıraktığı 5 günlük savunmasının ardından Kerinçsiz, 6. günde de sanıklar arasında suni bir irtibat kurulmaya çalışıldığını öne sürdü.

Davanın diğer sanıkları Behiç Gürcihan ve Bekin Öztürk ile ilişkilerinin son derece kötü olduğunu belirten Kerinçsiz, bazı sanıklarla 100 metre yol bile gidemeyeceğini, zaruriyetten aynı çatı altında bulunduklarını ve bu kişiler arasında örgüt ilişkisi aramanın zorlama olduğunu öne sürdü.

İddianamede 1995 yılından itibaren basın açıklamaları yapmaya başladığının vurgulanmaya çalışıldığını belirten Kerinçsiz, "Bu insan birden bu tarihte ortaya çıktı denilmeye çalışılıyor. 1995 yılı açıklama miladım olarak gösterilmeye çalışılıyor. Oysa siyasi hayatımın başladığı 1990-1991 yıllarından itibaren ben demokratik hak arayışı amacıyla basın açıklamaları yapmaya başladım. 17-18 yıldır bu mücadelenin içerisindeyim." diye konuştu.

Hiçbir açıklamaya 3-5 kişi dahi bir olup gitmediklerini ileri süren Kerinçsiz, "Açıklama zamanında insanlar orada toplanır. Birbirlerini oraya görür. Hatta belki bin kişiye varan kalabalık içerisinde katılan herkesi göremediğiniz zamanlar bile olur. Büyük Hukukçular Birliği'ne ait açıklamalarda avukat Kemal, savcılık tarafından cımbızla alınıp çıkarılmıştır. Bu tamamen maksatlı bir olaydır. Ben hedef seçilip, o toplumdan alınarak buraya getirildim." şeklinde konuştu.

Tutuklu sanıklardan Veli Küçük ile Muzaffer Tekin'in 28 Ekim 2005 tarihinde Fener Rum Patrikhanesi'nin Yunanistan'a gönderilmesi için yaptıkları etkinliğe katıldığı ileri sürülerek sanıklar arasında suni bir hiyerarşi ve örgütsel bağ kurulmaya çalışıldığını savunan Kerinçsiz, "Veli Küçük ile partim arasında bir husumet vardır. Bir arada bulunmamıza imkan yoktur. Belki toplantıya gelmiştir ki tutanaklar da orada olduğu belirtiliyor. Ancak partimin de bu açıklamaya destek verdiğini, katıldığını bilse belki kendisi hiç gelmeyebilirdi. İddia makamı, Veli Küçük ile aramızda örgütsel bağ olduğuna ilişkin bir kare fotoğraf getirsin, ben o zaman bir ilişkimiz olduğunu kabul edeyim. Ancak buna imkan yoktur. Çünkü bir arada bulunmamız söz konusu bile değildir. Kendisi Türk ordusuna yıllarca hizmet vermiş değerli bir subaydır. Tanısam neden söylemeyeyim ki. Savcılar, toplantı sırasında gördüm şeklindeki ifadeyi toplantı sırasında tanıdım diye iddianameye geçirmişlerdir. Tanımak ile görmek arasında fark vardır." ifadesini kullandı.

Fransız Konsolosluğu önünde sözde Ermeni soykırımının Fransız meclisinde kabul edilmesini protesto etmek için yaptıkları etkinlikte bir basın mensubu vasıtasıyla Danıştay saldırısı olayını duyduğunu belirten Kerinçsiz, saldırıdan büyük üzüntü duyduğunu söyledi.

Kerinçsiz, Kuva-i Milliye Yeniden ve Kuvayi Milleye 1919 adlı dernek üyeleriyle hiçbir toplantıda bir araya gelmediklerini, sadece Beykoz'daki Türkiye Kuvayi Milliye Mücahitleri Derneği'nin düzenledikleri bir etkinliğe katıldıklarını söyledi.

Ayasofya Derneği, Büyük Hukukçular Derneği ve Büyük Güçbirliği Derneği'nin etkinliklerinin örgütsel faaliyet olarak gösterildiğini belirten, bu tekinliklerle ilgili daha önceki oturumlarda görsel gösteri de sunan Kerinçsiz, bu derneklerinin kurulması için herhangi bir talimat alınmadığını dile getirdi.

Son iki oturumda mahkemede 21 etkinliğe ilişkin sunum yaptığını hatırlatan Kerinçsiz, iddianamede belirtilen diğer 11 etkinliğin ise zamanı gözeterek sunumunu yapmadığını söyledi.

Bu etkinlikleri emniyete bildirdiklerini, örgütlerde olması gereken gizlilik kuralının bulunmadığını belirten Kerinçsiz, basit insan ilişkilerinin iddianamede örgütsel ilişki, basit insani dostlukların ise bir suç delili olarak gösterildiği iddiasında bulundu.

Kerinçsiz, etkinliklerinde herhangi bir taşkınlık olmadığını, yasal çerçevede düzenlenen etkinliklerde kendilerine yönelik gerçekleştirilen gözaltılar sırasında görevlilerin hiçbir zorlukla karşılaşmadığını, tek bir direnişin dahi yaşanmadığını, örgüt operasyonlarında böyle bir durumun olamayacağını kaydetti.

Birçok Ermeni dostu olduğunu belirten Kerinçsiz, yaşayan her azınlık mensubu kişinin insani yaşama hakkı bulunduğunu söyledi. Kendisinin iddianamede etnik ayrımcılıkla suçlandığını belirten Kerinçsiz, "Onurlu olan hiçbir insan kendine ve milletine hakaret ettirmez. Orhan Pamuk kitabında Türklüğe hakaret edecek, bu kitap 25 dile çevrilerek dünyanın her yerine gönderilecek sorun yok, biz demokratik hak arayışı içerisinde dava açınca Türk milletinin imajı zedelenecek. Basın açıklamalarımızın çirkin olduğu söyleniyor. Oysa asıl çirkin olan Ermeni soykırımını teslimiyetçilik içerisinde kabul etmektir." şeklinde konuştu.

Türkiye'yi kaosa sürüklediğinin iddia edildiğini hatırlatan Kerinçsiz, "30 kişinin verdiği dilekçe ile nasıl bir kaos ortamı yaratılmıştır? Savcılığın tabiriyle bir gerginlik yarattıklarını kabul etseniz bile 30-40-50 kişi ile ülkeyi kaosa sürükleyemezsiniz." açıklamasını yaptı.

Öte yandan davanın tutuklu sanıklarından Ümit Oğuztan, duruşma sırasında avukatlar aracılığıyla yazılı açıklama yaparak, MİT tarafından gönderilen ve mahkemenin bilirkişiye çözümünü yaptırdığı ses CD'sinde işkence yapılan kişinin Tuncay Güney değil kendisi olduğunu ileri sürdü.

Oğuztan, "Hürriyet gazetesinde yayımlanan sorgu seslerinde işkence yapılan kişi benim. Bana yapılan işkence Tuncay Güney'e izlettirilerek korku sağlanmış ve sorgucuların her istediklerini kabul ettirebilmeleri sağlanmıştır. Tuncay Güney'e psikolojik baskı uygulanmış, birkaç tokat atılmışsa da fiziki olarak sistemli bir işkence yapılmamıştır. Yapılmasına gerek kalmamıştır. Mülakatında yer alan söylemleri ve rahatlığı kanıttır." şeklindeki yazılı açıklamasının basında yer almasını istedi.

Mahkeme heyeti başkanı Köksal Şengün, Kemal Kerinçsiz'in savunmasını keserek duruşmaya 9 Nisan saat 09.30'a kadar ara verdiklerini açıkladı.

(CİHAN)

reklam izle kazan

SPONSOR REKLAMLAR