4 Ocak 2009 Pazar

Meşakkat Abidesi Musa Aleyhisselam.

Meşakkat Abidesi Musa Aleyhisselam.
Sabır, Gayret ve Meşakkat İnsanı
Musa Aleyhisselam

Allah’ın en seçkin kulları olan peygamberleri arasında ilk beşten (Ulü’l-Azm Peygamberler) biri Musa aleyhisselam, henüz doğmadan öldürülmesi kararlaştırılmış bir kaderle dünya sahnesine geldi. Onu öldürmüş olabilmek için nice çocuklar doğar doğmaz öldürüldü. Ama o, Allah’ın kudretini ve planındaki azameti gösteren ayetlerle doğdu. Onu öldürmek isteyenlerin elinde büyüdü. Binbir çile ve sıkıntılarla kat ettiği yolların sonunda Peygamberlikle şereflendirildi.
Büyük bir tağutla uğraştıktan sonra ondan kurtuldu. Onun ardından kendi ümmeti ile yıllarca uğraştı. Belki de Firavun’dan çekmediğini kendisine iman ettiğini söyleyenlerden çekti. Çileli ve çetin bir hayat yaşadı. Mucize üstüne mucizeler çıktı elinden. Önünde dağlar yerinden oynadı. Deniz kurudu. Odun, canlı yılan oldu. Asasının vurduğu bir yerde su kurudu, öbür yerde ise su çıktı. Neredeyse insanlığın bütün birikimi kadar yoğun bir hayat yaşadı. İhanet ve isyanlarla iç içe yaşamak zorunda kaldı. Çok nimetler gören, ama hiç görmemiş gibi yaşayan bir milletin içinde kaldı.
Tarihin dönüm noktası o oldu. Onu Peygamber olarak gönderen Rabbinin rızasına erdi. Beğenildi. Gayreti ve heyecanı Kur’an’a konu oldu. Onlarca ayet ondan söz etti. Davası kendisinden sonraki peygamberlerin davası olarak sürdü. Mazlumlar firavunizme karşı onu kendilerine sembol edindiler. Firavunun başını uzattığı her yerde bir Musa arandı.
-

Yusuf aleyhisselam ile beraber tevhidle şereflenen Mısır’da firavunlar zulüm estiriyordu. Mısır’da yaşayan iki halktan biri olan İsrail oğullarını, yerliler olan Kıptilere hizmet ettiriyordu. Biri çalışıyor, diğeri eziliyordu. Biri yiyor, öbürü bakıyordu. Zulüm arttıkça arttı. Firavun kabardıkça kabardı. Öyle oldu ki, büyüyüp saltanatına zarar verir endişesi ile doğan her erkek çocuğun öldürülmesini emretti. Öldürdü durdu. Sonunda, gelecek yıllarda çalıştıracak işçi kalmayacak endişesi ile katliama değişik bir şekil verildi. Bir yıl doğan her erkek çocuk öldürülüyor, öbür yıl doğanlar yaşatılıyordu.
İbrahim aleyhisselamın vefatından iki yüz kırk yedi yıl sonra Harun aleyhisselam doğdu. O çocukların öldürülmediği sene doğmuştu. Ondan üç yıl kadar sonra da Musa aleyhisselam doğdu. Ama onun doğduğu günler erkek çocukların yaşamasının yasak olduğu günlerdi.
Firavun onu arıyordu. O doğdu.
Askerleri ev ev emzikli kadın ararken Musa, Firavun’un sarayına yerleştirildi. Bir mucizeler dizisi başladı.
Devlet yasağına ve sıkı aramalara rağmen Musa, Allah’ın emri ile doğdu. Annesi, yavrusunun öldürülmesinden endişe ediyordu. Korkarak onu emzirdi. Allah kalbine, bebeği kundağına sarıp bir sandık içinde Nil nehrine atmasını ilham etti. O da öyle yaptı. Yeni bebeği bir sandığa koydu. Sandığı da Nil’e bıraktı. Sonra da Musa’nın ablasına, sandığı nehir boyu izlemesini tembihledi. İçinde bebek bulunan sandık, gide gide Firavun’un sarayının önünde durdu. Hizmetçiler sandığı alıp saraya götürdüler. Firavun’un karısı Âsiye, sandık içindeki bebeğe adeta vuruldu. Zaten yıllardır çocuğu olmuyordu. Firavun önce bebeği öldürmek istedi. Ama Âsiye sarayda bakılması için rica edince kabul etti. Dedesi İbrahim’e ateşi serinlik selamet kılan Allah, Musa’yı nehrin suları arasında selamete kavuşturmuştu.
Dışarıda aradığı çocuk sarayına girmişti. Firavun’un korktuğu, sarayına geldi.
Musa acıkınca ağlamaya başladı. Emzikli kadınların memelerini kabul etmedi. Artık saray çocuğuydu ve ağlamaması gerekiyordu. Musa’nın ablası, yabancı biriymiş gibi, saray görevlilerine tanıdığı bir kadının bu çocuğu emzirebileceğini söyledi. Denemek için çocuğu onu doğuran annesine götürdüler. Memeyi kabul etti. Bunun üzerine emzirip büyütmesi için çocuk ona teslim edildi.
O doğurduğu çocuğu emzirirken, kapısında koruma amaçlı askerler bekliyordu. Yan komşuda ise, yeni doğan çocuk var mı diye arama yapılıyordu.
Musa büyüdü gelişti. Olgunluk yaşına erdi.
Bir öğle vakti Musa saraydan çıkmıştı. Dövüşen iki kişi gördü. Biri kendi kabilesinden diğeri ise Kıptilerdendi. İsrail oğullarından olan, Musa’dan yardım istedi. Musa da diğerini kenara itmek istedi. Eli ağır geldi ve adam öldü.
Ertesi gün yine bir kavgaya şahit oldu. Dünkü adam bugün başka bir Kıpti ile dövüşüyordu. Ona yaptığının yanlış olduğunu söyledi. Bu sefer kendi kabilesinden olan adam onu ortaya çıkardı. Dünkü adamı öldürdüğünü söyledi. Böylece dünkü cinayeti işleyenin Musa olduğu anlaşıldı.
Artık Musa’nın saraya dönmesi hatta şehirde kalması mümkün değildi. Bir hazırlık yapmaya fırsat bulamadan şehirden kaçtı. Medyen’e doğru yola çıktı. İlk defa bir çöl yolculuğu yapıyordu ve nereye gideceğini de aslında bilmiyordu.Asla Boşuna Değil!

- Âsiye yıllarca çocuk sahibi olamadı. İçinde bir çocuk hasreti vardı. Bu nedenle de bebeği görür görmez ona adeta vuruldu. Olmaz gibi bir şeyi teklif etti. İsrail oğullarından birine ait olduğu ve öldürülmesin diye kaçırıldığı belli olan bir çocuğu, öldürme emrini veren saraya bakılıp büyütülmesi için aldırttı. Ne büyük hikmet!
- Musa’nın karnı açtı. Ağzına konan ilk memeden emmesi gerekiyordu. Ama Allah, annesine ‘Onu sana geri vereceğiz.’ diye söz vermişti. Hiçbir memeden süt emmedi. Onu mecburen annesine teslim ettiler. Böylece, Allah’ın sözünün hak olduğu anlaşıldı. Bir de, zalim bir uygarlığı yıkmak için Allah adına cihada girecek olan Musa’nın ağzına giren ilk gıdası zalim bir saraydan değil, annesinin temiz ve helal sütünden olması gerekiyordu. Ne büyük hikmet!

Hiç yorum yok:

reklam izle kazan

SPONSOR REKLAMLAR